Çocuklarda Cinsel Kimlik Gelişimi

Cinsiyet, bireyi erkek ya da dişi olarak belirleyen, cinsel organların türü, baskın hormonların türü, doğum yapabilme, emzirebilme gibi fizyolojik özellikleri içeren; bu tanımda bahsedildiği biyolojik yönü dışında toplumsal yönü de olan bir kavramdır (Özpolat ve İşgör, 2013). Cinsiyetin toplumsal yönünde ise, toplumun kadın ve erkeğe yüklediği roller sistemi üzerinde durulur ve toplumsal cinsiyetin yaşamdaki gelişmelerle eşzamanlı oluştuğu savunulur (Vatandaş, 2007).

Cinsiyetin tanınmaya başlanması erken çocukluk dönemine denk gelir. Yeni doğmuş bir  çocuk kendini sosyal bir ortamın içinde bulur ve ilk olarak anne babasıyla sosyal ilişkiler  kurmaya başlar. Anne babasını gözlemleyerek onların sergiledikleri davranışları inceler, anne  babasının farklı davrandığını görür ve cinsiyete ilişkin rolleri tanımlamaya başlar (Bağçeli  Kahraman ve Arabacıoğlu, 2018). Thomson (1975), çocuğun cinsiyete ilişkin bu rolleri  kazanma sürecinin ilk olarak, çocuğun kendi cinsel kimliğini tanımasıyla başladığını savunur  (Ünlü, 2012). Bu bağlamda cinsiyeti anlamak için cinsiyet rolleri, cinsel gelişim, cinsel yönelim  ve cinsiyet kimliği gibi kavramların açıklanmasının yerinde olacağı düşünülmektedir. 

Cinsiyet Rolleri 

Cinsiyet rolleri, cinsiyet kavramının kadından ve erkekten beklediği davranış, tutum,  görev, hak ve yükümlülüktür ve cinsiyetin tanımlarında bahsedilen toplumsal cinsiyetle  ilişkilidir (Dökmen, 2010; akt. Yağhan Güder, 2014). Çocuklar doğuştan sahip oldukları  cinsel donanımları doğrultusunda gelişirken, çocuk sahip olduğu bu donanımı desteklediği  sürece kız ya da erkek kimliğini üstlenecektir (Şenyüz ve ark, 1995; akt. Eser, 2008). Peki  çocuk kendi cinsine özgü duyuş, tutum ve davranış özelliklerini nasıl kazanır? Bu noktada  cinsiyet rollerinin nasıl geliştiğine dair farklı teorileri savunan kuramlardan söz etmek yerinde  olacaktır: 

1. Psikanalitik Kuram:  

Freud, yetişkinlikte sahip olduğumuz kişiliğimizin şekillenmesi için çocukluğumuzda bazı  gelişimsel dönemlerden geçtiğimizi ve cinsel gelişimin de bu sürecin temelinde yer aldığını  savunmuştur. Bahsettiği bu süreci psikoseksüel gelişim kuramı çerçevesinde açıklamıştır. Bu  dönemler; oral dönem, anal dönem, fallik dönem, latent (gizil) dönem ve genital dönemlerdir.  Freud, 3-6 yaş aralığına denk gelen fallik dönemdeki anne-erkek çocuk, baba-kız çocuk  ilişkisinin oedipal ve elektra kompleksiyle çözümlenerek, kişilik gelişiminin şekillendiğini  belirtmektedir (Bilir,1994; akt. Eser, 2008). Freud’un ileri sürdüğü özdeşleşme kuramına göre  aile içinde çocuklar aynı cinsten ebeveynleri ile özdeşleşmektedir ve cinsel rol ve eğilimleri dâhil  olmak üzere, özdeşleştiği yetişkinin bütün özelliklerini edinir (Alkan, 1992; akt. Ünlü, 2012).  

Psikanalitik kuramın; bir diğer temsilcisi olan Erikson ise, çocuğun cinsel rol davranışlarını  geliştirirken aynı cinsiyetteki ebeveynle özdeşim kurduğuna katılır ancak özdeşim sonucunda  çocuğun ebeveyninin davranışlarını kendi cinsel kimliğiyle içselleştirdiğini vurgular (Tok,  2001). 

2. Sosyal Öğrenme Kuramı: 

Bandura, çocukların yeni davranışları, çevrelerindeki kişileri gözlemleyerek öğrendiklerini ve bu davranışları taklit ettiklerini; eğer taklit ettikleri davranışlar ödüllendirilirse de davranışı  içselleştirme yoluna gittiklerini ifade etmektedir. Çocuk anne- babasının istediği gibi cinsiyetine 

uygun davrandığında ödüllendiriliyorsa, bu davranışı taklit etmeye devam eder. Medya gibi  çevresel faktörlerin de bu süreci etkilediğini savunur. Böylece erkek çocuk erkek olmayı, kız  çocuk da kadın olmayı öğrenmektedir (Berk, 2003; Cherney ve Dempsey, 2010; Kail, 2004;  Ülken, 2011, akt. Bağçeli Kahraman ve Arabacıoğlu, 2018). Sosyal öğrenme kuramcılarının  odak noktası, çocukların çevrelerinde gördükleri ve kendilerine model aldıkları kişilerden  birtakım yaşantılar edinmeleri ve bu yaşantıların da davranışlarına yansıdığıdır. Dolayısı ile  cinsiyete ilişkin kalıp yargıların biçimlenmesinde de edinilen izlenimlerin payı büyüktür (Tok,  2001) 

3. Bilişsel Gelişim Kuramı: 

Bu kuram, cinsiyet rolünün sosyalleşmesinde çevreyi değil çocuğu aktif etken olarak  görmektedir. Yani çocuğun yaptığı tek şey çevresini gözlemlemek değildir, çocuk bu süreç içinde  bizzat rol alır. Kuramın temeline cinsiyetleri ayrıştırma sürecinin, bilişsel gelişimin evrensel  ilkelerini takip etmesi vardır (Özen, 1992). Kohlberg’in cinsel gelişim kuramı, Piaget’nin bilişsel  gelişim kuramını ve sosyal öğrenme kuramını temel alarak genişletilmiştir. Kohlberg, çocuğun  cinselliği anlamayı tamamlaması için zihinsel olarak üç aşamayı geçmesi gerektiğini  savunmaktadır; bunlardan ilki ‘temel cinsellik kimliği’dir. Bu aşama çocuğun kız ya da erkek  olduğuna dair fiziksel farklılığa varması aşamasıdır. İkinci aşama ‘cinsiyetin sabitliği’ aşaması,  çocukların cinsiyetlerinin her zaman aynı kalacağı, erkek ve kadın olarak büyüyeceklerini  düşündükleri aşamadır. Son aşama ise ‘cinsiyetin tutarlığı’ aşamasıdır. Çocuklar bu aşamada  insanların görünüşte bazı farklılıklara sahip olsalar da cinsiyetlerinin değişmeyeceğine inanır (Özdemir, 2019). Örneğin kısa saçlı bir kadın gördüklerinde onun erkek olmadığını  farkındalardır. 

Bilişsel gelişim yaklaşımına göre, çocuk 3 yaşlarına geldiğinde kendisinin ve diğerlerinin  cinsiyetlerini doğru olarak bilmektedir. 4 yaşlarına geldiğinde cinsiyetin değişmeyeceği  konusunda kısmen bir fikri vardır. Cinsiyet korunumu yaşından önce, yani okulöncesi dönemde  çocuklar cinsiyet rolleri arasında geçiş yapabileceklerine inanmaktadırlar. Kurama göre cinsel  kimlik bir defa geliştikten sonra, çocuk davranışlarını bu kimlik etrafında toplayacaktır (Temel  ve Aksoy; 2001; akt. Ünlü, 2012). 

4. Cinsiyet Şema Kuramı: 

Kuram, Sandra Bem önderliğinde şekillenmiştir. Bem (1981)’ e göre zihinde günlük  davranışları organize etmek için şemalar bulunmaktadır. Bu şemalardan bazıları cinsiyet  rollerine aittir ve cinsiyet rollerine ilişkin olan bu şemalar çocukların kız ve erkek rolleriyle  örtüşen bilgilerini içermektedir. Bunun bilgiler sayesinde çocuklar, zihinlerinde kız ve erkek  özelliklerine ait şemaları oluşturmakta ve kendi cinsiyetine uygun olan rolü sorular yoluyla  benimsemeye çalışmaktadırlar (Bayhan ve Artan, 2007; akt. Ünlü, 2012). Cinsiyet şeması  çocuğun 3 yaşına gelip, kadın ve erkek arasındaki temel farklılıkları fark etmesiyle ve kendi  cinsiyetini tanımaya başlamasıyla gelişmeye başlar. Cinsiyet şemaları, çocuğun kadın ve erkekler  için neyin uygun ve karakteristik olduğuyla ilgili bilgilerini sınıflandırmasına yardım eder.  Çocuklar her iki cinsiyet için de şemalar geliştir (Ünlü, 2012). 

Cinsiyet Şema Kuramına göre; çocuklar öncelikle davranışın ya da nesnenin kıza mı yoksa  erkeğe mi özgü olduğuna karar vermektedirler. Bu bağlamda çocuklarda gözlenen kalıplaşmış  inanışlar ya da belirli etkinlik tercihleri, onların cinsiyet şema düşüncesine fazlasıyla sahip  olduğunu göstermektedir (Berk, 2003; Kail, 2004; akt. Bağçeli Kahraman ve Arabacıoğlu, 2018). 

 

Cinsel Gelişim 

 Cinsellik, cinsiyetin tanınmasıyla başlayıp bireyin yaşamının sonuna kadar devam eden ve  yaşadığı topluma göre farklılık gösteren değerleri, duyguları, tutumları, davranışları ve bunlara  paralel olarak şekillendirdiği dış görünüşü ifade etmektedir (Özdemir, 2019). Cinsel gelişim ise  bireyin cinsel büyümesine karşı sağlıklı tutum takınması, cinsel sorunlarını yenebilmesi ve  olumsuz cinsel dürtülerini denetim altına alabilmesinde bilgili sahibi olmasıdır (Başaran,1992).  Cinsel gelişim çocukluk çağında başlar ve çocuğun çevresine uyum sağlaması, ruh sağlığının  yerinde olması, duygusal dengesi gibi durumlarla ilişkilidir (Eser, 2008). Cinsel gelişim, cinsiyet  farkındalığıyla ve yaşla paralel olarak ilerlemektedir. Peki çocuklarda cinsel gelişim aşamaları  nelerdir? Cinsel gelişim çocuğun cinsiyetinin belli olmasıyla başlar. 

Çocuklarda cinsiyetin belirlenmesi döllenme sırasında gerçekleşmektedir. Kadının  cinsiyet kromozomu olan X kromozomu, eğer erkeğin X kromozomu ile eşleşirse doğacak  çocuk kız (XX); eğer erkeğin Y kromozomu ile eşleşirse doğacak çocuk erkek (XY)  olmaktadır (Özpolat ve İşgör, 2013).  

Doğumdan sonraki ilk süreç olan 0-1 yaş döneminde, bebek tanımadığı bir vücuda  sahiptir ve dünyaya yabancıdır. Bu sebeple ilk aylarda vücudunu tanımaya çalışmaktadır.  Karnının doyması, vücuduna ılık suyun değmesi, altının değişmesi gibi durumlar çocuğun haz  kaynaklarıdır (Yavuzer, 1997 ve Yılmaz, 2017).  

1-3 yaşa geldiğinde çocuklar kız veya erkek olduklarının tam olarak farkında değillerdir.  Bu dönem çocukların vücutlarını keşfetmeye başladıkları dönemdir (Özkızıklı ve Okutan,  2014; akt. Özdemir, 2019). Tuvalet eğitimi nedeniyle annenin ilgisi çocuğun cinsel  organındadır ve çocuk da ilgisini kendi cinsel organına yöneltir (Yavuzer, 1997). 2 yaşından  itibaren çocuklar hem kendi cinsiyetlerine hem de karşı cinse ilişkin farklılıkları sezmeye  başlayıp bu farklılıklara ilişkin sorular sormaktadır (Yılmaz, 2017). 

3-6 yaş aralığına gelindiğinde, çocuklar birbirinden farklı iki cinsiyetin olduğunu  kavramışlardır. Sorularla cinsiyetler arasındaki farkları bulmaya çalışırlar. Kız çocukları anneyi, erkek çocukları babayı taklit ederek onların davranışlarını sergilemektedir. Onların  taklitlerini yaparak, onların eşyalarını kullanarak kendi cinsiyetlerine ilişkin davranışları  edinmeye başlarlar (Özkızıklı ve Okutan, 2014; akt. Özdemir, 2019). Dokunma yoluyla  kendisini ve cinsel organını tanırlar (Yılmaz, 2017). Genellikle oyuncak ve oyun tercihlerinde  cinsiyet farklılıkları artar (Cook ve Cook, 2005). 

6-8 yaş aralığında ise, 3 – 6 yaş döneminde yoğun olarak yaşanan cinsiyet konularına  ilişkin merak, okul döneminin başlamasıyla yerini zihinsel ve sosyal yoğunluğa bırakmaktadır  (Yılmaz, 2017). Sabit ya da artan cinsiyet farklılıkları televizyon programı tercihlerinde, spor  etkinliklerinde, oyunlarda ve hobilerde fark edilir. Örneğin erkekler daha fazla çizgi film ve  macera programları izler (Cook ve Cook, 2005). 

Cinsel Yönelim 

Cinsel yönelim, bireyin erotik ve romantik ilgilerini ya da cinselliğini herhangi bir cinsiyete  yönlendirmesi ya da herhangi bir cinsiyet tarafından cinsel olarak uyarılması olarak  tanımlanır. Kişi cinsel yönelimine göre heteroseksüel, homoseksüel, biseksüel ya da aseksüel  olabilir (Özsungur, 2010). Amerikan Psikoloji Derneği (2009), cinsel yönelimin tercihe bağlı  bir durum olmadığını, yönelim olarak adlandırılan ve aşık olmak gibi yoğun duygusal  durumları içeren psikolojik dürtüler ve biyolojik sistem ile bağlantılı bir durum olduğunu  savunmaktadır (Eşel, 2006). Freud (1961)’a göre yetişkinlikte yaşanan cinsel tecrübe ve romantik ilişkilerin temeli ilk çocukluk yıllarındaki yaşantılarla atılmaktadır ve yetişkinlik  çağında da ilk çocukluk tecrübeleriyle biçimlenmektedir (Okci, 2017). 

Cinsiyet Kimliği 

Cinsel kimlik ya da cinsiyet kimliği, kişiye ait bir özdeşim duygusudur ve kişinin kendini  kadın ya da erkek cinsiyetine ait hissetmesi olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun kız ya da erkek  olduğunun farkına varması, kendi bedenini ve benliğini bir uyum içinde kabullenmesi ve kız  ya da erkek olmaktan huzur ve güven duyabilmesidir (Özsungur, 2010). Çoğu çocuk cinsiyet  kimliğini ve kabulünü 3 yaşına geldiğinde kazanmaktadır (Santrock, 2017). Çocuğun cinsiyet  kimliği kazanmasında anne ve baba ile büyüme, çocuklara verilen oyuncaklar, kitap ve medya  yayınları, annenin çalışması, erkek çocuk beklentisi ya da kız çocuk beklentisi, babanın  yokluğu, babanın ve annenin cinsel rollerinin gereğini yerine getirmemesi, kocanın erkeklik  anlayışının abartılmış olması faktörleri etkilidir (Ersoy, 2003; akt. Ünlü, 2012). 

Anne ve baba ile büyüme, çocuğun cinsel kimliğini kazanmasında önemlidir çünkü  çocuğun çevresindeki ilk modeller anne ve babadır (Temel ve Aksoy, 2001; akt. Ünlü, 2012).  Ancak anne ve babanın kendi cinsiyetlerine ait rollerini iyi yapmaları ve bunu etkin biçimde  çocuğa göstermeleri gerekir (Alkan, 1992; akt. Eser, 2008). Aksi takdirde özdeşim  modellerinin yokluğu ya da niteliği, anne baba psikopatolojisi, anne baba ilişki sorunları  (birbirini aşağılama, saymama), aile içi şiddet, ihmal ve cinsel istismar, kadın cinsiyetinin  kötülenmesi, babanın kızını sevmemesi, oğlunu ileri derecede ürkütmesi ya da ihmal etmesi  gibi nedenlerle sağlıklı özdeşim engellenmektedir (Öztürk 2001; akt. Özsungur, 2010).  

Çocuklara verilen oyuncakların da onların cinsel kimliklerini kazanma sürçlerinde etkili olduğu düşünülmektedir. İlk aylardan başlayarak ebeveynler bebeğin cinsiyetine uygun  davranmaya özen gösterir. Kız çocuğu bebekler ve oyuncak ev benzeri oyuncaklarla; erkek  çocuğu arabalar ve savaş oyuncaklarıyla oynatılır. Yani ebeveynler tarafından çocuğun cinsiyetine göre oyuncak seçimi yapılır (Baran, 1995; akt. Ünlü, 2012). Bir erkek çocuk  oyuncak arabasıyla oynadığında anne baba mutlu olur, gülümser, çocuğa ilgi gösterir ve genel  olarak çocuğun bu seçimi pekiştirilir. Fakat erkek çocuk bir oyuncak bebekle oynamayı  seçtiğinde, anne ve babası olumsuz şeyler söyleyebilir ve hatta onu doğrudan cezalandırabilir,  bebeği elinden alıp uzaklaştırabilir. Her iki durumda da çocuk kendi cinsiyetine ait, cinsiyet damgalı oyuncakları seçmeyi öğrenir (Vatandaş, 2007). Oysa oyuncaklarda cinsiyet ayrımı  yapılmamalıdır. Oyuncaklar çocuğa ‘kız oyuncağı’ ya da ‘erkek oyuncağı’ olarak etiketlenmiş  şekilde tanıtılmamalıdır. Çocuk oyun oynarken kendisine ait yeni bir dünya kurar, bize düşen  bu dünyada çocuğu özgür bırakmak olmalıdır. 

Kitap ve medya yayınları cinsel kimliğin oluşmasında bir diğer araçtır. Çocukların  dinledikleri hikâyeler, seyrettikleri filmler ve televizyon programları cinsel kimlik  gelişimlerine büyük katkıda bulunurlar ancak çocukların yaşamlarındaki insanlar kadar etkili  değillerdir (Aral ve ark., 2000; akt. Ünlü, 2012). Çocukların kitap tercihlerinin de cinsiyete  göre şekillendiği düşünülmektedir. Burada ebeveynlerin dikkat etmesi gereken nokta, yine 

oyuncaklar gibi masallarda da çocuğun özgür bırakılmasıdır. Kız çocuğunu sadece  kurtarılmayı bekleyen, bir erkeğin yardımına muhtaç; erkek çocuğunu ise güçlü, asla  ağlamayan, duygularını göstermekten kaçınan masal figürlerine yönlendirmek, çocuğun kadın  ya da erkek cinsiyetiyle ilgili farklı algılara ulaşmasına sebep olabilir. Çocuğa kadın ya da  erkek olmasından önce bir insan olduğu öğretilmeli ve seçimlerinde özgür bırakılması  sağlanmalıdır.

 

Annenin çalışan bir ebeveyn olmasının da çocuğun cinsiyet kimliği kazanımını etkilediği  düşünülmektedir. Çalışan ve çalışmayan anneler, çocuklarına birbirlerinden farklı rol model  sunabilir ve farklı çocuk yetiştirme yöntemleri benimseyebilirler (Konuk 2003; akt. Eser,  2008). Annenin duygusal durumu da çalışıp çalışmamasına bağlı olarak değişebilmektedir. 

Çalışma durumu anneye mutluluk ya da suçluluk gibi duygular yaşatabilmektedir. Bu da  çocuğun annesini model alırken içselleştirdiği davranışları etkiler (Konuk, 2003; akt. Ünlü,  2012). Ancak annenin çalışan bir ebeveyn olması, çocuğuyla kaliteli vakit geçirmesi önünde  bir engel değildir. 

Ailenin erkek çocuk ya da kız çocuk beklentisi de çocuğun cinsiyet kimliği kazanım  sürecini etkileyebilmektedir. Çocuğun kız ya da erkek olarak beklenmesi, kız çocuğunun  erkek gibi yetiştirilmesine, erkek çocuğunun da kız gibi yetiştirilmesine neden olabilmektedir  (Eser, 2008). Böylece çocuğun cinsiyetle ilgili şemaları karmaşık bir hal alabilir.  

Babanın yokluğu çocuğun cinsiyet kimliği gelişimini etkileyebilen bir diğer faktördür.  Babanın cinsiyet gelişiminde önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Babanın hayatta olmadığı ya da uzun süre evden uzak olduğu ailelerde cinsiyet rolüne uygun davranımlarda bazı  aksaklıklar olabilmektedir (Temel ve Aksoy, 2001). Kadın rol modellerinin bol olduğu ama  erkek rol modellerinin olmadığı ya da sınırlı olduğu evlerde, erkek çocuğu kendi cinsiyet  kimliğinden uzaklaşabilmektedir (Alkan, 1992; akt. Ünlü, 2012). Aynı şekilde erkek rol  modellerinin fazla olduğu ama kadın rol modellerinin bulunmadığı evlerdeki kız çocukları da  bu noktada cinsiyet kimliği gelişiminde olumsuz etkilenebilmektedir. 

Babanın veya annenin cinsel rollerinin gerektirdiği şekilde davranmaması ve kocanın  erkeklik anlayışının abartılı olduğu bir evde bulunmak da cinsiyet kimliği kazanım sürecini  etkilemektedir (Alkan, 1992; akt. Eser, 2008). Ebeveynler aile içinde birbirine değer vermeli  ve kendilerini eşit şekilde ortaya koymalıdır. Çocuklarının kendilerini gözlemlemesine fırsat  vermelidir. 

 Çocukların cinsiyet davranışlarının şekillenmesinde ayrıca anne babanın çocuğa karşı  tutumları, anne babanın cinsellikle ilgili yaklaşımları, anne babanın boşanmış olması, ailenin  dağılmış olması, anne ya da babanın ölümü, çocuğun cinsiyet ya da cinsellikle ilgili sorularına  verilen cevaplar, çocuğun nerede ve kiminle uyuduğu gibi faktörler de önemlidir (Eser, 2008).  Sözü edilen durumlarda çocuğa sergilenen yanlış tavırlar, çocuğun cinsiyetle ilgili olumsuz  şemalar geliştirmesine neden olabilir. 

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

İlayda Atıcı Psikoloji, Aile Danışmanlığı, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzm. Kl. Psk.

Randevu al Profili görüntüleyin

Yorumlar: (0)