Makaleler 13/10/2025

Bebek ve Çocuklarda Görülen Solid Tümörler ve Kanserler

Prof. Dr. Osman Zeki Karakuş Çocuk Cerrahisi
Prof. Dr. Osman Zeki Karakuş
Çocuk Cerrahisi

Çocuk yaş grubu olarak sınıflandırılan 0-18 yaşlarında çok sayıda iyi ya da kötü huylu kanser görülmektedir. Bunlar arasında yüzde 27,5’i ile en sık görülen ise lösemilerdir.

Lösemi ve lenfoma türü kanserler nadiren cerrahi girişim gerektirir. Bunların dışında kitle etkisi ile köken aldığı doku ya da organda büyüyerek yer kaplayan ve çevre organları etkileyen ya da uzak organlara yayılarak metastaz yapan tümörler de vardır. Bu tümörlerde de iyi ya da kötü huylu karaktere sahip olanlar olmakla birlikte bunların çoğunluğunun cerrahi yöntemlerle çıkarılmasını gerektirmektedir.

Yer kaplayıcı tümörlerde çocuklarda en sık kafa içinde gelişen beyin tümörleri (Yüzde 20) görülmektedir. Ancak burada beyin tümörleri dışında vücudun diğer herhangi bir yerinde ortaya çıkabilen tümörlerden bahsedeceğiz. Bu tümörler arasında çocuklardaki sıklık sırasına göre Nöroblastom (Yüzde 7,3), Wilms tümörü (Yüzde 6,1), Rabdomyosarkom (Yüzde 3,4), Teratom ve Over/testis tümörleri gibi diğer yumuşak doku kitleleri (Yüzde 16,5) yer almaktadır.

NÖROBLASTOM

Nöroblastom tümörü çocukluk çağında en sık görülen beyin dışı solid tümördür ve kötü huylu kanserlerin yüzde 7-10’unu oluşturur. Nöroblastom köken olarak sempatik sinir hücrelerinden kaynaklanır. Küçük mavi hücreli dar stoplazmalı tümör grubunun bir üyesidir. Nöroblastomun ortaya çıkmasına neden olan faktörler hakkında çok az şey bilinmektedir. Ailesel ve genetik faktörler ön planda suçlanmaktadır. Bunun dışında gebelikte bazı ilaçlara, hormonlara ya da toksinlere maruz kalmanın da rol oynayabileceği düşünülmektedir. 12 aylıktan küçük bebeklerde lösemilerden iki kat fazla görülmektedir.

Klinik özellikler

Nöroblastomun ortalama tanı yaşı 19 aydır. Hastaların yaklaşık yarısı bebeklikte tanı alır. Ancak 18 aydan küçük bebeklerde metastatik yayılmış hastalıkta bile iyi sonuçlar almak mümkündür. Çünkü yaş ilerledikçe kötü huylu karakteri artmaktadır. En sık başvuru şikâyeti, karında sert bir şişlik, kitle ele gelmesidir. Ancak nöroblastom bazen boyunda, göğüs kafesinin içinde ve pelviste yerleşimli olabilir. Tümör, hormon aktif özelliği olduğundan hipertansiyona neden olabilir. Bağırsaklara bası yaptığı durumlarda ise kabızlık başlangıç şikâyeti olabilir. Lenf bezlerinin tutulumu hastaların yarısında görülür bu nedenle boyunda, koltuk altında ve kasıklarda şişlik şikâyeti görülebilir.

Tümör metastaz yaparak sıklıkla uzak organlara yayılım gösterir. En sık kemiklere ve karaciğere yayılır. Özellikle kemik tutulumu olan hastalarda eklemlerde, kalça kemikleri ve omurgada sürekli ağrı şikâyeti olabilir. Metastatik hastalığı olanlarda solgunluk, kilo kaybı, ağrı, ateş ve terleme olabilir. Bazı hastalarda deri tutulumu da görülmektedir. Bu hastalarda kol ve bacaklarda, gövdede deri altında fındık büyüklüğünde sert ağrısız şişlikler saptanabilir. Kafa kemiklerinde tutulum olan hastalarda göz çevresinde panda gözüne benzer morluk görülebilir. Tümörün hormonal metabolitlerinin artıklarına bağlı vücutta nöbet benzeri kasılmalar, titremeler ve anormal göz hareketleri de görülebilir.

Tanı yöntemleri

Tanıda fizik muayene önemlidir. Karın içi kitleler ele gelebilir. Genellikle çok hareket etmeyen ağrısız kitlelerdir. Muayenede göğüs kafesi ve pelvis yerleşimli kitlelerde bası etkisine bağlı solunum sıkıntısı, kabızlık vb. durumlar saptanabilir.

Laboratuvar tanısında hastada rutin kan tahlilleri dışında idrarda Vanil Mandelik Asit (VMA), Homo Vanilik Asit (HVA) Ferritin, Laktat Dehidrogenaz (LDH) ve Nöron Spesifik Enolaz (NSE) düzeyleri kullanılır. Bu değerlerde yükseklik saptanması ve yükselmenin derecesi hastanın yaşam şansını ve süresini etkilemektedir.

Radyolojik görüntülemede ise direkt röntgen grafileri ile kitle içindeki kalsifikasyonlar, ultrasonografi ile kitlenin içeriği ve boyutları, tomografi ile kitlenin hem boyutları hem de çevre organlara invazyonu ve kanlanması değerlendirilebilir.

Çevre organlara olan yumuşak doku invazyonları Magnetik Rezonans Görüntüleme (MR) ile daha net değerlendirilebilmektedir. Nöroblastom düşünülen hastalarda özellikli bir diğer tanı yöntemi tüm vücut kemik sintigrafisidir. Özellikle kemik yayılımı olup olmadığı ve hangi kemiklerde tutulum olduğu saptanabilmektedir.

Bunu yanı sıra tümörden biyopsi alınarak histopatolojik incelemeler ile tanı kesinleştirilmektedir. Bunlardan MYC-N protoonkogeninin amplifikasyonu, kromozom 11q aberrasyonu ve DNA diploidisi incelenmektedir. Bunların saptanması hastalığın kötü prognozlu olacağını göstermektedir.

Tedavi

Nöroblastom tedavisi birçok bölümü ilgilendiren bir yapıdadır. Tedavinin ana çatısı ilaç tedavisini içeren kemoterapi, cerrahi olarak kitlenin çıkarılması ve ışın tedavisi olarak adlandırılan radyoterapiden oluşmaktadır. Tedavi her hasta özelinde, tümörün evresine, hastanın yaşına, genetik anormalliklere, tümörün biyolojik karakterine, hastalık risk grubuna ve yerleşim yerine göre değişmektedir. İleri evre hastalarda ya da standart tedaviye yanıtsız olgularda kök hücre nakli ve immünoterapiye kadar uzanabilmektedir. Yayılmamış lokalize tümörlerde ve düşük risk grubunda yüzde 90 iyileşme ile sonuçlanabilmektedir. Kötü huylu tümörlerde ve yüksek risk grubunda her şeye rağmen sağ kalım oranı yüzde 30-40 düzeyinde kalmaktadır.

WİLMS TÜMÖRÜ (NEFROBLASTOM)

Çocukluk çağında en sık görülen böbrek tümörü, ‘nefroblastom’ olarak da bilinen Wilms tümörüdür.

Tanı anında ortalama hasta yaşı üç olan tümör, en sık 12-48 ay arasında izlenmektedir. Hastaların yüzde 90-95’inde tek taraflı iken kalan kısmında her iki böbreği de tutabilmektedir. İki taraflı olanlarda ailesel ve genetik yatkınlık daha yüksektir. Gebelik döneminde böbreğin gelişimi aşamasında ilkel böbrek dokularının ortadan kalkmaması ve devam etmesi neticesinde görülmektedir. Wilms tümöründe genetik yatkınlık Wilms tümör geni-1 (WT-1) ve WT-2’de bozukluk saptanmaktadır. Hastaların yüzde 90’ında iyi huylu karakter sergilerken kalanında yaygın anaplazi içeren kötü huylu karakter de görülmektedir.

Klinik bulgular

Hastaların çoğu tanı anında herhangi bir bulgu vermez. Aile çocuğunu banyo yaptırırken ya da çocuk doktorunda rutin muayenelerinde karında ağrısız ele gelen kitle şeklinde fark edilirler. Bazı hastalarda karın ağrısı nedeniyle ultrasonografi yapılırken tesadüfen saptanmaktadır. Düşme, çarpma ya da araç kazası vb. durumlarda tümörde yırtılmaya bağlı karın içine kanama sonrası da saptanması olasıdır. Bazı çocuklarda idrarda kan görülmesi tümörün ilk bulgusu olabilir. Hastaların yaklaşık yüzde 25’inde hipertansiyon ortaya çıkabilir. Diğer tümörlerde olduğu gibi ateş yüksekliği, kilo kaybı da görülebilir.

Tanı yöntemleri

Cerrahi öncesinde laboratuvarda rutin kan ve idrar tetkikleri dışında tümöre özgü bir tetkik pek bulunmaz. Genetik analiz ile Wilms tümör genleri saptanabilir. Radyolojik incelemelerde diğer solid tümörlerde olduğu gibi ultrason, bilgisayarlı tomografi ve MR sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. (Şekil 2) Tümör en sık akciğerlere yayılma gösterdiği için tanı aşamasında Wilms tümöründen şüphelenilen hastalarda akciğer tomografisi ile yayılım olup olmadığı değerlendirilmektedir. Bu hem tanıda hem de tedavi aşamasında ve sonrasında hastalığın gerilemesinin ve ilerlemesinin takibinde kullanılmaktadır.

Tedavi

Tümörün tedavisinde kemoterapi, cerrahi ve radyoterapi protokolleri uygulanır. Hastanın yaşı, tümörün büyüklüğü ve evresi, histolojik karakteri, uzak yayılım olup olmadığı hastalığın uzun dönem sonuçlarını etkilemektedir. Kemoterapi yanıtı yüksek bir tümör olduğu için büyük tümörlerde ya da iki böbreği de tutan tümörlerde önce kemoterapi ile tümör küçültülmekte sonrasında cerrahi ile kitle çıkarılmaktadır. Cerrahi tedavide tümörün olduğu böbrek ile kitle birlikte çıkarılmaktadır. İki böbreğin tutulduğu durumlarda ise büyük kitlenin olduğu tarafta böbrekle kitle birlikte çıkarılırken diğer tarafta sağlam böbrek dokusu korunarak sadece kitle çıkarılmaktadır. Tek taraflı iyi huylu Wilms tümöründe tedavi sonrası uzun dönemde böbrek yetmezliği olasılığı yüzde 1’in altındadır. Özellikle radyasyon tedavisi alan hastalarda ileri yaşlarda kalp ve akciğer hastalıkları ile meme kanseri gelişme olasılığı artmaktadır. Hastalarda 40’lı yaşlarda lösemi gibi kanserlerin gelişmesi de olasıdır.

TERATOMLAR /GERM HÜCRELİ TÜMÖRLER

Çocukluk çağında üreme hücrelerinden köken alan germ hücreli tümörler hastanın yaşı, bulunduğu yer, klinik bulguları, biyolojik ve histolojik özellikleri bakımından oldukça değişkenlik gösteren patolojidir. Aynı kökene sahip olmalarına rağmen normal farklılaşmaya sahip olanlar üreme organlarında yerleşik gonadal tümörler olarak adlandırılır. Öte yandan üreme organları dışında anormal büyüme, gelişme gösterenler ise ekstragonadal tümörler olarak adlandırılır.

Ekstragonadal tümör grubu genellikle vücut orta hatta göğüs kafesinde, genital bölgede, kuyruk sokumunda veya kafa içerisinde ortaya çıkabilir. Çocuğun yaşı ile görüldükleri bölge arasında sıkı bir ilişki vardır. 1 yaş altında en sık kuyruk sokumu bölgesinde yerleşirler. 1-12 yaş arasında ise sıklıkla boyun, göğüs kafesi ön kısımda ya da karın arka duvarında yerleşirler. Ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte daha çok üreme organları olan kızlarda overler, erkeklerde testislerde ortaya çıkarlar. Çocukluk çağı germ hücre tümörlerinin çoğunluğu iyi huyludur ve en yaygın olanı matür teratomlardır. Bu tümör grubunun yaklaşık yüzde 20’si kötü huylu karakter sergiler. Teratomların yaklaşık yüzde 35-60 oranında kuyruk sokumu bölgesinde yerleşik sakrokoksigeal tümörler iken yüzde 20-25’i overlerde yerleşiktir. Over kist ve kitlelerin yüzde 95’i iyi huylu özelliktedir. Ergenlik ve erişkinliğe geçişte kötü huylu tümör olasılığı artmaktadır.

Gebeliğin erken dönemlerinde oluştuğu için konjenital yani doğumsal hastalıklardandır. Vücut yapılarını oluşturan üç germ yaprağından köken alırlar. Bu nedenle tümör içerisinde iyi farklılaşmış hücre tipleri olan deri, saç, diş, tiroit, mide, kas ve kemik dokularını içerebilir. Bazen dokular o kadar organize olur ki çocuk hasta kendi vücudu içerisinde ikinci bir bebek taşıyormuş gibi görünür. Teratomlar yüzde 85 iyi huylu olmakla birlikte yüzde 15-25 kötü huylu hücreler barındırabilir. Germ hücreli tümörler rastgele özellikte bireysel ortaya çıkmaktadır. Annenin gebelikte bazı kimyasallara maruz kalması da suçlanmaktadır.

Klinik bulgular

Teratomlar genellikle orta hat yerleşimlidir. Ekstragonadal tutulum yüzde 50 ile erişkinlerden farklıdır. Teratomlar genellikle yerleştiği organ ya da dokuda kitle etkisi ile ortaya çıkarlar. Bazı tipleri hormon üretimi de yaptıkları için endokrin bozukluklarla bulgu verebilir.

Gonadlarda yerleşik germ hücreli tümörlerden testiste teratom, seminom, embriyonel karsinom ve koryokarsinom görülür. Erkekte testislerde ağrı ve şişlik olarak bulgu verir. Kızlarda overlerde görülen tipleri ise matür teratomlar, disgerminom, endodermal sinüs tümörü, embriyonel karsinomlar ve miks tip tümörlerdir. Kızlarda özellikle karın ağrısı, bulantı kusma, büyümüş over dokusunun torsiyon denilen damarlar etrafında burulması, dönmesi neticesinde kan akımının durmasına bağlı kangrenöz durumlar ortaya çıkabilir. Apandisite benzer bir tablo olarak bulgu verebilir. Sürekli az az kronik karın ağrılar, iştahsızlık, şişkinlik, zaman içerisinde yavaş büyüyen karın şişliği diğer bulgulardır.

Tanı yöntemleri

Cerrahi öncesinde laboratuvarda rutin kan ve idrar tetkikleri dışında bazı tanı yöntemleri kullanılır. Bu tümörlere özgü alfa fetoprotein (AFP), beta human koryonik gonatropin (HCG), over tümörlerinde CA-125 tanıda kullanılan tetkiklerdir. Radyolojik görüntülemede öncelikle ultrasonografi ile tarama yapılır. Kitlenin kistik ve solid yapıları değerlendirilir. Ayrıca tomografi ve MR ile daha detaylı olarak tümör yapıları değerlendirilmektedir. Kuyruk sokumu yerleşimli tümörler ise çoğunlukla gebelikte yapılan ultrasonlarda bebekte kitle olarak saptanabilmektedir. Sadece karın içinde yerleşimli kitleler ise doğumdan sonra yine ultrason ve tomografi ile saptanmaktadır.

Tedavi

Tümörün tedavisinde kemoterapi, cerrahi ve radyoterapi protokolleri uygulanır. Teratomlar ve diğer germ hücreli tümörler saptandıktan sonra cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Özellikle kuyruk sokumu yerleşimli olanlar bebek 2 aylıktan, küçükken çıkarıldığında iyi huylu özellik göstermektedir. İster testis ve overlerde yerleşik olsun isterse vücudun diğer bölgelerinde yerleşik olsun tümörün cerrahi olarak tamamen çıkarılması gerekir. Üreme organlarında yerleşik tümörlerde kitle ile over ya da testisin de çıkarılması gerekebilmektedir. Tümör çıkarıldıktan sonra patolojide incelemeye alınmaktadır. Kötü huylu özelliği gösteren immatür hücreler saptanması durumunda hastanın yaşı, tümörün yerine ve tam çıkarılma durumuna göre kemoterapi ve radyoterapi tedavileri de eklenebilmektedir. Bununla beraber çocukluk çağında görülen teratomlar cerrahi tam çıkarma ve kemoterapi protokolleri ile yüksek sağ kalım oranlarına sahip tümörlerdir. Tedavi sonuçları son yıllarda oldukça yüz güldürücüdür.

RABDOMYOSARKOM

Bu tümörler çocuk yaş grubunda en sık görülen (Yüzde 5-8) yumuşak doku sarkomudur. İskelet, kas dokusuna farklılaşabilme potansiyeline sahip hücrelerden köken alır. Kısa sürede çevre doku ve organlar yayılarak kan ve lenf yoluyla uzak yayılım gösterebilir. Özellikle 2-6 yaş ve 12-18 yaşları arasında daha sık görülür. Vücudun herhangi bir yerinde gelişebilir. Baş, boyun, göğüs duvarı, karın içerisi ve pelvis, kol ve bacaklar sık ortaya çıktığı bölgelerdir. Göz küresinde, vajinada ve testis etrafında gelişen tipleri göreceli olarak daha iyi seyirlidir. Mesane ve vajinadaki kitleler dışarıya doğru büyüyerek gözle görülebilir hale gelebilirler.

Klinik bulgular

Hastaların şikâyet ve bulguları tümörün yerleştiği yere göre değişiklik gösterir. Boğaz ve boyun bölgesinde yerleşimli olanlar kanlı ve koyu yapışkan geniz akıntısı, ağrı sık sinüzit bulguları, burun kanaması ve yutma güçlüğü yapabilir. Orta kulağı tutan olgularda kulak ağrısı ve akıntısı olabilir. Göz tutulumu olan hastalarda göz kapağında düşüklük, gözde dışarı doğru büyüme, görme bozuklukları, gözlerde kayma ve ağrı şikâyeti olabilir. Vajina tutulumu olan hastalarda vajinal kanlı ya da kansız akıntı ilk bulgu olabilir. Bazen üzüm salkımı şeklinde kitlenin dışarıya sarktığı görülebilir. Mesane ve idrar yolu tutulumu olanlarda idrarda kan, sık ve az az idrara çıkma, idrar kaçırma, ağrılı idrar yapma ve idrar yapmada zorlanma bulguları görülebilir.

Tanı yöntemleri

Cerrahi öncesinde, laboratuvarda rutin kan ve idrar tetkikleri dışında tümöre özgü bir tetkik yoktur. Özellikle tutulum yaptığı bölge ve organa göre laboratuvar bulguları değişiklik gösterebilir. Radyolojik görüntülemede ultrason, tomografi ve MR rutin olarak kullanılmaktadır.

Tedavi

Tümörün tedavisinde kemoterapi, cerrahi ve radyoterapi protokolleri uygulanır. Çevre dokulara yoğun invazyonu olduğu için cerrahi olarak tam çıkarılması oldukça zor bir tümördür. Çoğu hastada bulguları ve çevre organ fonksiyonlarındaki bozulmayı hafifletmek amacıyla küçültme operasyonları yapılmaktadır. Tümörün evresine göre kemoterapi yanıtı değişmekle birlikte yanıtı diğer tümörlere göre oldukça düşüktür. Radyoterapiye orta derecede duyarlıdır. Hastaların 5 yıllık sağ kalım oranları evre 1-2 tümörlerde yüzde 80 iken evre 4 tümörlerde yüzde 25’e düşmektedir. Uzak yayılım olması ve çıkarılan tümörün olduğu bölgede nüks görülmesi kötü seyir bulgularıdır. Bu hastalarda sağ kalım süresi 2 yılın altındadır.

OVER KİST VE TÜMÖRLERİ

Bebek ve çocuklarda over yani yumurtalık kitleleri büyük bir çeşitlilik gösterir. Çocuklarda görülenlerin büyük çoğunluğu iyi huylu özelliktedir. Kötü huylu olmayan lezyonlar fonksiyonel yumurtalık kistleridir. Ergenlik dönemine kadar en sık görülen lezyonlardır. Bunların bazıları basit sıvı dolu kistler iken bazıları içerisine kanayarak komplike hale gelebilirler. Tümöral olanlar ise hem iyi huylu hem de kötü huylu karakter sergileyebilir. Over kistleri bebeklikten itibaren hemen hemen her yaşta görülebilir ancak çoğunlukla kendiliğinden gerilediği için nadiren tedavi gerektirirler. Ameliyat gerektiren over neoplazilerinin çoğu iyi huyludur ve en sık matür teratom, müsinöz ve seröz kistadenomlar görülür. Çocuklarda kötü huylu tümörler oldukça nadirdir. Genital organlarda görülen tümörlerin yüzde 2’sini oluştururlar. 20 yaş altı over tümörlerinin yüzde 75’i üreme hücrelerinden kaynaklanır. Adet görmeden önceki dönemde bu oran yaklaşık yüzde 90’dır. Kötü huylu over tümörlerinin sadece yüzde 2’si 18 yaş altında görülmektedir.

Klinik bulgular

Hastaların şikâyet ve bulguları kitlenin iyi veya kötü huylu özellik göstermesine bakmaksızın benzerdir.
Başka sebeplerle yapılan ultrason görüntülemede tesadüfen saptanabilirler. En sık şikâyet karın ağrısıdır. Hızlı büyüyen tümörler de akut olabilir. Ancak çoğunlukla yavaş büyüyen özellik gösterdikleri için haftalar aylar süren aralıklı kronik karın ağrıları yaygındır. Tümör büyümesine bağlı yumurtalık damarlarında torisyon dediğimiz burulmaya bağlı kan akımının durması durumunda şiddetli kıvrandırıcı bıçak saplanır tarzda karın ağrısı görülebilir. Yavaş büyüyen kitlelerde karının zaman içerisinde büyüdüğü, kilo aldığı ya da gebe olduğu zannedilebilir. İştahsızlık, kabızlık, sık idrara çıkma, bulantı, kusma şikayetleri olabilir. Hormon salgılayan tiplerinde özellikle östrojen salgılanmasına bağlı erken seksüel gelişim görülebilir. Bunlar arasında erken adet görme, vücut kıllanmasının ve meme gelişiminin yaklaşık 9-10 yaştan daha erken başlaması ilk bulgular olabilir.

Tanı yöntemleri

Fizik muayenede karında kitle ele gelebilir. Vücut kıllanmasında yaşa göre erken artış ya da erkek tipi kıllanma saptanabilir. Kitlede yırtılma ya da damarlarda burulma olduğunda apandisite benzer karın ağrısı görülebilir. Bu tümörler hormon üretme özelliklerine sahiptir. Cerrahi öncesinde laboratuvarda rutin kan ve idrar tetkikleri dışında tümöre özgü tetkikler arasında AFP, beta-HCG, LDH ve CA-125 bulunmaktadır. Görüntülemede ise öncelikle ultrasonografi kullanılır. Kan akımında sorun olduğu düşünülen olgularda doppler ultrasonografi tercih edilir. Kitlenin özelliğine göre ileri aşamada tomografi ve MR incelemelerde yapılmaktadır.

Tedavi

Tümörün tedavisinde kemoterapi, cerrahi ve radyoterapi protokolleri uygulanır. Tedavinin temeli kitlenin cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Kitle yumurtalıkta tutulum tipine göre sadece kitlenin çıkarılmasıyla yapılabilirken bazen yumurtalık ve tüplerle birlikte çıkarılmasını gerektirebilir. Patolojik doku incelemelerinde kötü huylu karakter sergileyen tümörlerde kemoterapi ve radyoterapi tedavileri de eklenmektedir. Çocukların over kist ve tümörleri çoğunlukla iyi huyludur. Bu nedenle uzun dönem sağ kalım oranları oldukça yüksektir.

Sonuç olarak, bebek ve çocuklarda birçok kitle etkisi yapan tümörler gelişebilir. Bu tümörlerin birçoğu erken çocukluk döneminde iyi huylu özellikler gösterirken yaş ilerledikçe kötü huylu özellikleri artmaktadır. Çoğunluğu tesadüfen, başka sebeplerle hastanın muayenesi ya da incelemeleri sırasında fark edilmektedir. Ancak görünür şişlikler daha erken saptanırken karın içi ya da göğüs kafesi içerisinde yavaş büyüyen kitleler diğer organlar üzerinde yaptığı etkiler nedeniyle daha geç fark edilmektedir. Tedavide cerrahi olarak kitlelerin çıkarılması temel tedavi prensibi olmasına rağmen kötü huylu özelliğe sahip tümörlerde kemoterapi ve radyoterapi tedavileri de gerekebilmektedir. Bazı tümörlerin ileri dönem sağ kalım oranları düşük olsa bile çoğunluğu erken tanı ve tedavi ile normal sağ kalım oranlarına sahiptir. Ailelerin bebeklikten itibaren çocuklarının vücutlarını olası kitleler açısından gözlemlemeleri en ufak bir şüphede hastaneye başvurmaları çok önemlidir. Çocukluk çağı tümörlerinin tanı ve tedavi süreçleri özellikli ve uzun zaman alabildiği için ileri düzey üçüncü basamak bir merkezde değerlendirilmeleri önem arz etmektedir.

Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.

DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.


www.doktortakvimi.com © 2025 - Doktor bul ve randevu al

Bu web sitesi çerezleri kullanıyor.
Tarayıcınızda çerezlerle ilgili ayarları düzenleyebilirsiniz.