Boşanma Sürecinde Çocukla İletişim

Yazar Deniz ArıkPsikiyatrist • 5 Aralık 2016 • Yorumlar:

 

Kimse boşanmak için evlenmez ama işte gün gelir yoların ayrılması gerekir. Hele bir de çocuk ya da çocuklar varsa arada her şey daha da güçleşir. Peki o çocuklara neler olur? Ebeveynlerinden birinden (genelde babadan) ayrı büyümek zorunda kalan çocukları neler bekler? Bu yazıda boşanma süreciyle birlikte uzakta kalan ebeveynin ve “aile”nin kaybının yası, eksikli olma algısı, arada kalmanın açtığı yaralar, çocuğa birleştirici rol verilmesi, sırdaşlık, düzen değişikliğinin etkisi, istenmeme sevilmeme hissi, anneyle bağımlılık, rekabet sorunlarına etkisi ve kardeşlerin ayrılmasının etkilerine değineceğiz ve boşanma süreci ve sonrası için bazı önerilerde bulunacağız. Çoğunlukla çocuklar anne yanında kaldığı için yazıda çocuğun yanındaki ebeveyn yerine anne, uzaktaki ebeveyn yerine babayı kullanacağız. Ancak cümleler anne ve baba kavramları yer değiştirilerek de okunabilir. Boşanmayı öncelikle bir yas süreci gibi ele alabiliriz. Yani çocuk bir kayıp yaşar. Hem ebeveynin kaybı gibi yaşanabilir, hem de “aile” hissinin, eski düzenin kaybıdır. Bu kaybın yasını nasıl tutacağı çocuğun yaşı, önceki ayrılık süreçlerinin nasıl geçirildiği, yanındaki ebeveynin bu olayla nasıl başa çıktığı, depresyonunun olup olmadığı, diğer destek sistemleri (yakın aile fertleri), özellikte erkek çocuk için özdeşim için uygun kişilerin olup olmadığı (dayı, dede vs..), babayla ilişkinin sıklığı ve kalitesi, boşanma öncesi babayla bağlanma ve paylaşımın düzeyi, boşanma sürecinin ne kadar travmatik olduğu ( çocuğun önünde edilen kavgalar, sarfedilen kötü sözler, boşanma nedeni, 3. şahısların dahil olduğu süreçlerde çocukların bu bilgilere maruz kalması gibi etkenler) tarafından belirlenir. Eksikli olma halinin yası da sürece eklenir. Artık çocuk diğerleri gibi değildir, bir nevi çirkin ördek yavrusudur. Bu durumdan utanabilir, dışlanacağından korkabilir. Gizleme ve gizlenme eğilimi ortaya çıkabilir, daha önce yaptığı aktiviteleri bırakabilir, görüştüğü arkadaşlarıyla görüşmeyi istememeye başlayabilir. Doğumgünleri, yılsonu gösterileri gibi özel günlerde bu nedenle daha sancılı, sıkıntılı, sinirli olabilir.

Arada kalma boşanma sonrası çocuğu en çok zedeleyen süreçlerden biridir. Anne baba birbirinden haber almak için çok da farkında olmadan çocuğu kullanabilir. “Babanla neler yaptınız?” “yanında kimler vardı?” “yeni evi nasıl?” “ne konuştunuz?” “ ne yediniz?” gibi masum görünen sorular bile çocuğa yük yükler ve kafasını karıştırır. Sorulara doğru cevap verse babasına karşı; yanlış cevap verse annesine karşı suç işlediği hissine kapılabilir ve kaygı düzeyi artar, ne yapacağını bilemez. Daha da kötüsü birbirine karşı olumsuz hisler besleyen ebeveynlerin bu duygularını çocuklarıyla paylaşmaları ve bilinçdışında öçlerini çocuk aracılığıyla almaya çalışmalarıdır. Çocuk için en zehirli mantar bile daha az acı verir. Diğer ebeveyn hakkında olumsuz konuşmak, hakaret etmek, özellikle de çocuğa ne kadar kötü davrandığını ya da çocuğu sevmediğini ima etmek maalesef sık yapılan yanlışlardan. “Bizi terketti”, “Seni düşünseydi zaten bunları yapmazdı”, “Onun ..sı yüzünden boşandık” bilinçdışında eski eşe karşı çocuğun hakemliğinde puan kazanma çabalarından başka bir şey değildir ve çocuk sizin ya da eski eşinizin puanıyla ilgilenmemektedir, çünkü zaten annesi ve babası olarak her ikinizin de puanının 100 olmasını istemektedir. Çocuk kendini güvende hissetmek için anne babayı idealize etmek zorundadır. Bu noktaya yaptığınız her puan kırma girişimi çocuğu idealizasyonunu yeniden sağlamak için savunma yapmaya zorlayacaktır. Çocuk için yorucu ve kaygıyı artıran bir durumdur.

Birleştirici rol verilmesinin yükü: Genelde iyi niyetli uzak çevre tarafından yapılan yersiz bir girişimdir. “Onlar bir yanlış yaptı, sen onları birleştir” denir, çocuğa taşıyamayacağı kadar yük bindirilir. Zaten boşanan ailelerde hemen her çocukta anne babayı birleştirme fantezisi varken dışarıdan gelen bu uyarılar ve nasihatler çocuğu bir yanılsamaya iter. Bu imkansız görevi gerçekleştiremeyen çocuk, başarısızlığı kendi beceriksizliğine ya da sevilmemesine mal edebilir. Bir de boşanmayı istememiş olan ebeveyn tarafından yapılan hali vardır ki çocuk için daha da yaralayıcı olur.

İstenmeme-sevilmeme algısı: Çocuklar doğaları gereği egosentrik yani ben merkezci düşünürler. İyi ya da kötü çevrelerinde ne oluyorsa kendilerine mal etme eğilimindedirler. Küçük bir çocuğa “güneş neden doğuyor?” diye sorsanız, “beni ısıtmak için” diyecektir. Bunu gibi, olan olumsuz olayların da kendisinden kaynakladığı gibi bir düşüncesi vardır. Boşanmanın ve sonrasında babayla görüşememenin faturasını da kendisine çıkarma ihtimali büyüktür. Bu nedenle boşanma sonrası çoğu çocuk istenmediği sevilmediği bu nedenle terk edildiği hissine kapılabilir.

Sırdaşlık: Anne ve baba bilinçdışı ya da bazen kısmen bilinçli olarak paylaşımı artırmak ve özellikle çocuğun gözünde suçlu olmadığını kanıtlamak amacıyla çocukla sırdaşlık etmeye başlayabilir. Bu sırdaşlık boşanma sebebinin açıklanması, önceki anlaşmazlıkların paylaşılması, diğer ebeveynin sevilmeyen yanları, kötü özellikleri, O’ndan ne çok çektiği ve şuanki özel hayatını içerebilir. Oysa ki bu çatırdayıp sallanan kulelerin arasında gidip gelirken çocuk için anne babanın, anne baba yerinde kalmasına ihtiyacı vardır. Anne babanın özel hayatına dair her bilgi çocuğun iç dünyasına zehirli bir ok atmak gibidir. Anne baba, çocuklarının sıralarını dinleyebilirler ancak bu sırdaşlık tek taraflı olmalı, kendi sırları konusunda ketum olmalıdırlar. Çocuğun sırtına taşıyamayacağı yükler yüklenmemelidir.

Yersizlik yurtsuzluk ve düzenin değişmesi: Rutin ve düzen çocuklar için koruyucudur. Özellikle ergenlikte ama genelde her yaşta kurallardan ve rutinden şikayet etseler de ( neden her gün aynı saatte yatmalıyım, neden daha uzun çizgi film izleyemiyorum, off bugün de okula gitmesem noolur?) çocuklar hangi gün hangi saatte neler olacağını, neler yapacaklarını bildiklerinde güvende hissederler, ekstra strese girmezler. Fakat boşanma sonrası evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Baba (uzaktaki ebeveyn yerine kullanılmıştır) artık eskisi kadar sık göremediği çocuğunu her fırsat bulduğunda görmeye çalışabilir, ya da belki çocuğa bağlanması eşe bağlanmasından zayıf olan babalarda hatırlatılmazsa çocuğu alma ihtiyacı hissetmeyebilir. Tutarsızlık ve düzensizlik çocuğun stresini, kaygısını artıracaktır. Baba gelecek mi gelmeyecek mi, alacak mı almayacak mı kaygısıyla uğraşan minik zihni öğrendiklerini kaydetmekte zorlanmaya başlayabilir, çocuğun der başarısı düşmeye, daha unutkan olmaya başlayabilir. Bazı aileler çocukların 1 hafta bir annede bir hafta babada kalması gibi bir formül bulabiliyorlar. Bunun da çocukta göçebelik hissine yol açacağını düşünüyorum. Çocuğun bir tane birincil evi ve odasının olması, diğer eve kısa sürelerle gelip gitmesi daha uygun olabilir.

İşyerinde bir hafta bu odada, bir hafta uzaktaki başka bir odada çalıştığınızı düşünün. Ya da her haftanın belli bir günü geçici görevle başka bir odaya geçtiğinizi.. Hangisi daha kolay ve güvende hissettirirdi. Bir kişinin özellikle de bir çocuğun yerinin yurdunun belli olması, özellikle de çekirdek aile parçalandıktan sonra (nükleer çekirdek aile de denebilir bu durumda) aidiyet hissinin korunması açısından önemlidir.

Simbiyotik ilişkinin ve bağımlılığın çözülememesi: Anne, bebeğin ilk bağlandığı kişidir. Baba ise dış dünyanın temsilcisidir. Çocuğa dış dünyayı tanıtarak, çocuğu dış dünyaya davet ederek anneyle olan bağımlılığından kurtulmasına yardımcı olmak temel işlevlerindendir. Babanın boşanma sonrası gitmesi durumunda anneyle kalan çocuk için simbiyotik ilişkinin çözülmesi ve bağımlılıktan özerkliğe geçiş süreci zora girer. Burada annenin özellikleri ve babanın çocukla ilişkilenme biçimi ve sıklığı önemlidir.

Rekabet: Çocuk kızsa hem bağımlılık ve hem anneyle rekabet sorunları ilişkiyi iyice çatışmalı hale getirebilir. Çocuk erkekse, babayı rekabette alt etmiş olmanın keyfi ve suçluluğu bir arada yaşanır. Hele anne eşinin gidişiyle yaşadığı boşluk duygusuyla birlikte, çocuğuyla aynı yatağı paylaşmaya başladıysa o zaman erkek çocuğunun iç dünyası iyice karışır. Özellikle 3-5,5 yaşları arasında, yani erkek çocuğun annesine aşık olduğu ve babayla rekabet ettiği dönemde yaşanan bir ayrılıkta anne çocuk arasında sınırların korunması özellikle önemlidir.

Kardeşlerin ayrılması: Kardeşlerden birinin annede birinin babada kaldığı durumlarda haset, kıskançlık, özlem, öfke gibi duygular yaşanabilir. Bu durumda çocukların kaybı daha da büyüktür.

Ebeveynlere öneriler:

Nasıl anlatılmalı? Boşanma süreci netleştiğinde, mümkünse anne baba bir arada çocukla konuşmalıdır. Ayrılık kesin değilse çocuğa boşanmadan bahsetmemek uygun olur, aksi takdirde kaygısı çok artar. Kesinse “Anne babalar evlenmeyi kendileri ister ve kendileri karar verirler ama bazen anlaşmazlıklar yaşayabilirler. Bu anlaşmazlıklar ve kavgalar çok olursa bazen ayrı evlerde yaşamaya karar verebilirler. Biz de annenle/babanla bundan sonra ayrı evlerde yaşamaya karar verdik” denebilir. Yaşına ve anlama kapasitesine göre bu konuşma düzenlenebilir. Ancak çocuğun boşanmada bir rolünün olmadığı, bunun tıpkı evlenme kararında olduğu gibi anne ve babanın kendi arasında bir karar olduğu vurgulanmalı, gerekirse daha açık olarak “bu durumda senin bir suçun yok, değiştirmek için yapabileceğin bir şey yok, bu annenle/babanla aramızda bir konu” da denebilir. Çocuğun anlayacağı şekilde gelecekte yaşayacaklarına dair kısaca bilgi de verilmelidir. Çünkü çocuk boşanmanın ne olduğunu tam olarak bilmeyebilir. Kendisine ne olacağıyla ilgili kaygı yaşar. “Baban yine baban, ben yine annenim bu değişmez. İkimiz de seni çok seviyoruz ve bu hep böyle kalacak. Ama sen benim yanımda kalacaksın, .. günleri baban seni alacak ve onun evinde kalacaksın vs..” gibi gelecekle ilgili bilgilendirme yapıldıktan sonra soracağı sorulara göre detaylandırma yapılabilir. Her şeyi biranda anlatmaktan ve henüz hazır olmadığı, özellikle kaygısını korkusunu artıracak bilgilerden kaçınılmalıdır (İlerdeki yeni ilişkiler gibi). Çocuğa yalan söylemek (babanın uzakta çalışmaya gittiği gibi) yine çocuğun “iyiliği” düşünülerek yapılan yanlışlardan. Çocuklar biz duymadıklarını hissetmediklerini düşünsek de bir şeylerin çok ters gittiğini, hiç değilse mutsuz ya da üzgün olduğunuzu hissederler. Böyle bir durumda bir açıklama getirmezseniz en kötüsünü düşünme olasılıkları artar. Dahası bu algıladıkları terslikleri kendilerine mal edebilirler. Kaygıları artar. Kötü bir şeyler oluyor ama ne olduğunu bilmiyor olduğunuzu düşünün. Boşanma sonrası bazı günler eskisi gibi aynı evde kalmak, beraber “aileymiş gibi” yapmak çocuğun kafasını karıştırır. Geri dönülebileceği umudunu doğurur. Umudu bir türlü gerçekleşmeyen çocuk her seferinde bir kez daha hayalkırıklığı yaşar. Her yas sürecinde olduğu gibi çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat verilmeli, hiçbir şey olmamış gibi yapması, hızlıca toparlanması beklenmemelidir. Çocuğun öfkeli ve veya üzgün olması doğaldır. Babayla düzenli görüşmeler olması çok önemlidir. Günün ve saatinin belirli olması herkes için koruyucudur. Anne depresyona girdiyse ya da başa çıkmakta çok zorlanıyorsa yardım almaktan çekinmemelidir. Baba yerinden ilişki kurabileceği dede, dayı, erkek bir öğretmen gibi sağlıklı erkek figürleriyle ilişkisini kuvvetlendirmek yerinde olabilir. Çocuğa taşıyamayacağı sorumluluklar vermek erkenden olgunlaşmasına: içi ham bir meyveyken dışının sert kabuk bağlamasına yol açacaktır. Babanın “gittiği” her durumda sıklıkla yapıldığı gibi “Bu evin reisi/babası artık sensin” denmemeli, çocuğa erişkin sorumluluğu yüklenmemelidir. Taşıyamayacağı büyük bir yük olduğu kadar, ensestiyöz duyguları da alevlendiren bir söylemdir. Eşinize olan öfkenizin en büyük zararının çocuğunuza olacağını unutmayın: Eski eşinize yönelik olumsuz sözler, imalardan uzak durun. Geniş çevrenin de çocuğun yanında annesi/babasıyla ilgili olumsuz konuşmaması için önceden uyarın. Eski eşinize söylemek ya da sormak istediklerinizi kendisine söyleyin, ateşe sokamadığınız eliniz yerine çocuğunuzu kullanmayın. Sizin baş edemediğiniz durumlarla O’nun baş etmesini beklemeyin. Ne yediniz, ne yaptınız gibi sorular yerine, çocuğun kendisine ve duygularına odaklanan sorular sorun: Nasılsın? Günün nasıl geçti? gibi.. Hafiyelik yapmayın ve O’ndan da hafiyelik yapmasını beklemeyin. Geçmiş ya da güncel konularda sırdaşlık etmeyin; arkadaş değil, anne-baba yerinde durun. Birçok arkadaş bulabilir ancak anne ve babası birer tanedir. Çocuğun özel günlerinde mümkünse bir arada yanında olmak önemlidir. Eksikli hissetme konusunda konuşmaya çalışın. Boşanmış aile çocuklarının birbirleriyle arkadaşlık etmesi birbirlerini anlamaları, yaralarını beraber sarmaları açısından yararlıdır. Ancak yalnızca boşanmış aile çocuklarıyla arkadaşlık eden çocukların kendi hüznü ve çatışmasından çıkamaması, özellikle ergenlerde kendi duygularıyla arkadaşının duygularını ve yaşadıklarını zaman zaman karıştırması, olumsuz duyguların girdap etkisiyle kendini tedavi amaçlı tehlikeli olabilecek alışkanlıklara başvurması dikkat edilmesi gereken konulardır. Eksiğini kapatma dürtüsüyle sınırsız davranmayın, aşırı hediyelere boğmayın. Eşyalar ve oyuncaklar sevginin yerini doldurmaz. Sevdiğinizi, onunla eğlendiğinizi göstermek için çocuğunuza özel zaman ayırmanız, sizin de eğlendiğiniz oyunlar ve aktiviteler yapmanız yeterlidir.

Çocuğun alanlarını artırmaya çalışın: sevdiği bazı kurslar, yeteneğine göre hobiler gibi. Özellikle spor ve tiyatro çocukların ruhsal gelişimleri açısından önerilir. Ancak hiçbir zaman zorlayıcı olmamakta fayda var. Son olarak, çocukların adaptasyon yeteneği çok fazladır. Birçok yeni duruma erişkinlerden daha hızlı ve daha kolayca adapte olabilirler. Bu söylediklerimizden bazıları sizin çocuğunuzun ya da sizin de başınıza gelmiş olabilir ancak bu ruhsal olarak kesinlikle yaralandığı ya da hastalanacağı anlamına gelmez. Mutlaka izleri olacaktır ancak kimin hayatında izler yok ki? Yara izlerimiz bizi biz yaparlar. Üretken insanlar, özellikle sanatçılar yaralarını dönüştürebilen insanlardan çıkar.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)

Yazar

Deniz Arık

Psikiyatri Uzm. Dr.

Randevu al