Diyabet ve Beslenme

Yazar Gökhan ÇelikDiyetisyen • 20 Ocak 2020 • Yorumlar:

Diyabet veya diğer adıyla şeker hastalığı besinlerle vücudumuza besinlerle alınan glikozun kanda yükselmesi olarak tanımladığımız yaygın ve kronik bir hastalıktır. Pankreas adlı hücremiz insülin hormonu salgılayarak glikozu kandan çeker ve hücrelerin içine girmesini sağlar. Hücre içine giren glikoz enerji olarak kullanılır. İhtiyaçtan fazla glikoz alınmışsa kaslar ve karaciğerde glikojen olarak depolanır. Diyabet hastalarında yeterli insülin üretilmez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılmaz. Bu durumda glikoz hücre içine giremez ve kanda yükselir. Tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, gestasyonel diyabet ve prediyabet olmak üzere dört çeşidi vardır. Diyabeti olmayan bireyin açlık kan şekeri seviyesi 120 mg/dl; tokluk kan şekeri(yemekten iki saat sonra) seviyesi ise 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlık ve toklukta ölçülen kan çekerinin bu değerlerin üstüne çıkması diyabet varlığını gösterir. Kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri ölçümü (AKŞ) veya Oral Glikoz Tolerans testi (OGTT) yapılarak anlaşılır. Açlık kan şekeri ölçümü 100-125 mg/dl olması prediyabet (gizli şeker) sinyalidir. Açlık kan şekeri ölçümünün 126 mg/dl ve üstü olması ise diyabetin varlığını gösterir. Oral glikoz tolerans testinde (glikoz tüketildikten 2 saat sonra yapılan kan şekeri ölçümünde) 140-199 mg/dl ise prediyabet(gizli şeker); 200 mg/dl veya üzeri ise diyabet tanısı koyulur.

Tip 1 diyabet pankreasta bulunan, insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelir. Tip 1 diyabette mutlak insülin eksikliği vardır ve tip 1 diyabet hastaları insülin hormonunu ömür boyu dışardan (enjekte yoluyla) almak zorundadır. Tip 1 diyabet sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıktığı için ‘juvenil diyabet’ adını da alır. İnsüline bağımlı diyabet olarak da adlandırılır. Tip 1 diyabet riski yüksek kişilerden bahsedecek olursak; anne, baba, kardeş gibi birinci derece yakın akrabalarında tip 1 diyabet olanlar, çok sayıda tip 2 diyabetli yakını olanlar, gebelik sırasında diyabeti ortaya çıkan kadınlar yüksek risk grubundadır.

Belirtilerine baktığımızda; vücutta insülin yapılamadığı zaman insülin hormonunun görev yaptığı diğer işlevler de tam olarak yerine getirilemez yani glikoz enerji olarak kullanılamaz kanda birikmeye başlar ve belli bir düzeyden sonra idrarla atılmaya başlar. İdrarla atılan şeker suyla birlikte atılacağı için kişi sık idrar çıkmaya başlar. Buna bağlı olarak çok su kaybedildiği için kişide çok fazla su içme ihtiyacı olur. Glikozu kullanamayan vücut enerji ihtiyacını gidermek için depo yağları ve proteinleri kullanmaya başlar ve bu kişinin zayıflamasına neden olur. Fazla miktarda yağ yakımı da ketoasidoza ve bu da karın ağrısı, halsizlik, yorgunluk gibi rahatsızlıklara neden olur.

Tip 1 diyabet tedavisinde mutlak çözüm insülin enjeksiyonudur. Tedaviye yardımcı diğer yöntemler ise sağlıklı beslenme,  düzenli egzersiz ve eğitimdir. İnsülin tedavisine baktığımızda; insülin protein yapıda bir hormondur ve midede sindirilir bu yüzden ağız yoluyla alınmaz enjeksiyon zorunludur,  günümüzde insan insülinine benzer yapıda saflaştırılmış preparatlar kullanılmaktadır. Günlük insülin ihtiyacı kişinin yaşına boyuna ağırlığına gıda tüketimine günlük egzersiz durumuna bağlı olarak değişmektedir. İnsülinin saklama koşulları +4/+8 derecedir. 

Tip 1 diyabette beslenme tedavisi insülin enjeksiyonuna yardımcı, kan şekerini dengeleyici en önemli tedavi yöntemlerinden biridir. Tıbbi beslenme tedavisinin amacı kişinin kültürel ve fiziksel isteklerine uygun olacak şekilde büyüme ve gelişmeyi sağlamak, ideal vücut ağırlığını koruyarak şişmanlığı veya zayıflığı önlemek,  sağlıklı besin seçimleri ile sağlığı iyileştirmek, kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutarak diyabetin akut ve kronik metabolik komplikasyonlarını önlemek veya ortaya çıkış süresini uzatmak; eğer komplikasyonlar ortaya çıkmış ise semptomları azaltmaktır. Tip 1 diyabetli kişilerin çoğu tanı konulduğunda zayıftır ve yeterli bir diyet ile olması gereken ağırlığa ulaşacaktır. Obez kişilerde ise enerji kısıtlamasına gidilerek ağırlık kaybı ve daha iyi glisemik kontrol sağlanmalıdır. Günümüzde diyabetli hastaların beslenmesinde karbonhidrat kısıtlaması önerilmemektedir.  Günlük enerjinin karbonhidrattan gelen miktarının %50 den az olmaması gerekmektedir. Karbonhidrat kısıtlamasına gidildiğinde kişinin kan lipid ve kolesterol seviyeleri artmakta ve koroner kalp hastalığına yatkınlık ortaya çıkmaktadır. Tip 1 tedavisinde karbonhidrat sayımı da çok önemlidir. Karbonhidrat sayımı dediğimiz şey nedir? Kişinin öğünlerde tükettiği karbonhidratın miktarını belirlemesidir. Bu yöntemin temeli ana ve ara öğünlerde doğru miktarda karbonhidrat tüketilmesine dayanmaktadır. Ana ve ara öğünlerdeki karbonhidrat miktarı öğün öncesi ölçülen kan şekeri düzeyine göre ayarlanmalıdır. Protein tüketimi ise kan şekerini karbonhidratlar kadar yükseltmediğinden diyette yeterli miktarda bulunması önemlidir. Diyabetli kişilerde kalp damar hastalık riski normal bireylerden daha yüksektir. Diyabetli bireylerin beslenme programında yağlarla ilgili asıl yapılması gereken doymuş yağ ve kolesterolü kısıtlamaktır. Yetersizlik belirtileri veya özel durumları olmayan diyabetlilerde vitamin ve mineral takviyesine gerek duyulmaktadır. Fakat yapılan çalışmalarda antioksidan vitamin ve mineral desteğinin tedavide çeşitli yararlar sağladığı sonucuna varılmıştır. Diyabetli hastalarda B grubu vitaminleri ek olarak verilmektedir. Diyabetlilerde yağ alımı sınırlandırılmışsa da A ve D vitaminleri önerilmektedir. Diyabetli hastalarda hipertansiyon riski de olduğundan fazla tuz alımı önlenmelidir. Tip 1 diyabetlilerin kan şekeri dalgalanmasını önlemek amacıyla 3 ana 3 ara olmak üzere 6 öğün beslenmeleri önerilse de hastanın kullandığı insüline ve yaşam şekline bağlı olarak değişmektedir. Tip 1 diyabet tedavisinde en sık karşılaşılan akut komplikasyonlardan birisi hipoglisemidir. Hipoglisemi kan şekerinin 55-65 mg/dl’nin altına düşmesidir. İnsülin dozunun fazla olması, öğün atlama, uzun süreli şiddetli egzersiz yapılması, ishal, kusma, sindirim güçlüğü, aşırı alkol gibi nedenler hipoglisemiye neden olmaktadır. 

Tip 2 diyabet; pankreasın yeterli insülin üretmemesi veya üretilen insülinin etkili kullanılamaması sonucu kan şekerinin aşırı yükselmesidir. Şişman bireyler, 4 kg dan ağır bebek doğuran kadınlar, ailesinde diyabeti olanlar, stres altında yaşayan kişilerde görülme olasılığı daha yüksektir. Sık idrara çıkma, çok su içme, açlık hissi, eller ve ayaklarda uyuşma,  ağız kuruluğu gibi belirtileri vardır. Tedavide birinci basamak tıbbi beslenme tedavisidir. Beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi, günlük hayatında egzersizi arttırmak gibi tedavi edici yöntemler kan şekerini normal sınırlar içinde tutmaya yetmezse oral hap tedavisine başlanır. Bazı tip 2 diyabetlilerde hap da yeterli olmayabilir ve bu durumda insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyulabilir. Bazı tip 2 diyabetlilerde tıbbi beslenme tedavisi tek başına kan şekerini dengede tutmaya yetmektedir. Beslenme programı hastanın ihtiyacına göre bireysel olarak hazırlanmalıdır. Tip 2 diyabetlilerde günlük alınması gereken enerjinin 2-3 seferde değil de güne yayılarak tüketilmesi esastır. Az da olsa insülin üretebilen tip 2 diyabetlilerde az ve sık öğün yapmanın endojen insülin üretimi için esas olduğu saptanmıştır. Tip 1 ve tip 2 diyabetlilere verilen tıbbi beslenme tedavisi herkes için aynı değildir. Tıbbi beslenme tedavisi planlanırken kişinin ve ailesinin beslenme alışkanlıkları, diyabetle ilgili bilgi düzeyleri değerlendirilmelidir. Ortak çalışma(doktor, diyetisyen, hemşire, psikolog) gerektirdiği unutulmamalıdır.

Gestasyonel diyabet; daha önce diyabeti bulunmayan bir kadında gebelik sırasında ortaya çıkan ve genellikle doğum sonrası ortadan kalkan diyabet türüdür. Gebeliğin 24-28. Haftasında yapılan OGTT ile tanı koyulur. Açlık kan şekerinin 92mg/dl’nin üzerinde olması, 1.saatte 180 mg/dl'nin üzerinde olması, 2.saat sonra 153 mg/dl'nin üzerinde olması, 3.saat sonra 140 mg/dl'nin üzerinde olması kriterlerinden en az ikisi mevcutsa tanı koyulur. Sağlıklı bir hamileleik ve doğum için gestasyonel diyabet ihmal edilmemeli düzenli kan şekeri takibi yapılmalıdır. 

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)