Ergenle Yaşam

Yazar Pelin ÖzaydınÇocuk Psikiyatristi • 27 Ekim 2016 • Yorumlar:

 Anksiyete (Bunaltı) Bozuklukları 
Yaygın Anksiyete Bozukluğu 
Sağlık kurumlarına başvuran hastalarda en sık görülen psikiyatrik şikayet anksiyete bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğudur.
Anksiyete (kaygı) birçok kişide zaman zaman görülen korku benzeri olumsuz bir duygudur. Normalde anksiyete  genelde herkeste görülebilen strese karşı gelişen bir tepkidir. Bu sayede kişi bir tehlike anında gerekli tedbirleri alarak kedini korur. Normal düzeydeki anksiyete kişiyi her türlü tehlikeden korur. Hastalık düzeyindeki anksiyete ise stres karşısında oluşacak olağan bir cevabın ve düzeneğin bozulması halidir. Bu durumda verilen tepkiler beklenenden daha şiddetli ve olması gerekenden daha uzun sürer. Kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini ileri derecede bozar. Kişi sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi nedeni belli olmayan bir sıkıntı, endişe ve korku içindedir. Daha ağır durumlarda en şiddetli bedensel ağrının bile bu kadar rahatsız etmediği ifade edilir. 
Bu hastalarda genel bir huzursuzluk ve tedirginlik hali hâkimdir. Bu kişiler günlük hayatlarındaki değişimlerde ve insan ilişkilerinde çok kaygılı, tedirgin ve endişelidirler.  Dürtüseldirler, çabuk kızma, çabuk irkilme ve bazen de aşırı huzursuzluk görülebilir.  Kişilerin entelektüel kapasitelerinde ve bilişsel yetilerinde belirgin bozukluk olmadığı halde, yaşadıkları sıkıntı ve endişeden dolayı dikkatsizlik ve geçici unutkanlıklar görülebilir. Hastaların çoğu sürekli kötü bir şey olacağından endişe duyar ve korkuya benzer bir duyguya kapılırlar. Bu durum ruhsal çökkünlüğe neden olabilir. Bu psikolojik belirtilere, kalp atışlarının hızlanması, çarpıntı, kan basıncının artması, ağız kuruması, sık idrara çıkma, kasılma, tüylerin diken diken olması, terleme, yüzde kızarma ve nefes almada güçlük gibi bedensel şikayetler de eşlik edebilir.
 Yaygın anksiyete bozukluğunun genel nüfustaki yaşam boyu görülme oranı % 3-6 olarak bildirilmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla gözükmektedir. Yaygın anksiyete bozukluğu daha çok geç ergenlik ve erken erişkinlikte başlar. İlk belirtilerinin ortaya çıkması genellikle 25 -30 yaşlarında olur. Alevlenme ve  iyileşmelerle giden kronik bir seyir gösterir. Bu hastalarda yaygın anksiyete bozukluğu yanında majör depresyon, panik atakları, fobiler, alkol bağımlılığı ve bazı kişilik bozuklukları da bulunabilir. 
Tedavi :
 Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde medikal tedavi (ilaç tedavisi), psikoterapi ve her ikisi birlikte kullanılabilir. Yapılan çalışmalarda her iki  yöntemin de etkili olduğu gösterilmiştir.
      Yaygın anksiyete bozukluğunun ilaç tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılır bunlar arsında birinci seçenek olarak önerilen ilaç gurubu bir antidepresan olan seçici serotonin geri alım inhibitörleridir. Daha sonra benzodiazepinler, antiadrenerjik ilaçlar , buspiron ve son zamanlarda kullanıma giren ve antiepileptik bir ilaç olan pregabalin gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Benzodiazepin gurubu ilaçların bağımlılık yapma riski ve uyku verici etkilerinden dolayı uzun süreli kullanımı sakıncalıdır. 
Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde bilişsel davranışçı terapi, destekleyici psikoterapi, çözümleyici psikoterapi, gevşeme (relaksasyon) teknikleri ve EMDR gibi psikoterapi seçenekleri kullanılır.AİLENİN TOPLUM İÇİNDE ERGENE YAKLAŞIMI

       Hepimiz ergen olduk ve ergenlik sorunlarını iyi ya da kötü atlattık. Ergenlik dönemine girildiğinde kendimizi birdenbire nasıl agresif, her şeye sinirlenen, sürekli özgürlük isteyen, kendine ne çocuk ne yetişkin gibi davranılmayan, sıkıntılı ve endişe dolu duygular içinde bulduğumuzu hatırlayalım. Bu dönemde bize anlayış ve sevgiyle yaklaşılmadığında, endişe ve gerginliklerimizin nasıl arttığını, yaşama isteğimizin nasıl da söndüğünü düşünelim. Bu duyguları hepimiz yaşadığımız halde nedense anne baba olduğumuzda çocuğumuza, bu dönemi hiç yaşamamış gibi davranıyoruz.

      Ergenlik bir geçiş dönemidir. Çocuk ergenliğe girmeye başladığı zaman çocuk olamama, ama yetişkin de olamamanın karmaşasını yaşar. Hormonların faaliyetleriyle duygu durumunda sürekli kendinin bile anlamlandıramadığı değişiklikler yaşar. 

Ergen, kişiliğini oturtma savaşı ile birlikte gurur, ahlak, özerklik, bağımsızlık duygusu… ve buna benzer kavramları daha yoğun yaşamaya başlar. Bu dönemde cinsel, dini, kültürel, fiziksel, mesleki ve ilişki kimliğini kazanmak için de sorgulamaya ve anlamaya başlar. 

Ergenlik döneminde aileye büyük sorumluluk ve görevler düşmektedir. Aileye verilecek ergenle yaşam eğitimleri çok faydalı olmaktadır. Ebeveynlerin öncelikle ergenin bazı davranışları hormonların etkisiyle yaptığını algılamaları gerekmektedir. Yapılan en büyük hatalardan biri kendi yaşadıkları olumsuz ergenlikleri ve şu andaki gerginliklerini ergen çocuğa yansıtmalarıdır. 

           Bağımsızlık isteği ergenlerde ne kadar yüksek olsa da aynı bebeklik ve çocukluk dönemindeki bakıcıya güvenli bağlanma gibi, hem bağımsız olmaya çalışırken hem de aileleriyle bağlantıda kalmaya çalışırlar. Burada ebeveynlere düşen görev, ergene kontrollü bir bağımsızlık verirken ergenle bağlarını olabildiğince sağlam tutmaktır. Her akşam ailece yenen yemekler, beraber oyun oynamak, televizyon izlemek ya da kitap okuma saatleri, çay sohbetleri gibi… Bunları yaparken ergeni huzursuz edecek sorgulama ve sohbetlerden kaçınmak ergenin bu faaliyetlere istekli devam etmesi için oldukça önemlidir.

        Ebeveynlerin atladıkları en önemli konu; gurur, kişilik, çevrenin değer yargılarını önemsemeye başlama… ve benzer değerleri gelişmeye başlayan ergenlere sosyal çevre içinde nasıl davranacaklarıdır. Ebeveyn, toplum içinde ve sosyal ortamlarda, arkadaşlarının ya da diğer kişilerin yanında,  asla ergeni rencide edecek söz ve davranışlarda bulunmamalı, konuşması gereken özel konuları yalnızken ve düzgün, kırıcı olmayan cümlelerle anlatmaya çalışmalıdır. Gururu kırılan rencide olan ergen öncelikle ebeveyne olan güvenini yitirecek ve ebeveynden uzaklaşmaya başlayacaktır. Rencide edildiği toplumda daha güvensiz daha çekinik olacak ve her an tekrar rencide edileceği korkusuyla toplum içinde ebeveynleriyle fazla bulunmamaya çalışacaktır. Bunlar da ebeveynle ergen arasındaki uçurumu her geçen gün daha da fazlalaştıracaktır.

          Eğer çocuğumuzun ergenliğe girdiğinde neler yaşayacağını neler hissedebileceğini ve bizim ona nasıl yaklaşmamız gerektiğini bilirsek, ergenlik dönemini, gerek çocuğumuz gerekse biz, aramızdaki ilişkiler çok yıpranmadan rahatlıkla atlatabiliriz. Bu nedenle öncelikle empati yapıp kendimizi onun yerine koymalıyız. Bu dönemlerden nasıl zor geçtiğimizi ve nasıl yaklaşımlar beklediğimizi hatırlayalım. Eğer duygu durumumuz bunları hatırlamaya uygun şartlarda değilse, mutlaka bir uzmandan destek almalı, çocuğumuzun sorunlarına nasıl yaklaşmamız gerektiğini öğrenmeliyiz.

 

Bilişsel davranışçı terapi yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılan en etkili psikoterapi çeşididir. Bu tedavide hastalara hastalıkları hakkında psiko-eğitim verilir ve düşünce kusurlarını fark etmeleri sağlanır. Hastalar kendilerinde korku ve endişe yaratan  durumlar ve düşüncelerle bilinçli olarak karşı karşıya getirilir ve bunlara karşı duyarsızlaştrılmaya çalışılır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)