Kış Beslenmesi

Yazar Selin DuymuşDiyetisyen • 17 Ekim 2019 • Yorumlar:

Havaların serinlemeye başladığı bu günlerde metabolizmamızdaki değişikliklere kulak vermemiz gerekiyor. Doğamız gereği kendimizi soğuk havalardan koruyabilmemiz için vücudumuz yağ depolayarak bir savunma mekanizması geliştiriyor. Sonrasında eyvah kilo aldım diye endişeleniyoruz. Metabolizma hızımız soğuk havalarda yavaşlama eğiliminde olmakla beraber karbonhidratlı besinlere olan isteğimiz de artıyor. Bu nedenle az az ve sık beslenme ile bu durum kontrol altına alınmalıdır. İhtiyacımız olan tüm besin öğeleri, dengeli şekilde alınmalı, öğün atlanmamalıdır.

Metabolizmamızı canlı tutan en önemli faktör ise su tüketimidir. Su içmek için, susama ihtiyacını beklemek doğru değildir. Günlük en az 2 litre su tüketimi olmasına özen gösterilmelidir. Yeterli su tüketiminiz olup olmadığını idrar renginden anlamanız mümkündür. Eğer idrar rengi beyaza yakın açık sarı renkte ise su tüketimi yeterlidir, koyu renk olduğunda ise su miktarını artırmak gerekir. Çay ve kahve tüketimi suyun yerini tutmadığı gibi, su ihtiyacını artırmaktadır.

Bağışıklık sistemimiz ne kadar güçlüyse, hastalıklara karşı olan direncimiz de o denli kuvvetlidir. Hemen hepimizin aklına C vitamini gelir ve tabiki turunçgiller... Maalesef ki sağlıklı olduğunu düşündüğümüz besinlerin tüketimini abartmayı seviyoruz. Kilolarca portakal tüketirken sadece aldığımız vitamini değil, içerisindeki şekeri ve dolayısıyla kaloriyi de düşünmeliyiz. Şunu da belirtelim ki, eğer C vitamini tüketimini artırmak istersek, kapya biberde portakala oranla 3 kat daha fazla C vitamini bulunduğunu unutmayalım, kapya biber tüketirken aynı zamanda kalori tasarrufu da etmiş olacağız.  Maydanoz, limon, kivi, brokoli gibi besinler yüksek oranda C vitamini içermektedir. Fazla miktarda C vitamini vücutta depolanmayıp, idrarla atılmaktadır. O yüzden kararında tüketmeli ve günlük meyve tüketimi 300-400 gramı geçmemelidir.

 

Bağışıklık üzerinde D vitamininin de önemi ve etkisi büyüktür. Toplumumuzda yaygın olarak eksikliği görülmektedir. Yetersizliği halinde, doktor veya diyetisyen kontrolünde  takviye alınmalıdır.

 

Meyvelerin yanında sebzeler de iyi birer vitamin ve antioksidan kaynağıdırlar. Sebzelerdeki renk çeşitliliği artırılmalıdır. Ispanak, pırasa gibi yeşil yapraklılar; kereviz, pancar, havuç gibi kök sebzeler; mor lahana, karnabahar, brokoli gibi mevsimine uygun ve rengarenk bir beslenme düzeni olması bizi hastalıklara karşı koruyacaktır.

 

Omega-3 deposu ve bağışıklığın en önemli destekçisi olan balığı, soframızdan eksik etmeyelim, haftada 2 kez ızgara, fırın veya buğulama olarak tüketebiliriz. Özellikle hamsi, somon, uskumru, ton balığı gibi balıklar omega-3 açısından zengindir, bitkisel kaynakları ise keten tohumu, ceviz ve semizotu olarak söyleyebiliriz.

 

"Probiyotik" kelimesini artık çok sık duyar olduk, aynı zamanda "dost bakteriler" de diyebiliriz onlara. Bağırsak floramızı zenginleştiren, bağışıklığımızı ayakta tutan canlılardır. Hangi besinlerle probiyotik alabiliriz derseniz, ev yoğurdu ve kefiri evinizden eksik etmeyin derim. Bunun dışında takviye olarak da probiyotik desteği alabilir, bağışıklığı güçlü tutabilirsiniz.

 

Spor yapmayı da ihmal etmeyin. Hava durumu koşulları, fiziksel aktivitenizi azaltmak için bahane olmasın. Sağlıklı ve dinç kalabilmenin yolu, düzenli spor yapmaktan geçer.

Bu öneriler doğrultusunda metabolizmamız artık kışa hazır. Sağlıklı günler.

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)