Çocuklarda özellikle oyun sırasında oyuncakları fırlatma, istediği olmadığında kendini yere atma, yüksek sesle ağlama, bağırma veya bir etkinliği reddetme davranışları, birçok ebeveynin günlük yaşamda karşılaştığı durumlardan biridir. Bu davranışlar bazen gelişimin doğal bir parçası olarak görülürken, bazı çocuklarda daha sık, daha yoğun ve günlük yaşamı etkileyen bir hâle gelebilir.
Burada önemli olan yalnızca davranışı ortadan kaldırmaya çalışmak değil, çocuğun bu davranışa neden ihtiyaç duyduğunu anlamaktır.
Örneğin, bir çocuk istediği oyuncağı alamadığında oyuncağı fırlatabilir. Başka bir çocuk aynı durumda ağlayarak kendini yere bırakabilir. Bir başka çocuk ise ortam çok kalabalık veya gürültülü olduğunda ellerini kulaklarına götürüp yere yatabilir. Dışarıdan bakıldığında bu davranışların tamamı “problem davranış” gibi görünse de altında yatan nedenler aynı olmayabilir.
Özellikle küçük çocuklarda nesneleri atmak, çevreyi keşfetmenin ve neden-sonuç ilişkisini öğrenmenin bir parçası olabilir. Çocuk bir oyuncağı yere attığında çıkan sesi, oyuncağın hareketini veya yetişkinin verdiği tepkiyi gözlemleyebilir.
Ancak çocuk büyüdükçe oyuncak fırlatma davranışının devam etmesi veya özellikle öfke, hayal kırıklığı ve isteklerinin karşılanmaması sırasında yoğunlaşması farklı bir anlam taşıyabilir.
Çocuk:
Bu nedenle, oyuncak fırlatan her çocuğu yalnızca “yaramazlık yapıyor” şeklinde değerlendirmek doğru değildir.
Kendini yere atma, ağlama, bağırma ve uzun süren öfke nöbetleri, çocuğun henüz kendi duygularını ve bedenindeki uyarılma düzeyini bağımsız şekilde düzenlemekte zorlandığını gösterebilir.
Özellikle çocuk yoğun bir duygusal durumdayken uzun açıklamalar yapmak veya davranışın yanlış olduğunu anlatmaya çalışmak çoğu zaman beklenen sonucu vermeyebilir. Çünkü çocuk o anda çevresinden gelen bilgileri işleme ve uygun bir cevap oluşturma konusunda zorlanıyor olabilir.
Bu noktada duygusal düzenleme ve birlikte düzenleme (co-regulation) becerileri önem kazanır. Öncelikle çocuğun güvenliği sağlanmalı, ortam mümkün olduğunca sakinleştirilmeli ve çocuğun tekrar düzenlenmesine yardımcı olunmalıdır.
Çocuk sakinleştikten sonra ise “Ne oldu?”, “Neden kızdın?”, “Bir dahaki sefere ne yapabiliriz?” gibi sorular üzerinden olay tekrar ele alınabilir.
Hayır.
Bu ayrımı özellikle vurgulamak gerekir. Çocuğun ağlaması veya kendini yere atması, tek başına duyusal işlemleme problemi olduğu anlamına gelmez.
Çocuklar bazen yorulduklarında, acıktıklarında, uykuları geldiğinde, istedikleri bir şey olmadığında, sınırla karşılaştıklarında veya iletişim kurmakta zorlandıklarında da yoğun tepkiler gösterebilir.
Bunun yanında, bazı çocuklarda duyusal işlemleme güçlükleri, çevresel uyaranlara karşı aşırı duyarlılık veya duyusal girdileri arama davranışları da düzenlenme güçlüklerine eşlik edebilir. Bu nedenle davranışın ne zaman, nerede, hangi olaydan sonra ve ne kadar süreyle ortaya çıktığını değerlendirmek önemlidir.
Pediatrik ergoterapide amaç yalnızca çocuğun ağlama veya oyuncak fırlatma davranışını durdurmak değildir. Öncelikle davranışın çocuğun günlük yaşamına nasıl yansıdığı ve davranışın altında hangi beceri alanlarının etkilenmiş olabileceği değerlendirilir.
Ergoterapist tarafından çocuğun:
bir bütün olarak ele alınabilir.
Değerlendirme sonucunda çocuğun ihtiyacına uygun bireyselleştirilmiş bir terapi programı oluşturulur.
Çocuğun duyusal ihtiyaçları değerlendirme sonucunda belirlenmişse terapi içerisinde vestibüler, proprioseptif, dokunsal ve diğer duyusal sistemlere yönelik aktiviteler kullanılabilir.
Örneğin, çocuğun hareket ihtiyacına uygun planlanmış kontrollü hareket aktiviteleri, itme-çekme çalışmaları, tırmanma, engel parkurları, ağır iş aktiviteleri veya derin basınç içeren uygun aktiviteler, bazı çocukların terapi sürecinde daha organize bir şekilde aktiviteye katılmasına yardımcı olabilir.
Ancak burada önemli olan herhangi bir duyusal aktiviteyi rastgele uygulamak değil, çocuğun bireysel duyusal profiline ve terapi hedeflerine göre aktiviteyi seçmektir.
Çocuklar için oyun yalnızca eğlenmek değildir. Oyun sırasında çocuk problem çözme, sıra bekleme, kurala uyma, motor planlama, iletişim kurma, esneklik ve sosyal etkileşim gibi birçok beceriyi aynı anda kullanır.
Bu nedenle ergoterapi seanslarında oyun, çocuğun motivasyonunu artıran önemli bir araçtır.
Örneğin, oyuncakları sürekli atan bir çocukla doğrudan “Oyuncak atma.” demek yerine, atma ihtiyacını daha uygun bir aktiviteye yönlendirmek, sıra alma çalışmaları yapmak, bekleme süresini kademeli olarak artırmak, seçim sunmak ve oyunun kurallarını çocuğun anlayabileceği şekilde yapılandırmak daha işlevsel bir yaklaşım olabilir.
Buradaki hedef çocuğu baskılamak değil, çocuğa aynı ihtiyacı daha uygun bir yolla ifade etmeyi öğretmektir.
Ergoterapi yalnızca terapi odasında gerçekleşen bir süreç değildir.
Çocuğun terapide öğrendiği düzenleme, iletişim ve katılım becerilerinin ev ortamına taşınabilmesi için ailenin sürece dahil olması oldukça önemlidir.
Ailelere çocuğun hangi durumlarda zorlandığını fark etme, tetikleyicileri takip etme, geçişleri önceden haber verme, uygun seçimler sunma, güvenli sınırlar oluşturma ve çocuğun duygusunu kabul ederek uygun davranışı destekleme konusunda rehberlik edilebilir.
Örneğin, “Oyuncağı atma!” demek yerine, “Oyuncağı yere atmak yerine topu sepete atabiliriz.” şeklinde alternatif bir davranış sunmak, çocuğun ne yapmaması gerektiğinden çok ne yapabileceğini öğrenmesine yardımcı olabilir.
Oyuncak atma, kendini yere atma veya ağlama davranışları:
çocuğun daha ayrıntılı değerlendirilmesi faydalı olabilir.
Özellikle kendine zarar verme davranışları söz konusu olduğunda, davranışın nedeninin değerlendirilmesi ve gerektiğinde çocuk doktoru, çocuk ve ergen psikiyatristi, psikolog, dil ve konuşma terapisti ve ergoterapist gibi ilgili uzmanların birlikte çalışması önemlidir.
Çocuklarda oyuncak fırlatma, kendini yere atma ve ağlama davranışlarına yalnızca “inat”, “şımarıklık” veya “yaramazlık” olarak yaklaşmak, çocuğun gerçek ihtiyacını gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Davranışın ortaya çıktığı zamanı, öncesinde ne olduğunu, çocuğun o sırada ne istediğini, çevrede hangi uyaranların bulunduğunu ve davranış sonrasında ne olduğunu gözlemlemek, bize önemli bilgiler verir.
Ergoterapi yaklaşımında amaç çocuğu susturmak veya davranışı baskılamak değil; çocuğun duyusal, motor, bilişsel ve duygusal düzenleme becerilerini destekleyerek günlük yaşam ve oyun içerisindeki katılımını artırmaktır.
Her çocuk farklıdır. Bu nedenle terapi programının çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, duyusal özelliklerine, iletişim becerilerine ve günlük yaşam ihtiyaçlarına göre bireyselleştirilmesi gerekir.
Çocuğunuzda oyuncak fırlatma, kendini yere atma, yoğun ağlama veya öfke nöbetleri günlük yaşamı etkiliyorsa, öncelikle davranışı değiştirmeye çalışmak yerine davranışın nedenini anlamaya yönelik kapsamlı bir değerlendirme ile başlamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.