ÇOCUKLUK DÖNEMİ KORKU VE KAYGILARI (ENDİŞELERİ)

Yazar Nazlı TutanPsikolog • 19 Ocak 2018 • Yorumlar:

Korku, tehlike karşısında oluşan, yaşamsal ve canlıyı korumaya yönelik bir tepkidir. Normal gelişimin bir parçası olduğu gibi, kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Ayrıca, bebeklikten ergenliğe kadar sıkça rastlanılan bir durumdur. Araştırmalar gösteriyor ki, çocuklar gelişimlerinin bir döneminde, farklı derecelerde, yoğunluk ve sürelerde herhangi bir şeyden korkmaktadırlar. Çocuğun gelişimi devam ettikçe korktuğu durum ve nesneler de, bulunduğu yaşa göre değişkenlik gösterir. Önemli olan nokta, bu korkunun süresi ve yaş dönemine uygun olup olmadığıdır.

ÇOCUKLAR NELERDEN KORKARLAR?

Çocukluk yılları insan hayatında fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimin temellerinin atıldığı yıllardır. Çocuk çevresini tanımaya, çevresindeki ilişkileri kendince anlamaya, olaylara karşı bakış açısı kazanmaya ve olayları yorumlamaya çalışır. Bu gelişim süreci içinde çocuğun içinde bulunduğu çevresel koşullara göre korku ve endişe duyguları da şekillenmeye başlar.

Korku ve endişe, hepimizin hayatının belirli zamanlarında yaşadığı duygulardır. Çocuklar da tıpkı biz yetişkinler gibi zaman zaman bu duyguları yaşayabilirler.

Doğumdan sonraki ilk bir yılda bebekler, yüksek ve ani seslere duyarlıdır. Anne babadan ayrılma, yabancı kişiler ve yeni ortamlar birer korku kaynağıdır.

2-4 yaşlarında ayrılık ve kayıplara karşı çok duyarlıdırlar. Bu yaş çocuklarında yalnız kalma, karanlık, yılan ve köpek gibi hayvanlara karşı duyulan korkular belirgindir.

Okul öncesi çocuklar da, karanlıktan ve hayali yaratıklardan, hırsızlardan, kendilerini kaçıracak kişilerden korkarlar.

6 yaşından sonra, okul korkuları, performans korkuları gibi daha gerçekçi korkular baş gösterir. Okulla ilgili korkular ileriki dönemlerde de devam edebilir. Sosyal korkular ve vücuda gelebilecek zararla ilgili korkular ön plana çıkar. Bu sırada hayali yaratıklarla ilgili korkular gittikçe azalır.

Korku bir korunma mekanizması ve gelişimin normal bir parçasıdır. Çocuklar bu duygu sayesinde çevrelerine uyum sağlamayı, kendilerini tehlikeli durumlardan uzak tutmayı öğrenirler. Korku kimi zaman hayatımızın akışını olumlu yönde etkilese de bu duygunun çok yoğun ve sık yaşanması kişi için zorlayıcı ve sıkıntılı bir hal alabilir. Bu durumun ne zaman kabul edilebilir sınırlar içinde olduğunu, ne zaman üzerinde durulması gereken bir durum olduğunu ayırt edebilmek aileler için önemli bir konudur.

Endişe ise bir olayın sonucunu tahmin edemediğimizde ya da sonucun istediğimiz gibi olacağından emin olamadığımızda ortaya çıkan ve gerginliğe yol açan duygu durumudur. Çocuklar en iyi koşullarda bile biraz endişe taşırlar. Bir çocuk riskleri abartmaya ve belli durumlarla başa çıkma yeteneğini küçümsemeye başladığında, endişe seviyesi kendisi ve çevresi için rahatsız edici hale dönüşür. Endişe kimi zaman çocuklarda bazı fiziksel şikâyetlere yol açabilir. Kimi zaman akademik başarıyı, okula devamı düşürür, kimi zaman ise aile ve arkadaş ilişkilerini zayıflatabilir.

Korku ve endişenin birçok yüzü vardır. Bazı çocuklar açıkça stresli görünür, bazıları kaygılarını bir örtü altına saklar ve sessizce evhamlanır. Kimileriyse bu kaygıyı öfke şeklinde dışa yansıtır.

Endişeli çocukların gösterdikleri endişe belirtileriyle sınıf ve aile ortamlarında kargaşaya ya da rahatsızlığa yol açmadıkları durumlarda, teşhis edilmeleri güç olur. Çoğu zaman kaygılı çocukların biraz rahatlamaya ihtiyacı olduğu düşünülür ve durumları göz ardı edilir.

Korku ve endişelerin nedenlerine bakacak olursak aslında çocukların tüm halleri gibi endişe halinin de birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını görürüz. Genetik yapı, mizaç gibi çocukta doğuştan itibaren bulunan özelliklerin yanı sıra, ebeveynlerin yaklaşımları ve travmatik olaylar gibi çevresel durumlar da endişeye yol açan faktörlerin içinde sayılabilir.

Anne baba olarak, çocuğumuzla ilgili birçok şeyi kontrol etme ihtiyacı içinde olsak da, aslında hayatın akışı içinde, bizim kontrolümüz dışında gelişen faktörler de çocuğumuzu etkilemektedir. Genetik yapısı, mizacı ve yaşadığı iyi ve kötü olaylar gibi…

Anne- Baba Tutumlarının Çocukların Korku ve Endişelerine Etkisi:

Araştırmalar, endişeli çocukların ailelerinin çoğunlukla; zorlayıcı, konuşmalarda bağımsızlığı ve özgürlüğü sınırlayan, sebepsiz yere aşırı tedbirli ya da koruyucu davranışlar sergileyen, çocuğun sakınma davranışını daha fazla yüreklendiren ve bu tür davranışlara tolerans gösteren aileler olduğunu göstermektedir. Bunun yanında, çocuğun bağımsızlığını ve özgüvenini destekleyen; sadece sonuçlara değil, çocuğun çabasına ve kısmi başarılarına da önem veren; kendi endişelerini kontrol edebilen ailelerde çocukların endişe düzeyinin daha düşük olduğu gözlenmektedir.

Anne babalar bilerek ya da bilmeyerek çocukların bazı korkular edinmesine sebep olabilirler. Caddeye fırlamamalarını, vidayı elektrik prizine sokmamalarını ya da gök gürlerken dışarı çıkmamalarını söylerler. Bu tür uyarılar bir yandan çocuğun kendi kendini korumasını sağlarken, bir yandan da içleri daha rahat olan anne babalarının çocuklarını daha özgür bırakabilmelerine yardımcı olmaktadır. Her anne babanın doğal olarak yapması beklenen bu davranışlar, çocuğun mizacındaki yatkınlık ya da yaşadığı travmatik olaylarla birleştiğinde ortaya endişe düzeyi yüksek bir çocuk çıkartabilir.

Bu durumu bir örnekle daha somut hale getirebiliriz. Çocuğunu dişçiye götüren bir anne düşünelim. Gözümüzün önünde çocuk koltuğa oturduğu andan itibaren çocuğun etrafında dönüp dolaşarak iyi olduğundan emin olmak için, durmadan “Şimdi canın acıdı mı?, İyi misin?, Korkmuyorsun değil mi?, Bak ben buradayım…” diyen, bazı uzmanlarca “Helikopter Aile” olarak tanımlanan bir örnek canlandıralım. Çocuğa bu tür bir yaklaşımda bulunulduğunda, normal şartlarda korkmayacağı bir durumda “Galiba şu anda endişelenmem gereken bir durum var” algısına sahip olabilir ve gerçekten endişeli tepkiler göstermeye başlayabilir.

Ebeveynin sorularının ve tutumunun çocuğun kaygı düzeyinin tek başına sebebi olamayacağını bilmemize rağmen, yapılan çalışmalar aile etkileşiminin kaygılı bir çocuğun bir durumla ilgili algılarını çoğaltabileceğini gösteriyor. Anne babalar çocuklarını olası tehlikelerden korumaya çalışırlarken, çocuğun dikkatini istemeyerek de olsa o tehlikelerin üzerine çekebilirler. Bir süre sonra bu bakış açısını içselleştiren çocuk da genellikle güvenliğini tehdit edecek olayları algılamaya ve dikkatini bu yöne daha çok yöneltir hale gelir.

Çocuğunuz bir konu ile ilgili kaygılandığında ya da var olan korkuları su üstüne çıkartacak bir olay yaşadığında kendini rahatlatmak için size birçok soru sorabilir; fakat genellikle yaşadığınız şey, ne kadar çok cevap verirseniz onu tatmin etmenizin o kadar zor olduğudur. Sorular giderek daha detaylı olacaktır.

Bu durumlarda aşağıda vereceğimiz önerilerin sizlere yardımcı olacağını düşünüyoruz.

- Ana babalar endişelerin, “kimsenin kabahati olmadığını” görmeye başladıklarında, çocuklar duygularının sorgulandığını ya da yargılandığını değil, kabul edildiğini hissederler. Çocuğunuzun kaygısını anlamak, onu olduğu gibi kabul etmektir. Çocuğunuzu kabul etmek kapıyı değişime kapatmak değil, aslında ardına kadar açmanın anahtarıdır.

- Sorulara olabildiğince somut yanıtlar verin. Önemli olan cevapların bir yetişkine verilebilecek kadar tam ve ayrıntılı olması değil, çocuğunuzun anlayabileceği kadar net ve basit olmasıdır. Doğruyu söyleyin; ama bir dereceye kadar… Onu bilgilendirirken yaş düzeyini ve duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurun.

- Daima çocuğunuzdan gelen sorularla başlayın. Ona durumla ilgili ne bildiğini, ne düşündüğünü ya da ne duyduğunu sorun. Bu, onun bildikleri üzerine gerektiği kadarını eklemenize imkan verir.

- Bize çok klişe gelen bir bilgi, çocuk için daha önce tekrar tekrar söylenmiş bile olsa, çok rahatlatıcı olabilir. “ Büyükannen biraz hasta ama doktorlar ona çok iyi bakıyorlar.” , “Güvendesin, ben seni daima koruyacağım.”

- Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun hissettiği korkuya karşı saygı gösterin. Bağırmak, alay etmek veya korkusunu yok farz etmek korku sürecinin uzamasına sebep olacaktır.

- Gevşeme tekniklerini öğrenip ona uygulatabilir ve sonra da kendisinin de yaparak gerilimini azaltmasını sağlayabilirsiniz.

- Korkusunun ana kaynağını anlamaya çalışın. Ağlama veya kriz anları geçtikten sonra sakinleştiğinde bu konuyla ilgili sohbet edin ya da ondan duygularını anlatan bir resim yapmasını isteyin.

- Beraberce deneyimleyebileceğiniz korkuları varsa yanında durarak ona destek olun ve bu süreci atlatmasını sağlayın. Örneğin, karanlıktan korkuyorsa el ele tutuşup beraberce karanlıkta durabilir ve ona bir şey olmadığının garantisini verebilirsiniz.

Çocuk anne ve babasının endişesini rahatlıkla anlar. Bu sebeple korktuğu olay veya nesneler hakkında konuşurken sakin bir şekilde dinleyin, onun korkusunu tetikleyecek aşırı tepkiler vermekten kaçının.

- Korktuğu nesnelerin mizahi yönlerini bulup onlarla dalga geçmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin korktuğu canavarın resmini çizdirip süsleyerek komik bir hale sokabilirsiniz.

- Değişik ortamlara girmesine, kişilerle olmasına ve çevreyi tanımasına izin verebilir, çocuk bu yeni deneyimleri yaşarken çok fazla koruyucu olmadan onun bireyselleşmesine yardımcı olabilirsiniz.

- Çocuklara korkulu masallar anlatılması, korku filmleri izlemesine ve şiddet öğelerinin çokça yer aldığı bilgisayar oyunlarının oynamasına izin verilmesi de korkularının artmasına neden olabilmektedir.

Sonuç olarak, korkuların çocuklarda görülme şekilleri yaşla ve cinsiyetle değişir. Fakat her korku da “problem” olmayabilir ve zamanla azalır. Anne babalar, çocuğun duygusal doğallığını kısıtlayan yoğun korku ve kaygılarının farkına vardıkça onu azaltmak için adım atabilirler. Çocuğun yaşam kalitesini bozacak şekilde yoğun kaygı ve korkular gözlemlerseniz bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)