Depresyona Dair...

Yazar Selma BozkurtPsikiyatrist • 23 Aralık 2019 • Yorumlar:

Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre, yılda yaklaşık olarak 9 milyon kişi ruh ve sinir hastalıkları nedeniyle doktora başvuruyor. Gerek bu başvurular gerekse antidepresan kullanımı her yıl artıyor. Son 5 yılda antidepresan kullanımı % 27 arttı. Antidepresan kullanımındaki artışın bir kısmı kendi kendini tedavi diyebileceğimiz şekilde kulaktan dolma bilgilerle ilaç kullanımına bağlı olabileceği gibi, bir kısmı da psikolojik hastalıklar hakkında farkındalık ve başvuruların artması ile ilgili olabilir.

Depresyon, genel popülasyonda %10 sıklıkla halen en yaygın hastalıklar arasında yer alıyor. Erkeklerde yaşam boyu hastalanma riski % 10 (her 10 erkekten biri), kadınlarda ise % 20-25 (her 4-5 kadından biri). Tüm toplumlarda depresyon erkeklere göre iki kat daha sık görüyor. Kadınlarda 18-44 yaşları arasında, özellikle de 25 yaştan sonra daha fazla. 45-65 yaşları arasında cinsiyet farklılığı giderek azalıyor. 65 yaştan sonra kadınlar aleyhine olasılık yeniden artıyor. Depresyonun çocuklarda görülme sıklığı %3-5. Ergenler görülme sıklığı ise %15-20 arasında değişiyor. Çocuklukta taciz depresyona yol açıyor.

İntihara bağlı ölümler, 15-35 yaş arasındaki en sık 3’üncü ölüm nedeni. Dünyada son 45 yılda intihar nedeniyle ölümler yüzde 60 arttığını biliyoruz. Her yıl 1 milyondan fazla kişi intihar ederek ölüyor ve intihar ederek ölenlerin yüzde 70’inde depresyon olduğu biliniyor. Depresyon hastalarının yüzde 15’i intiharla ölüyor. Bu rakamlar depresyonun ciddi ve tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunun en önemli kanıtı.

 

Majör depresyon kişinin genel sağlık durumunun bozulmasına neden oluyor  ve hayat kalitesini düşürüyor. Ayrıca eşlik eden her türlü diğer kronik hastalıkların (kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet, nörolojik hastalıklar gibi) seyrini ve tedaviye yanıtını olumsuz yönde etkiliyor. Depresyon iş gücü ve verimlilik kaybı, sağlık harcamalarının artması gibi ağır mali sonuçlara neden oluyor. Depresyonda aile içi iletişimin bozulması, akademik başarının bozulması da sıkça rastlanan sosyal sorunlar arasında.

Depresyon kişinin duygusal, bilişsel (düşünsel), davranışsal ve bedensel alanlarını etkiliyor. Hastanın aile içi ve diğer sosyal yaşantısına da yansıyor. Sosyal becerileri azalıyor. Kişiler arası ilişkileri aksiyor. Psikolojik alanda kişisel doyum, özgüvenle performans gösterme becerisi, özyeterlilik duygusu, girişkenlik, özerklik de azalıyor. Davranış alanında yavaşlama, içe kapanıklık, durgunluk ama bazen de gereksiz telaşlanma, huzursuzluk krizleri ekleniyor. Ayrıca depresyon kişinin zihinsel faaliyetlerini etkileyerek dikkatini, belleğini, öğrenme yetilerini etkiliyor. Böylece zihinsel sorun yaşayanlar mesleki yaşamında başarılı olamıyor, performans kaybı yaşıyabiliyor. 

 

Depresyon için risk faktörleri: Erken ebeveyn kaybı, madde ve alkol kötü kullanımı, anksiyete bozuklukları, kadın olmak, düşük sosyoekonomik düzey, ayrı yaşama, boşanmış olma, işsizlik, daha önce depresyon geçirmek, yakın zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri, kişilik yapısı, çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılmak, bazı ilaçlar, tıbbi hastalıklar, hormonal değişiklikler depresyon riskini artıran başlıca faktörlerdir

Antidepresan kullanımı: 

Toplumumuzda antidepresanların bağımlılık yaptığına ya da uyuşturduğuna dair inanışlar ve internet veya sosyal ortamlardan yanlış bilgilenme söz konusu. Bilimsel dayanağı olmayan bu açıklamalardan etkilenen ve gerçekten antidepresan kullanması gereken, ağır depresyonu olan hastaların bazen çekindiğini, psikiyatriste başvurmaktan kaçındığını ve depresyonu gidermek için alkol-madde kullanma gibi yollara başvurduklarını görebiliyoruz. Hastaneye başvurular 40-60 yaşları arasında daha fazla. Depresyon hastalarının önemli bir bölümü tedaviye gitmiyor. En gelişmiş ülkelerde bile depresyonun tıbbi yardım alma oranı yüzde 100 değil. Ülkemizde bu oranın yüzde 20-30’lar civarında olduğu tahmin ediliyor. 

 

Tedavi edilen depresyon, tekrarlayabiliyor. Özellikle; 

Depresyon tedavi edildiğinde kalıntı belirtilerin varlığı, kişinin daha önce depresyon geçirmiş olması, kronik depresyon, duygu durum bozuklukları açısından aile öyküsünün varlığı, anksiyete ve madde kullanımı gibi durumların depresyonla birlikte görülmesi, depresyonun 60 yaş üzerinde başlaması yineleyici depresyon için daha büyük risk taşıyor.

 

10 EKİM Dünya Ruh Sağlığı Günü münasebetiyle, sağlıklı bir toplumun ve sağlıklı bir neslin ancak, ruh ve beden sağlığının bütüncül ve birlikte ele alınmasıyla mümkün olduğunu belirtmek istiyorum. Ruh sağlığının önemii vurgulamak ve bu konuda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla 1992’den beri kutlanan Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki teması ‘‘Değişen dünyada gençler ve ruh sağlığının korunması’’.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)