Diyet Psikolojisi

Yazar Gökhan BingölPsikolog • 5 Ocak 2022 • Yorumlar:

Pek çok insan fazla kilo almayı ya da başka bir deyişle fazla kilolu olmayı istemez. Bu istememenin arka planında fit görünme, güzel görünme, güzel-çekici bir vücuda sahip olma gibi estetik kaygılar olabilir. Ya da sadece sağlıklı olma, sağlıklı bir bedene sahip olma gibi düşünceler de olabilir. Bu veya başka bir nedenden dolayı birey kilo almaktan korkabilir ve bunun için de diyetisyene gitme gibi bazı tedbirler almaktan da hiç geri kalmaz. Son zamanlarda hemen hemen herkes hayatlarının belli dönemlerinde bir kere bile olsa kilo vermeye çalıştığını, diyet uyguladığını görmüştür. İnsanların ellerinde diyet listeleri, bu listelere uyma çabaları, internetten araştırmalar, diyetisyene gitmeler gibi şeylerin gerçekleştiği bir çağda yaşıyoruz. Dediğim gibi biraz kurcalasak belki de herkesin böyle bir hikayesi ortaya çıkacaktır. Ve gerçekten de bu hikaye bazen günler, bazen haftalar bazen de aylar hatta yıllar sürebilmektedir. Bu süreç içerisinde zayıflamayı düşünen kişi bir savaş vermektedir. Bu savaş tartının gösterdiği ağırlık rakamlarıyla ve yiyecek-içeceklerin kalorileriyledir. Bu savaşın kazananı olabilmek için birçok gayret gösterirler. Mesela dediğinizi duyar gibiyim. Mesela zayıflama çayları; mesela yürüyüşler, koşular, egzersizler bunun sonucunda gerçekleşen terleme ve yorgunluk; mesela diyetisyenin verdiği alışveriş listeleri gibi. Tabi bunlar ciddi emekler. Peki bu emeklerin karşılığı alınıyor mu? Bazen bireyin kendisine engel olamayıp, kendisini durduramadığı bir gün içerisinde ekstra yediği bir yiyecek bütün bu gayretlerin, çabaların boşa gitmesine; diyete uyma azminin kırılmasına neden olabilir. Bunun sonucunda da diyet adeta kişinin diğer insanlara anlatacağı bir hikayeye dönüşebilir. Yani diyet tabiri caizse son bulabilir. Peki bu son beraberinde bazı psikolojik sorunlar getiriyor mu? Kişi diyet listesini uygulamayı başaramayınca başta başarısızlık duygusu olmak üzere ümitsizlik, asabiyet, öfke gibi duygulara ve özgüven eksikliği ile sosyal fobi gibi bazı bozukluklara ve de belki de bir daha diyet uygulamama gibi kararlar almasına neden olabilir. Bireyin kilo vermeyi başarması lakin vermiş olduğu kiloyu koruyamaması günümüzde bayağı bir sıkça karşılaştığımız olgulardan bir tanesi. Belki de tekrardan verdiği kilolardan daha fazlasını bile alabilmekteler.

Eğer bireyde yeme isteği sık sık geliyorsa kişideki kilo sorunları psikolojik olabilir. Bundan dolayı kişi zayıflamaya, diyet uygulamaya karar verip diyetisyene giderse mutlaka bir psikologdan destek almayı da ihmal etmemelidir. Ben yemek yemeden duramam, yemek yemeyince kendimi kötü hissediyorum, yemek ili benim aramda duygusal bağ var, yukarda da bahsettiğim gibi sık sık diyet yapıyorum ama başarısız oluyorum diyorsa, yemek yemeyince kendimi halsiz hissediyorum ama zayıflamam da gerekiyor ya da zayıflamayı da istiyorum diyorsa mutlaka ama mutlaka bir psikologdan psikolojik destek almayı unutmamalıdır. Birçok kez diyet yaptım ama bir türlü olmuyor, yaşam tarzımı değiştirmeye kaç kez çalıştıysam da başarısızlıkla sonuçlandı, ilk haftalar iyi gidiyor lakin sonraları mutsuz, huzursuz, sinirli oluyorum, dayanmakta zorluk çekiyorum diyorsanız bir psikoloğa da ihtiyacınız var demektir.

Yukarda da biraz atıfta bulunduğum, birazcık ipucu verdiğim gibi fazla kilo almanın, şişmanlamanın, obeziteye kadar varmanın kısacası yemek yemenin psikolojik alt yapısında yemek tıpkı bir sigara bağımlılığı gibi bir bağımlılık söz konusu. Bu sebepten dolayı da kişiler maalesef fazla olan kilolarından bir türlü kurtulamayabiliyor. Çünkü yiyecek veya içecek kişi için vazgeçilmez bir bağımlılık haline gelmiş. Özellikle de belirtmek gerekirse eğer çok tatlı, çok tuzlu veya kızarmış şeyler(örnek patates kızartması). Peki bu bağımlılık nasıl mı gelişiyor. Diyelim ki birey sevdiği, hoşlandığı kişiyle tartıştı. O sırada da bir tatlı(şekerli her şey olabilir) var önünde. Tatlıyı yiyince bir rahatlama hissi oluşuyor. Sonrasında farklı bir sıkıntı olduğunda aklına tatlıyı yiyince rahatladığı geliyor. Böyle git gide tatlı ile bağımlılık gelişiyor. Kişi tatlı yedikçe yaşadığı sorunlardan geçici de olsa sıyrılınca zihinde bir şema oluşuyor. Tatlı sıkıntılardan, sorunlardan, problemlerden sıyırtan bir şey haline geliyor. Diyete giren birey tatlının fazla yenilmemesinin, aksi takdirde diyetin başarısızlığa uğrayacağının farkındadır lakin zihinde tatlı tatlı tatlı diye düşünceler gelir de gelir. Kişi kimsenin görmeyeceği şekilde tatlıyı ağzına tıkıştırır da tıkıştırır. Sonrasında kişinin ne kadar pişman olacağını tahmin edebilirsiniz. Fakat yine de tatlıyı yemekten vazgeçmez. Ve diyet başarısızlıkla sonuçlanır. Kişide bir öfke bir asabiyet bir kızgınlık, ümitsizlik, umutsuzluk, başarısızlık duyguları hakim olmaya başlar. Bunun üstüne bir tatlı iyi gider deyip üzüntüsünü, öfkesini tatlıyla yatıştırmaya çalışır. Tabi ben tatlıdan örnek verdim. Bu tatlı değil de tuzlu bir şey de olabilir, bir kızartma da olabilir. Bundan sonra da kişi sürekli farklı diyetler uygulamaya farklı diyetisyenlere gitmeye başlar. Hatta bazı denemeleri tekerrür de eder. Dolayısıyla bu durum adeta bir kısır döngüye dönüşür. Böyle bir durumda kişi diyet yerine artık iştahını kapatan ilaçlar almaya ya da kilo verdirdiğini iddia eden çeşitli besin takviyelerine başvurur. Ve kişi en başta yapması gerekeni en sonda yapar. Psikoloğa gitmeye karar verir.

Bazen de birey ciddi bir şekilde vücudunu gözlemler adeta bir profesör gibi vücudunda araştırmalar yapar özellikle de bel kısmında. Hatta o kadar ileriye giderler ki hayatlarında olumsuz bir şey olsa bu konuya bağlarlar. Dolayısıyla da kendilerini bundan dolayı da iyice başarısız ilan edebilirler. Bunun sonucunda da özgüven gibi farklı psikolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bazen tam tersi olabilmektedir. Yani kişi vücudunun fazla kilolarını önemsiz görmekte, görmezlikten gelebilmektedir. Birileri vücuduyla ilgili bir yorum yaptığında da ya gayet sakin karşılayıp içi içini yemekte ya da ciddi bir öfkeyle, ciddi bir kızgınlıkla bu yorumları karşılayabilmektedir.

Birey durduğu yerde ne yediğini ne yemediğini düşünüyorsa, zihni sürekli bunla meşgulse, diyetisyene gittikten sonra diyet listesinden ziyade kafasında sürekli farklı(istediği) yemekler varsa, adeta yemekler atağa geçip zihne hücum ediyorsa, kafamda zihnimde duracağına midemde dursun deyip yemeyi tercih ediyorsa, sık sık diyetisyen değiştiriyorsa, ağzına gizli gizli tıkıştırıyorsa, yemeğe karşı bağımlılık varsa, yemek yedikten sonra rahatlama hissi yaşıyorsa, vücuduyla çok ilgileniyorsa, sürekli bir şekilde aşırı yemek düşünüyorsa, diyet listelerini işe yaramadığını ve daha ziyade şok diyetler uygulamaya çalışıyorsa mutlaka ama mutlaka bir psikologdan psikolojik destek almayı unutmamalıdır. Zira diyete girmek zaten başlı başına meşaketli bir iş. Bireyi genelde yorar ve zorlar. Ayrıca her başarısız denmeden sonra kişi iyice hedeften uzaklaşır. Gün gün diyetten soğur. Bunun yanında psikoloğa gidip psikolojik destek almak deli olduğunuzu, hasta olduğunuzu, psikolojik rahatsızlıklar geçirdiğinizi, kafanızda bir sorun olduğunu, ruh hastası olduğunuzu, aklınızı yitirdiğinizi kesinlikle ama kesinlikle göstermez. Birçok insan sırf bu düşüncelerinden dolayı psikoloğa gitmeyi tercih etmiyor ve maalesef sorun iyice büyüdükten(daha küçükken gayet rahat bir şekilde çözülmesi varken) sonra, iyice sapasarman olduktan sonra psikoloğun kapısını çalıyor. Tam aksine psikoloğa gitmek gayet entelektüel bir olgudur. Daha sosyetik bir şeydir. Daha akıllı kişilerin, zeki kişilerin tercih ettiği bir faaliyettir. Dolayısıyla sürekli olarak diyetisyenimizi değiştireceğimize, farklı farklı diyetisyenlere gidip farklı farklı diyet listelerini uygulamaya  çalışacağımıza, şok diyetler uygulayacağımıza, vücudu iyice yıpratacağımıza(belki de başedilmez hastalıklar gerçekleşeceğine) diyetisyene giderken bir de psikoloğa gitmek daha da faydalı olmaz mı? Daha da işimizi kolaylaştırmaz mı?

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)