Duygusal Yeme

Yazar Handan Ergün HoşrikPsikolog • 4 Ekim 2019 • Yorumlar:

Duygusal yeme, fizyolojik olarak tok olsak da hissedilen açlığa bağlı ve çoğu zaman özellikle belli bir yiyeceğe duyulan karşı koyması güç istekle gerçekleşen yeme biçimidir. Dolayısıyla duygusal yemenin arkasındaki aktör duygusal açlık; onun ardındaki esas kahraman ise duygularımızdır. Duygusal açlığın önderlik ettiği yeme alışkanlığı hem psikolojik hem fizyolojik sağlık açısından sorun yaratabilme ihtimali taşır. Araştırmalar fazla kiloların %75’inin duygusal yeme kaynaklı olduğunu ifade etmektedir. Pek çok kilo verme girişimini sonuçsuz bırakan sessiz sabotajcıdır ayrıca. Diğer taraftan duygusal açlık hissini yaratan şey, anlaşılacağı üzere duygularımızdır. Bu duygular yalnızlık, öfke, amaçsızlık, kaygı, başarısızlık, suçluluk veya yetersizlik olabileceği gibi günlük hayatın getirdiği anlık stresler ve benzeri pek çok his olabilir. Peki, neden olumsuz duygular yaşadığımızda yemek yeme ihtiyacı duyarız? Zihnimizdeki fikir “Yemek yemek rahatlatır.” şeklindedir. Bu hiç de şaşılacak bir durum değil elbette. Çünkü yemek yemek en temel ihtiyaçlarımızdan bir tanesi ve dünyaya geldiğimiz ilk dakikalarda dahi annemizin kucağında karnımızın doyması, hem fiziksel olarak rahatlamaya hem de duygusal açıdan sarmalanmış ve güvende hissetmemize neden olarak rahatlamamıza neden olur. Ve ömür boyu beslenme temel ihtiyacımız olarak devam eder.

Çocukluk döneminde de her sızlandığımızda, boş kaldığımızda ya da sorun çıkardığımızda uslu durmamız için eline yiyecek bir şeyler tutuşturulmuş ve yatıştırılmış çocuklarsak bu bağın daha da güçlenmemesi kaçınılmazdır. Böylece yemek rahatlatır düşüncesi zihnimizde otomatik bir düğme gibi işlemeye başlar. Olumsuz duygulardan kurtulmak ve rahatlamak için yemek yemeyi sonraki dönemlerde kendimiz de keşfetmiş olabiliriz elbette; çünkü iyi hissetmek için sorunları çözmekten daha kolay bir yol gibi görünür. En azından en kısa yollardan biridir. Özellikle şeker ve karbonhidratın, beynimizde olumlu duyguları sağlayan salgıların salınımını hızlıca gerçekleştirdiği düşünülünce (anlık da olsa), duygularımızla yaşamayı ve baş etmeyi bilmiyorsak, uzun vadede işlevsiz olsa da anlık bir çözüm için iyi bir reçete gibi görünmektedir. İşte bizi duygusal yeme çıkmazına sokan temeller buralarda filizlenmiş olabilir. Elbette ki hepimiz zaman zaman duygusal yeme davranışı gösterebilir, tatlı kaçamaklar yapabilir ya da yemeği biraz fazla kaçırabiliriz. Ancak bunun sürekli bir alışkanlığa dönüşmüş olması, fiziksel ve duygusal sorunlara kapı aralayabilir. Fazla kiloların getirebileceği sorunların yanı sıra, duygularımızı tanımama, ihtiyaçlarımızı fark etmeme durumu sürekli bir hal aldığında psikolojik sorunlara ve ilişkilerimizde problemler yaşamaya kadar gidebilir. Bu nedenle duygusal açlığı fark etmek ve duygusal yeme davranışımızın süreğen bir hal almasını önlemek önemlidir.

Kendimizi yemekten sonra TV izlerken, mutfağa koşup dolaptaki soslu makarnadan biraz daha almak için sıkıntı içinde reklam arasını kollarken bulabiliriz. Sonunda reklamı bile beklemekten vazgeçeriz. Ofiste bilgisayar başında iş beklerken ya da patrondan gelen “azar” mailini okuduğumuzda elimiz aniden çekmecedeki çikolataya uzanır ve elimizdeki boş ambalajı fark ettiğimizde artık çok geçtir!

Duygusal yeme ile baş etmenin ilk adımı, açlık hissimizin kaynağını bulmaktır. Bunun için yeme isteğine birkaç dakika karşı koyup ne olduğunu anlamaya çalışmak önemlidir. Duygusal açlık, fizyolojik açlıktan farklı olarak son yemeğimizin üzerinden en az 2 saat geçmeden belki de yalnızca 15 dakika sonra beliren açlık hissidir. Yavaş yavaş açlık hissi şeklinde değil de daha çok, kısa bir süre içinde yoğun bir açlık hissine dönüşebilir. Daha çok zihnimizde, belki de duyusal bir hedef olarak beliren (zihnimizde hamburgerin iştah açıcı görüntüsü ya da burnumuzda tüten kek kokusu), belli bir yiyeceğe duyulan istektir. Fizyolojik açlık ile duygusal açlığı bu işaretlere bakarak birbirinden ayırabiliriz. Genellikle seker veya karbonhidrat ağırlıklı olması da muhtemeldir. Tüm bunlara neden olabilecek fizyolojik bir hastalığınız yok ise işaretleri bir rehber olarak kullanabilirsiniz.

Hissettiğimiz şeyin duygusal açlık olduğunu belirledikten sonra da ikinci adım, bu hissin arkasındaki duygumuzu anlamaya çalışmak olmalıdır. “Yemek yiyeli sadece yarım saat oldu ve aç olmamam gerekiyor; öyleyse neye ihtiyacım var? Ne hissediyorum?” diye sormak kendimizi anlamak ve duygularımızı fark etmek için kendimize bir şans tanımak olur. Duygularımızı anlamak ve tanımlamak her zaman çok kolay olmayabilir, ancak kendimize bunu sormayı alışkanlık haline getirdiğimizde ve hislerimize kulak vermeye başladığımızda bunun daha kolay bir hal aldığını keşfederiz. Üçüncü adım ise duygu veya duygularımızı (aynı anda birden fazla duygu yaşıyor olabiliriz) fark ettikten sonra bu duygularla başa çıkmak için ihtiyacımız olan şeyi yapmaktır. Örneğin öfkeliysek, öfkeli olduğumuz şeyi anlamak, mümkünse çözüm üretmeyi denemek; canımız sıkılmışsa, ne yapmak istediğimizi düşünmek, yalnız hissediyorsak sesini duymak istediğimiz kişiyi aramak gibi işlevsel ve tatmin edici yollar deneyebiliriz. Arada bir kaçamaklar için kendinize izin verin, arada bir baş etmesi güç bir duyguyla baş başa kaldığınızda bir şeyler yiyin, fakat daha çok sağlıklı şeyler atıştırmayı deneyin ve en çok da duygularınızı tanımak için kendinize fırsat verin. Bazen de kendimize sadece o duyguyu yaşamak için izin vermek en güzelidir.

Duygusal yeme, fizyolojik olarak tok olsak da hissedilen açlığa bağlı ve çoğu zaman özellikle belli bir yiyeceğe duyulan karşı koyması güç istekle gerçekleşen yeme biçimidir. Dolayısıyla duygusal yemenin arkasındaki aktör duygusal açlık; onun ardındaki esas kahraman ise duygularımızdır. Duygusal açlığın önderlik ettiği yeme alışkanlığı hem psikolojik hem fizyolojik sağlık açısından sorun yaratabilme ihtimali taşır. Araştırmalar fazla kiloların %75’inin duygusal yeme kaynaklı olduğunu ifade etmektedir. Pek çok kilo verme girişimini sonuçsuz bırakan sessiz sabotajcıdır ayrıca. Diğer taraftan duygusal açlık hissini yaratan şey, anlaşılacağı üzere duygularımızdır. Bu duygular yalnızlık, öfke, amaçsızlık, kaygı, başarısızlık, suçluluk veya yetersizlik olabileceği gibi günlük hayatın getirdiği anlık stresler ve benzeri pek çok his olabilir. Peki, neden olumsuz duygular yaşadığımızda yemek yeme ihtiyacı duyarız? Zihnimizdeki fikir “Yemek yemek rahatlatır.” şeklindedir. Bu hiç de şaşılacak bir durum değil elbette. Çünkü yemek yemek en temel ihtiyaçlarımızdan bir tanesi ve dünyaya geldiğimiz ilk dakikalarda dahi annemizin kucağında karnımızın doyması, hem fiziksel olarak rahatlamaya hem de duygusal açıdan sarmalanmış ve güvende hissetmemize neden olarak rahatlamamıza neden olur. Ve ömür boyu beslenme temel ihtiyacımız olarak devam eder.

Çocukluk döneminde de her sızlandığımızda, boş kaldığımızda ya da sorun çıkardığımızda uslu durmamız için eline yiyecek bir şeyler tutuşturulmuş ve yatıştırılmış çocuklarsak bu bağın daha da güçlenmemesi kaçınılmazdır. Böylece yemek rahatlatır düşüncesi zihnimizde otomatik bir düğme gibi işlemeye başlar. Olumsuz duygulardan kurtulmak ve rahatlamak için yemek yemeyi sonraki dönemlerde kendimiz de keşfetmiş olabiliriz elbette; çünkü iyi hissetmek için sorunları çözmekten daha kolay bir yol gibi görünür. En azından en kısa yollardan biridir. Özellikle şeker ve karbonhidratın, beynimizde olumlu duyguları sağlayan salgıların salınımını hızlıca gerçekleştirdiği düşünülünce (anlık da olsa), duygularımızla yaşamayı ve baş etmeyi bilmiyorsak, uzun vadede işlevsiz olsa da anlık bir çözüm için iyi bir reçete gibi görünmektedir. İşte bizi duygusal yeme çıkmazına sokan temeller buralarda filizlenmiş olabilir. Elbette ki hepimiz zaman zaman duygusal yeme davranışı gösterebilir, tatlı kaçamaklar yapabilir ya da yemeği biraz fazla kaçırabiliriz. Ancak bunun sürekli bir alışkanlığa dönüşmüş olması, fiziksel ve duygusal sorunlara kapı aralayabilir. Fazla kiloların getirebileceği sorunların yanı sıra, duygularımızı tanımama, ihtiyaçlarımızı fark etmeme durumu sürekli bir hal aldığında psikolojik sorunlara ve ilişkilerimizde problemler yaşamaya kadar gidebilir. Bu nedenle duygusal açlığı fark etmek ve duygusal yeme davranışımızın süreğen bir hal almasını önlemek önemlidir.

Kendimizi yemekten sonra TV izlerken, mutfağa koşup dolaptaki soslu makarnadan biraz daha almak için sıkıntı içinde reklam arasını kollarken bulabiliriz. Sonunda reklamı bile beklemekten vazgeçeriz. Ofiste bilgisayar başında iş beklerken ya da patrondan gelen “azar” mailini okuduğumuzda elimiz aniden çekmecedeki çikolataya uzanır ve elimizdeki boş ambalajı fark ettiğimizde artık çok geçtir!

Duygusal yeme ile baş etmenin ilk adımı, açlık hissimizin kaynağını bulmaktır. Bunun için yeme isteğine birkaç dakika karşı koyup ne olduğunu anlamaya çalışmak önemlidir. Duygusal açlık, fizyolojik açlıktan farklı olarak son yemeğimizin üzerinden en az 2 saat geçmeden belki de yalnızca 15 dakika sonra beliren açlık hissidir. Yavaş yavaş açlık hissi şeklinde değil de daha çok, kısa bir süre içinde yoğun bir açlık hissine dönüşebilir. Daha çok zihnimizde, belki de duyusal bir hedef olarak beliren (zihnimizde hamburgerin iştah açıcı görüntüsü ya da burnumuzda tüten kek kokusu), belli bir yiyeceğe duyulan istektir. Fizyolojik açlık ile duygusal açlığı bu işaretlere bakarak birbirinden ayırabiliriz. Genellikle seker veya karbonhidrat ağırlıklı olması da muhtemeldir. Tüm bunlara neden olabilecek fizyolojik bir hastalığınız yok ise işaretleri bir rehber olarak kullanabilirsiniz.

Hissettiğimiz şeyin duygusal açlık olduğunu belirledikten sonra da ikinci adım, bu hissin arkasındaki duygumuzu anlamaya çalışmak olmalıdır. “Yemek yiyeli sadece yarım saat oldu ve aç olmamam gerekiyor; öyleyse neye ihtiyacım var? Ne hissediyorum?” diye sormak kendimizi anlamak ve duygularımızı fark etmek için kendimize bir şans tanımak olur. Duygularımızı anlamak ve tanımlamak her zaman çok kolay olmayabilir, ancak kendimize bunu sormayı alışkanlık haline getirdiğimizde ve hislerimize kulak vermeye başladığımızda bunun daha kolay bir hal aldığını keşfederiz. Üçüncü adım ise duygu veya duygularımızı (aynı anda birden fazla duygu yaşıyor olabiliriz) fark ettikten sonra bu duygularla başa çıkmak için ihtiyacımız olan şeyi yapmaktır. Örneğin öfkeliysek, öfkeli olduğumuz şeyi anlamak, mümkünse çözüm üretmeyi denemek; canımız sıkılmışsa, ne yapmak istediğimizi düşünmek, yalnız hissediyorsak sesini duymak istediğimiz kişiyi aramak gibi işlevsel ve tatmin edici yollar deneyebiliriz. Arada bir kaçamaklar için kendinize izin verin, arada bir baş etmesi güç bir duyguyla baş başa kaldığınızda bir şeyler yiyin, fakat daha çok sağlıklı şeyler atıştırmayı deneyin ve en çok da duygularınızı tanımak için kendinize fırsat verin. Bazen de kendimize sadece o duyguyu yaşamak için izin vermek en güzelidir.

Duygusal yeme, fizyolojik olarak tok olsak da hissedilen açlığa bağlı ve çoğu zaman özellikle belli bir yiyeceğe duyulan karşı koyması güç istekle gerçekleşen yeme biçimidir. Dolayısıyla duygusal yemenin arkasındaki aktör duygusal açlık; onun ardındaki esas kahraman ise duygularımızdır. Duygusal açlığın önderlik ettiği yeme alışkanlığı hem psikolojik hem fizyolojik sağlık açısından sorun yaratabilme ihtimali taşır. Araştırmalar fazla kiloların %75’inin duygusal yeme kaynaklı olduğunu ifade etmektedir. Pek çok kilo verme girişimini sonuçsuz bırakan sessiz sabotajcıdır ayrıca. Diğer taraftan duygusal açlık hissini yaratan şey, anlaşılacağı üzere duygularımızdır. Bu duygular yalnızlık, öfke, amaçsızlık, kaygı, başarısızlık, suçluluk veya yetersizlik olabileceği gibi günlük hayatın getirdiği anlık stresler ve benzeri pek çok his olabilir. Peki, neden olumsuz duygular yaşadığımızda yemek yeme ihtiyacı duyarız? Zihnimizdeki fikir “Yemek yemek rahatlatır.” şeklindedir. Bu hiç de şaşılacak bir durum değil elbette. Çünkü yemek yemek en temel ihtiyaçlarımızdan bir tanesi ve dünyaya geldiğimiz ilk dakikalarda dahi annemizin kucağında karnımızın doyması, hem fiziksel olarak rahatlamaya hem de duygusal açıdan sarmalanmış ve güvende hissetmemize neden olarak rahatlamamıza neden olur. Ve ömür boyu beslenme temel ihtiyacımız olarak devam eder.

Çocukluk döneminde de her sızlandığımızda, boş kaldığımızda ya da sorun çıkardığımızda uslu durmamız için eline yiyecek bir şeyler tutuşturulmuş ve yatıştırılmış çocuklarsak bu bağın daha da güçlenmemesi kaçınılmazdır. Böylece yemek rahatlatır düşüncesi zihnimizde otomatik bir düğme gibi işlemeye başlar. Olumsuz duygulardan kurtulmak ve rahatlamak için yemek yemeyi sonraki dönemlerde kendimiz de keşfetmiş olabiliriz elbette; çünkü iyi hissetmek için sorunları çözmekten daha kolay bir yol gibi görünür. En azından en kısa yollardan biridir. Özellikle şeker ve karbonhidratın, beynimizde olumlu duyguları sağlayan salgıların salınımını hızlıca gerçekleştirdiği düşünülünce (anlık da olsa), duygularımızla yaşamayı ve baş etmeyi bilmiyorsak, uzun vadede işlevsiz olsa da anlık bir çözüm için iyi bir reçete gibi görünmektedir. İşte bizi duygusal yeme çıkmazına sokan temeller buralarda filizlenmiş olabilir. Elbette ki hepimiz zaman zaman duygusal yeme davranışı gösterebilir, tatlı kaçamaklar yapabilir ya da yemeği biraz fazla kaçırabiliriz. Ancak bunun sürekli bir alışkanlığa dönüşmüş olması, fiziksel ve duygusal sorunlara kapı aralayabilir. Fazla kiloların getirebileceği sorunların yanı sıra, duygularımızı tanımama, ihtiyaçlarımızı fark etmeme durumu sürekli bir hal aldığında psikolojik sorunlara ve ilişkilerimizde problemler yaşamaya kadar gidebilir. Bu nedenle duygusal açlığı fark etmek ve duygusal yeme davranışımızın süreğen bir hal almasını önlemek önemlidir.

Kendimizi yemekten sonra TV izlerken, mutfağa koşup dolaptaki soslu makarnadan biraz daha almak için sıkıntı içinde reklam arasını kollarken bulabiliriz. Sonunda reklamı bile beklemekten vazgeçeriz. Ofiste bilgisayar başında iş beklerken ya da patrondan gelen “azar” mailini okuduğumuzda elimiz aniden çekmecedeki çikolataya uzanır ve elimizdeki boş ambalajı fark ettiğimizde artık çok geçtir!

Duygusal yeme ile baş etmenin ilk adımı, açlık hissimizin kaynağını bulmaktır. Bunun için yeme isteğine birkaç dakika karşı koyup ne olduğunu anlamaya çalışmak önemlidir. Duygusal açlık, fizyolojik açlıktan farklı olarak son yemeğimizin üzerinden en az 2 saat geçmeden belki de yalnızca 15 dakika sonra beliren açlık hissidir. Yavaş yavaş açlık hissi şeklinde değil de daha çok, kısa bir süre içinde yoğun bir açlık hissine dönüşebilir. Daha çok zihnimizde, belki de duyusal bir hedef olarak beliren (zihnimizde hamburgerin iştah açıcı görüntüsü ya da burnumuzda tüten kek kokusu), belli bir yiyeceğe duyulan istektir. Fizyolojik açlık ile duygusal açlığı bu işaretlere bakarak birbirinden ayırabiliriz. Genellikle seker veya karbonhidrat ağırlıklı olması da muhtemeldir. Tüm bunlara neden olabilecek fizyolojik bir hastalığınız yok ise işaretleri bir rehber olarak kullanabilirsiniz.

Hissettiğimiz şeyin duygusal açlık olduğunu belirledikten sonra da ikinci adım, bu hissin arkasındaki duygumuzu anlamaya çalışmak olmalıdır. “Yemek yiyeli sadece yarım saat oldu ve aç olmamam gerekiyor; öyleyse neye ihtiyacım var? Ne hissediyorum?” diye sormak kendimizi anlamak ve duygularımızı fark etmek için kendimize bir şans tanımak olur. Duygularımızı anlamak ve tanımlamak her zaman çok kolay olmayabilir, ancak kendimize bunu sormayı alışkanlık haline getirdiğimizde ve hislerimize kulak vermeye başladığımızda bunun daha kolay bir hal aldığını keşfederiz. Üçüncü adım ise duygu veya duygularımızı (aynı anda birden fazla duygu yaşıyor olabiliriz) fark ettikten sonra bu duygularla başa çıkmak için ihtiyacımız olan şeyi yapmaktır. Örneğin öfkeliysek, öfkeli olduğumuz şeyi anlamak, mümkünse çözüm üretmeyi denemek; canımız sıkılmışsa, ne yapmak istediğimizi düşünmek, yalnız hissediyorsak sesini duymak istediğimiz kişiyi aramak gibi işlevsel ve tatmin edici yollar deneyebiliriz. Arada bir kaçamaklar için kendinize izin verin, arada bir baş etmesi güç bir duyguyla baş başa kaldığınızda bir şeyler yiyin, fakat daha çok sağlıklı şeyler atıştırmayı deneyin ve en çok da duygularınızı tanımak için kendinize fırsat verin. Bazen de kendimize sadece o duyguyu yaşamak için izin vermek en güzelidir.

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

Handan Ergün Hoşrik Psikoloji, Aile Terapisi Uzm. Kl. Psk.

Randevu al Profili görüntüleyin

Yorumlar: (0)