Düşüncelerin hızlı ve otomatik olarak, yani kendiliğinden ve bizim kontrolümüz olmadan zihnimizde belirme eğiliminde olma özellikleri vardır. Hepimiz çoğu durumu hızlı ve otomatik olarak yorumlama eğilimindeyizdir. Bazen bu otomatik düşünceler bize yardımcı olabilir. Örneğin, ani bir tehlikenin söz konusu olduğu bir durumu düşünün; bir arabanın caddeden karşı karşıya geçerken hızla size doğru geldiğini hayal edin. Muhtemelen arabanın ne kadar hızlı geldiği ve size yakın olup olmadığı gibi yalnızca birkaç önemli bilgiye odaklanırsınız ve durum tehlikeliyse hemen harekete geçersiniz. Üzerine ayrıntılı bir şekilde düşünmezsiniz. Arabanın rengini veya modelini fark etmeyebilirsiniz. Bu durumda, sadece birkaç şeye odaklanmak faydalıdır; ek bir yorum ya da alternatif bir değerlendirme yapmaya gerek yoktur. Bu şekilde düşünmek, yoldan çekilerek hızlı bir şekilde tepki vermenizi sağlar ve muhtemel bir kazadan sizi koruyabilir.
Ancak, duygusal olarak sıkıntılı olduğumuz zamanlarda çoğu zaman olay ve durumların yalnızca olumsuz kısımlarına odaklanma eğiliminde oluruz. Üstelik yukarıdaki gibi tehlikeli bir durum içerisinde değilken bile… Böyle zamanlarda bizi olayları sağlıklı ve gerçekçi biçimde değerlendirmekten alıkoyan olumsuz otomatik düşünceler pek de faydalı değildir. Zihnin içerisinde negatif düşüncelerden oluşan bir atmosferin içerisinde yaşamak, yani olumsuz otomatik düşünme biçimlerinde takılı kalmak, duygusal rahatsızlığı olan kişilerde yaygındır. Duygusal rahatsızlığı olan kişiler günün büyük bölümünde sürekli olumsuz düşünme eğiliminde olabilirler. Düşünme şeklimiz nasıl hissettiğimizi etkilediğinden, olumsuz otomatik düşüncelerin oluşturduğu bir zihin sisteminin farkına varmak önemlidir.
Öte yandan, eğer geçmişte oldukça üzücü veya tehlikeli olaylar yaşamışsak, geçmişte yaşadığımız o dönemde işimize yarayan düşünme biçimi veya eğilimi, üzücü veya tehlikeli olaylar artık hayatımızda olmasa dahi, bize kalıcı olarak yerleşebilir. Yukarıdaki örnekten hareketle, her gün belirli bir yolda bir kaza tehlikesi yaşadığınızı hayal edin. Artık beyniniz o yolun tehlikeli ve güvenilmez olduğu düşüncesini size otomatik olarak sunarak sizi o yoldan uzak tutmaya çalışacaktır. Çünkü mevcut durumda o yolun tehlikeli ve uzak durulması gereken mahiyette olduğu düşüncesi sizin hayatta kalmanızı sağlayacaktır. Fakat eğer yaşadığınız kaza tehlikelerinin sizdeki etkileri çok fazla ve ağır olursa veya orada gerçekten bir kaza geçirirseniz, artık sadece o yoldan değil, belki karşılaştığınız o yola az çok benzeyen; benzemeyen tüm yollardan korkacaksınız. Benzer şekilde, hayatta da belirli bir dönemde isteyerek veya zorunda kalarak ilişkisel olarak sürekli yok sayıldığınız ve mutsuz olduğunuz şeyler yaşadığınızı düşünün. O dönem geride kaldıktan sonra bile beyniniz, size ilişkilerin tehlikeli ve güvenilmez olduğuna yönelik; sizi korumak için negatif otomatik düşünceleri kendiliğinden ve sizin kontrolünüz olmadan sinyalleyebilir. Bu durumda yapılması gereken, bu olumsuz düşüncelerin artık ne kadar “işe yarar (fonksiyonel)” ve ne ölçüde “doğru (gerçeği yansıtan)” olduklarını sorgulamaktır.
Düşünceler her duygusal deneyimin önemli bir parçasıdır. Bunun nedeni, içinde yaşadığımız dünya hakkında düşünme şeklimizin nasıl hissettiğimizi gerçekten etkilemesidir. Hayatımızdaki çoğu durum birden fazla şekilde yorumlanabilir. Örneğin, yeni tanıştığınız ve hoşlandığınız biriyle gün boyunca mesajlaştığınızı, ancak birkaç saattir ondan haber alamadığınızı düşünün. “Artık benimle ilgilenmiyor herhalde; muhtemelen benden soğudu” diye düşünürseniz ne hissediyor olursunuz? Belki üzülür, kendinizi küçük duruma düşürülmüş gibi görür ve hatta öfkelenirsiniz. Peki ya bunun yerine “Muhtemelen yaptığı bir işe dalmıştır” diye düşünseydiniz ne olurdu? Kendinize ve duruma daha objektif yaklaşabilir, hatta konuştuğunuz kişinin o sırada neler yaptığını merak edip ondan yaptıklarını sonra dinlemekten heyecan duyabilirsiniz. Bu örnekten de görebileceğiniz gibi, bu durumu nasıl yorumladığınız nasıl hissettiğinizi gerçekten etkilemektedir. Ayrıca, nasıl hissettiğiniz ne düşündüğünüzü de etkileyebilir. Olumsuz bir ruh halinde olduğunuzda, olumsuz düşüncelere sahip olma olasılığınız daha yüksektir. Örneğin, işte zor bir gün geçirdiğiniz için kendinizi sinirli hissediyorsanız, flörtünüzden veya konuştuğunuz kişiden geri dönüş alamadığınızda olumsuz bir varsayımda bulunma olasılığınız daha yüksek olabilir. Öte yandan, yeni bir terfi almış olduğunuzu düşünelim… Muhtemelen ruh haliniz oldukça pozitif olurdu ve daha tarafsız ve gerçekçi bir yoruma yönelirdiniz.
Özetle otomatik düşünceler hızlı ve kendiliğinden işleyen; kimi zaman hayatta kalmayı ve hızlı uyumu kolaylaştıran; ancak duygusal sıkıntı, olumsuz yaşam deneyimleri ve yoğun stres koşullarında gerçekliği çarpıtarak duygusal rahatsızlığı sürdürebilen bilişsel süreçlerdir. Geçmişte işlevsel olan bu düşünce örüntüleri, bağlam değiştiğinde esnekliğini yitirerek genellenebilir ve bireyin olayları daha dar, olumsuz ve tehdit odaklı bir çerçeveden değerlendirmesine yol açabilir. Düşünce–duygu etkileşimi çift yönlüdür; bireyin bir durumu nasıl yorumladığı duygusal tepkisini belirlerken, mevcut duygusal durumu da hangi düşüncelerin zihinde daha kolay belirdiğini etkiler. Bu nedenle klinik açıdan temel hedef, otomatik düşüncelerin varlığını fark etmek, içeriklerini yargılamadan tanımlamak ve bu düşüncelerin güncel koşullar bağlamında ne ölçüde işlevsel ve gerçeği yansıtıcı olduğunu sistematik biçimde sorgulayabilme becerisini geliştirmektir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.