İd Ego - Süper Ego

Yazar Çağlar KaramanPsikolog, Psikiyatrist • 27 Ocak 2017 • Yorumlar:

20. yüzyılın ortalarında, özellikle Birinci Dünya Savaşı döneminde insanların vicdan

duygusunu sorgulayan Freud, davranışlarımızı gelişim teorisi ekseninde inceleyerek, bilinci 3

ruhsal kategoriye ayırmaktadır.

- İd

- Ego

- Superego

Freud’a göre toplum içerisinde durum ve davranışlarımız bu 3 ruhsal duruma göre şekillenir.

Karar verme ve yargılama yeteneklerimizin bu 3 ruhsal aşamanın gelişimine bağlı olarak

oluştuğunu savunan Freud, bu 3 soyut kavramın güdülerimizle ve toplumdan edindiğimiz,

sonradan öğrendiğimiz bilgilerle şekillendiğini söylemektedir.

İd, en yalın tabirle ilkel benliktir. İhtiyaçlara göre şekillenen, durdulamayan yanımızdır.

İçgüdülerimizi kapsamaktadır. Mantıkla ve gerçeklikle çakışmaktadır, tamamen kuralsızlık

hakimdir. Sadece haz ilkesine dayalıdır. Cinsellik, açlık, saldırganlık ide örnektir. Freud idi

içimizdeki şımarık çocuk olarak tanımlamaktadır. İd, istediklerinin mantıklı olup olmadığını

sorgulamadan, uygulanabilirliğini düşünmeden sadece ister.

İd her zaman zevke yönelir. İdin duyduğu ihtiyaçlar karşılanamazsa ya da ertelenirse strese

gireriz, karşılandığı zaman tatmin oluruz. Yapmaktan kaçındığınız işleri gözden geçirdiğiniz

zaman bunların hepsinin aslında size zevk vermeyen işler olduğunu farkedebilirsiniz. Buna

karşın, çok istediğimiz bir şeyi yapmak için ise müthiş bir heves ve istekle hareket eder

oluruz. Bu davranışlarımız tamamen ide uygun davranışlardır.

Ego, bilincin orta aşaması olarak tanımlanabilir. İdin istekleri ile çevre arasında bir denge

kurmaya çalışır. İd haz ilkesi ile çalışırken, ego gerçeklik ilkesi ile çalışır. Superego ve İd

arasındaki köprüyü kurup mantıklı bir çözüm bulmaya çalışır.

Ego bunu yaparken zaman zaman “Bastırma”, “Mantığa Bürüme”, “Yansıtma”, “Yüceltme”

gibi bazı savunma mekanizmaları uygular. (Bu savunma mekanizmalarına da gelecek ay

değineceğiz.)

Süperego, bu sistemdeki son parçadır. Ahlak ve toplum normlarına göre şekillenir. Çocukluk

döneminde aile tarafından verilen kuralların içsel temsilcisidir. En idealini ve en mükemmelini

uygulamaya çalışır. Toplumun ahlak değerleri ile değerlendirerek davranışın uygunluğunu

belirler.

İstekleri bastırmak konusunda çok katıdır. Gerektiğinde açlıktan ölmenin bile topluma ayıp

olmasından daha doğru olduğunu savunur. Egoyu gerçek amaçlardan ziyade toplumsal

değerlere göre, ahlaki değerlere göre şekillendirmeyi hedefler.

Bir örnekle bu sistemi açıklamak gerekirse, topluca gittiğiniz bir yemekte yemek servisine

daha 1 saat vardır ve çok acıkmışsınızdır. İd size “bana yemek ver!” der en kaba haliyle.

Süperego ise “burada yalnız değilsin, arkadaşlarınla birlikte geldin, herkesle birlikte yemek

yemen lazım, yoksa çok ayıp olur.” der. Ego ise iki tarafı da dinledikten sonra mantıklı bir

çözüm bulmaya çalışır. “Çok açsın, 1 saat daha beklersen eğer bu senin için hiç iyi

olmayacak, çaktırmadan dışarı çık, açlığı bastıracak ufak bir şey ye ve kimseye belli

etmeden geri gel” der.

Süperegonun çok gelişmiş olduğu ve egoyu bastırdığı bireyler, öğrendiği kurallara, ahlak

kavramına ve normlara çok bağlı hareket edeceğinden, herşeyi “ayıp olur” şeklinde

değerlendirir ve daha içe kapanık bir karakter oluşturur. İsteklerini dile getirmekten çekinir,

inisiyatif alamaz, ikili ilişkilerinde “karşı tarafa rahatsızlık vermemek adına” kendini geriye

çeker, güçlü ilişkiler kuramaz.

Yaptığı çoğu şeyi değerlendirirken kendisine kızar, kaygı ve stres yaşar. Sürekli bir suçluluk

duygusu içerisindedir.

Örnek olarak karşı cinse karşı duyduğu ilgiyi göstermek isterken, bir yandan da onu rahatsız

ederim, ayıp olur düşüncesiyle kendisini uzaklaştırır ve bir ilişkiye başlayamaz. Ya da daha

basit bir örnekle oturduğu bir kafede garsona seslenme konusunda endişeleri vardır, eğer

garsona seslenirse yan masadaki kişilerin rahatsız olacağını düşünerek siparişini garson

masasına gelene kadar erteler, bastırır ve aç bekler.

Süperegonun gelişmediği ya da az geliştiği durumlarda ise kişi çok bencilce hareket eder,

çevresindekilerin duygu ve düşüncelerine saygı duymaz, ilkel benliğinin ihtiyaçlarını daha ön

plana çıkartır. Eğer canı yemek yemek istiyorsa yemek yer, çevreye aldırış etmez. Yanında

aç birisinin olması umrunda değildir. Ya da canı o sırada yüksek sesle müzik dinlemek

istiyorsa çevresindekilerin bundan rahatsız olacağını umursamaz, dilediği gibi müziğini dinler.

Sağlıklı bir gelişim için bu dengenin korunması gerekmektedir. Süperego gelişiminin temelleri

ailede atıldığı için ailelerin hangi kuralların ne katılıkta olması gerektiğini çocuklarına doğru

bir biçimde aktarmaları çocukların gelecek yaşantılarındaki karakterini şekillendireceği için

büyük önem taşımaktadır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)