İlişkiyi Sona Götüren Hatalar

Yazar Gönül ÖztürkPsikolog • 31 Ekim 2019 • Yorumlar:

* İlişkiye kimse bitsin diye başlamaz ama ilişkiler, şartlar ve kişiler neden genellikle başladığından çok farklı bir hale geliyor?

Bu durumun çok farklı sebepleri olsa da en temelde kişilerin kendini iyi tanımamasından, dolayısıyla kendine uygun kişinin nasıl olacağına dair herhangi bir fikrinin olmamasından kaynaklanıyor diyebilirim. Bir kişiyi hayatınıza alma kararını verirken, o kişinin size fiziksel olarak çekici gelmesi ilişkiye başlamak için yeterli bir sebep olduğunda, aranızdaki uyuma dair hiçbir fikriniz olmadan bir ilişkiye başladığınızda, ilişkiyi yürütme ihtimaliniz de şansa kalmış oluyor. İlk ilişki deneyiminde böyle olması çok anlaşılır bir durumken, en azından birkaç ilişki deneyimi olmuş kişinin tek kriteri fiziksel çekim hissetmekse, o kişi ilişkilerde kendine dair öğrenmesi gereken şeyleri öğrenememiştir. Her bir bireyle kurulan ilişki(arkadaş, sevgili, ebeveyn, kardeş…), insana kendini tanımak için değerli bir fırsat yaratır. İlişkilerde, kişiye neyin iyi neyin kötü geldiği, ihtiyaçlarının neler olduğu, nelerden hoşlanıp hoşlanmadığı belirir.

Kendinizi iyi tanıyabilmek bu hayatta kendinize verebileceğiniz en güzel hediyedir. Çünkü kendinizi iyi tanıdığınızda hayata dair kararlarınızla mutlu olursunuz. Bu hiç yanlış bir karar almayacaksınız demek değildir. Yanlış karar almak da kendinizi tanıma yolculuğunun bir parçasıdır. Ancak birçok kişi maalesef kendini tanıma ihtiyacını dahi hissetmiyor. Ya da hissettiğinde artık 40’larına 50’lerine gelmiş bulabiliyor kendini ki kendini tanıma ihtiyacını o yaşlarda hissetmek dahi kıymetlidir. Ancak birçok insan o yaşlara geldiğinde kendini her şeye geç kalmış hissedebiliyor. Merak etmesinler hiçbir zaman geç değil. Kendinizi tanıma ihtiyacını ne zaman hissederseniz hissedin, kendinizi tanımak için en doğru zaman o zamandır.

Bu ihtiyacın geç hissedilme sebebi ise toplumun, ihtiyaçları insanlar için hali hazırda belirlemiş olmasından kaynaklanıyor. Gerçekten bir düşünün “Yaşadığınız bu hayat sizin hayatınız mı?” yoksa “Toplumun sizin için hazırladığı hayat mı? 

Toplum, düzen ve güvenlik ihtiyacı üzerine bir sistem kurmuştur, mutluluk için değil ama insanlar mutluluğun bu düzende olduğunu sanarak yıllarını geçirir. O yüzden insanlar para kazanmak için iyi bir meslek sahibi olmalı, düzenli bir hayat için evlenmeli, güvende hissetmek için bir ev bir de araba almalı, sonra da çocuk sahibi olmalı. Yaklaşık olarak herkesin izlediği sıra bu değil mi? Bu seçimleri gerçekten istediğiniz için alıyorsanız ve kararlarınız sizi mutlu ediyorsa her şey yolundadır. Ancak bir şeylerin eksik olduğunu ve bu durumun sizi mutsuz ettiğini hissediyorsanız, “Bu yol sizin yolunuz mu?” Bir daha düşünmenizi öneririm. Eğer değilse; Kendi yolunuzu bulmak için, içinize doğru bir yolculuk yapıp kendinizi tanımaya hazır mısınız? 

Bu noktada şunu eklememde fayda var. Kendimizi şu an tanıyoruz ve ihtiyaçlarımızı biliyoruz diyelim, bu hiç değişmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Kişinin kendini tanıması ömürlük bir serüvendir. Kişinin öncelikleri, önem verdikleri, hoşlandıkları değişebilir. Bu konuda en başta kendimize sonra yakınlarımıza karşı anlayışlı olmalıyız.  

Değişimden bahsetmişken, ilişkileri başladığından çok farklı hale getiren çok önemli diğer bir nokta ise; kişilerin kendi ilgilerini, ihtiyaçlarını karşı tarafa dürüstçe aktarmamasından kaynaklanıyor. İnsanlar genelde bunu bilinçli yapmıyorlar. Bu yalan söylemek gibi bir şey değil. İyi niyetle çok sevdikleri biri için küçük küçük fedakarlıklar yaptıklarını düşünüyorlar. Kendileri de ilişkinin başlarında, sevdiği insanla vakit geçirmek istediğinden, onunla her şeyi yapmaya razı geliyorlar. Sevmediği bir filmi sevgilisi için izlemekten tutun da sevmediği halde birlikte olmak için spor yapmak ya da sevmediği bir yemeği yemek ve daha bir sürü küçük şey! Bunlar hep küçük fedakarlıklar gibi geliyor. “Büyütmeye gerek yok canım, birlikte olduktan sonra ne yaptığımızın ne önemi var.” diye düşünüyorlar. Çünkü o anda çok seviyorlar. “Sevgi de en nihayetinde fedakarlık gerektirir. Değil mi?” Çünkü toplum bize bunu söylemiş. Bir de “Bir iyilik yapıyorsan dile getirme demiş.” Bunlar birçok insanın kafasında yer etmiş düşünce kalıplarıdır. İlişkiyi yürütmek tabi ki fedakarlık gerektirir ama ilişki öncelikle kendini ve karşındaki kişiyi tanımayı gerektirir. İlişkinin başlarında söylenmeden yapılan fedakarlık ise iyi niyetli olsa da ilişkiye zarar veren bir durumdur. Çünkü ilişkideki birey kendisi için fedakarlık yapılan durumlarıdaki davranışların sevgilisinin kişilik özellikleri sanacaktır. Sonra fedakarlık yapan birey ilişki sürecinde yavaş yavaş  kendini ortaya koymaya başlayacaktır. Bunun zamanı kişiye göre çok değişken olabiliyor. Bazısı kendini, birkaç ay sonra ortaya koymaya başlarken bazısı yıllar boyu fedakarlık yapıyor çünkü “Sevgili için fedakarlık yapılır ve bunu dile getirmemeli.” düşüncesi var kafasında. Durum böyle olunca, bunu sevgilisine söylemek aklının ucundan bile geçmiyor. Sevgilisi sanıyor ki ilişkide her şey çok güzel, çok uyumlu bir çiftler. Sonra fedakarlık yapan kişi, bir gün doluyor ve kendi ihtiyaçlarını, isteklerini dile getirmeye başlıyor. Farkında olmayan taraf, “Nasıl yani! Bu sen değilsin. Biz çok uyumluyduk, sen değiştin.” diyor. Aslında kimsenin değiştiği yok aksine özüne dönen bir sevgili var karşısında, onun için hiç sezdirmeden her şeyi yapmış. Ama sen onu olduğu gibi tanıma şansını kaybetmişsin. Sanrım yapılan en büyük hatalardan biri de bu. 

    Bu nedenle sevgiliniz için hoşlanmadığınız bir şeyi yapmayı seçiyorsanız, bunu sevgilinizle paylaşın ki o da bunu onu sevdiğiniz için yaptığınızı ama aslında neyi tercih edeceğinizi bilsin. Aksi takdirde siz kendinizi ortaya koyana kadar o ikinizin çok uyumlu olduğunu sanmaya devam edecektir. Bu da ilişkiniz için yapabileceğiniz en kötü şeylerden biridir.

 

*Peki mutlu bir ilişki için uyumlu olmak şart mıdır?

 

Her konuda uyumlu olmak şart değildir. Ancak hayata dair bakışınız, aileye verdiğiniz değer, arkadaşlık, cinsellik ve daha birçok konuda belirli bir düzeyde uyumlu olmak önemlidir.  Bu noktada yine kendinizi iyi tanıyor olmak devreye giriyor. “Hangi konular sizin için daha öncelikli?” Bunu bildiğinizde hayatınıza girecek kişide, o öncelikli konularda uyum aramanız gerekiyor.  Aksi takdirde farklı bakış açıları olan bireyler sorun yaşamaya başlıyorlar. İki taraf da birbirinin bakış açısını anlamakta zorluk çekebiliyor. Öncelik verdiğiniz konularda uyumluysanız ve diğer konularda esneklik gösterip sevgilinize saygı gösterebilecekseniz gayet de mutlu bir ilişki sürdürebilirsiniz.

 Ancak “Seviyorsa bana uyum sağlar.” gibi bir düşünce kalıbınız varsa uyum sağlamadığında kendinizi sevmediğini düşünecek ve bu sizi ilişkiden daha da uzaklaştıran bir sorun haline gelecektir. Kendinize şunu sorun “Siz sevdiğiniz için hayatta en önem verdiğiniz şeyden vazgeçer misiniz?”     


 

* Evlilikte hangi hatalar ilişkide kalıcı hasarlar bırakıyor? 

 

Kalıcı hasar bırakan durumlar kişiden kişiye oldukça değişken olabiliyor. İlişkideki kişinin öncelikli değerlerine aykırı bir şey yapıldığında, kişinin affetmesi ve ilişkinin onarılması çok zor olabiliyor. Ama bu hatalar bir kişi için aldatmak iken, başka bir kişi için şiddet, bir başkası için ise ailesine söylenen tek bir kötü söz olabiliyor. Bu noktada eşinizi iyi tanımak için emek vermek gerekiyor. Onun değer verdiği şeyleri çok iyi bilmek ve olmazsa olmazlarına saygı duymak ilişkiyi daha mutlu ve huzurlu hale getiriyor. Aynı zamanda da eşinizin sizi çok iyi tanımasına yardım etmek onun da sizin önceliklerinizi, olmazsa olmazlarınızı iyi bilmesi için eşinize fırsat vermeniz gerekiyor. 

    Birçok kişi “Eşim hiç konuşmuyor anlatmıyor. Ben ne olduğunu anlamıyorum.” diyebiliyor. Eşi de “Her şey ortada anlaması gerekiyor. Bunca yıldır evliyiz hala beni anlayamamış mı?” diyebiliyor. 

Hepimizin dünyaya baktığı bir pencere var ve hepimizin penceresi farklı. Size görünen tek gerçeklik o pencere olabilir. Ama eşinizin penceresinden bambaşka şeyler görünüyor! O yüzden her gün pencerenizden baktığınızda neler gördüğünüzü özenle eşinize anlatın ki sizi anlayabilsin ve eşiniz de size anlatsın kendi penceresinden neler göründüğünü ve anlamaya çalışın. Böylece gün be gün birbirinizi daha iyi anlamaya başladığınızı göreceksiniz. Bazen iki pencereden görünen çok benzerken bazen görünenler çok farklıdır. Hangi pencereden bakarsanız bakın eşinizi anlamak için emek harcadığınız sürece ilişkinizin derinleştiğini görebilirsiniz.  

 

* Çok uyumlu olmak, her şeye evet demek ilişkiyi yıpratır mı? 

 

    Bir kişinin eşine sürekli uyum sağlaması ve her şeye evet demesi başlangıçta karşı tarafta ne güzel uyumluyuz hissiyatı yaratabilir. Ancak gerçekten içinizden geldiği için değil de sadece uyumlu olmak için bunu yaptığınızda bir yerden sonra içinizdeki kişi isyan edecektir. O zaman da daha önce de söylediğim durum olan eşin karşı tarafa sen değiştin demesiyle sonuçlanması kaçınılmazdır. Çünkü insan olmadığı biri gibi davranmakta zorlanır ve sabrının son damlasına geldiğinde, kendi gibi davranmaya başlayacaktır. Bu durum da ilişkinin yıpranmasına yol açacaktır. İşte bu noktada “İlişkiyi sürdürmek için emek mi harcayacaksınız?” ki yine birbirinizi tanıma süreci devreye giriyor. Yoksa “ Kandırıldığınızı düşünüp vazgeçip gidecek misiniz?” 


 

* Ten uyumu, yatak odasındaki paylaşımlar ilişkiyi tek başına kurtarabilir mi?

 

    Bu soru, zihnimde Gottman Çift Terapisi eğitimini aldığım sırada Julie Gottman’ın söylediği bir şeyin belirmesini sağladı. Hatırladığım kadarıyla şöyle söylemişti: “Çiftler arasında kimyasal bir uyum varsa ilişkiyi kurtarma şansı oldukça yüksektir.” 

    Ancak ilişki çok kapsamlı bir oluşumdur. Cinsel uyum ilişkiyi oluşturan bileşenlerden sadece biridir. İlişkide olan bireyler için cinsel uyum öncelikli değerler arasında yer alıyorsa ilişkiyi kurtarma şansının daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Ancak eşlerden biri eşinin öncelikli bir değerine aykırı şekilde davranıyorsa sadece cinsellik ilişkiyi kurtarmaya yetmeyebilir.

    Ten uyumu olan bireylerin sık sık ayrılma kararı alıp ilişkiden bir türlü kopamamaları görülen bir durumdur. Bu açıdan bakacak olursak, sorun yaşadıklarında dahi birbirlerine çekildiklerinden, birbirlerine karşı duygusal yoğunluğu hissetme şansları daha yüksektir. Bu da onlar için bir avantaj olarak görülebilir. 

    Çünkü birçok birey yaşadıkları olumsuz deneyimler sonucunda yaşadıkları iyi şeyleri ve onlara dair duyguları hatırlamakta zorluk çekebiliyor. Bu durum da birçok zaman ilişki için emek harcamaya değmeyeceği düşüncesini getiriyor. Ten uyumu olanlar için ise ilişkinin en azından bir olumlu yönünü görme şansları o ilişki için emek harcamalarına imkan sağlayabiliyor. Ancak tek başına ten uyumu ilişkiyi kurtarmıyor.  

     

 

* Peki sorun ne olursa olsun, ilişkiyi kurtarma seviyesine getirebilecek etkenler var mı? 

 

Bireylerin birincil değerleri arasında çatışma yaşanmadığı koşullarda ilişkiyi kurtarma seviyesine getirebilecek en büyük etkenin; ilişkide iki insan için de sevgi hissinin sürüyor olması olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda ilişkisinin kıymetini anlamış olmaları da önemli bir etkendir. Birbirleri için kıymetli olduğunu anlayan insanlar birbirlerini anlamak için ve sorunlarını çözmek için emek harcamaktan çekinmezler ve emek harcayan insanların ilişkiyi kurtarmak için şansları çok yüksektir.

 

*Peki nedir bu birincil değer dediğiniz şeyler? 

 

Birincil değerler; kişinin öncelik haline getirdiği, hayatında anlamının çok fazla olduğu ve asla ödün vermeyeceği şeylerdir. Örneğin aile ilişkileri bir insan için birincil bir değer olabilir ve eşi ailesiyle görüşmesini istemezse, o kişi ilişkinin yürüyeceğine dair inancını çok kolay kaybeder ve sevse de ilişkiyi bırakmaya hazır hisseder. Ya da ömrü boyunca spor yapmış ve ömrünün sonuna kadar da sporu hayatında tutmak isteyen bir kişiye, “Artık evlendik ve ben spora ayırdığın vakti bana ayırmanı istiyorum.” derseniz de farklı bir sonuç beklemeyin. Bu noktada ilişkilerde birincil değerleri anlamak çok önemlidir. Özellikle evlenmeden önce evleneceğiniz kişiyle karşılıklı olarak birincil değerlerinizi biliyor olmanız ve değerlerinize karşılıklı olarak saygı gösterebileceğinizi bilmeniz, ilişkinizin sağlam temelleri olması açısından çok önemlidir. 

 

* Evliliği kurtarmak için verilen çocuk yapma kararına değinecek olursak… 

 

Evliliği kurtarmak için alınan çocuk kararı… Belki de asla alınmaması gereken bir karar. Kolay kolay asla diyen bir insan değilimdir. Ancak sadece çocuk yapmanın evliliği kurtaracağını düşünmenin oldukça yanlış bir bakış açısı olduğu kanaatindeyim. Dünyaya gelen çocukların mutlu bir aile ortamını hak ettiğini düşünüyorum. Tabi ki her zaman bunu sağlamak mümkün olamayabiliyor. Ancak en azından anne babaların ellerinden gelenin en iyisini yapmak için emek harcamaları gerektiğini düşünüyorum. Bir çocuğu dünyaya getirme kararı alınıyorsa onun hayatı için bir sürü fedakarlık yapmak gerekiyor. Oysa daha doğmadan o çocuğa ilişkiyi düzeltme sorumluluğu yüklemeyi aklım nerden bakarsam bakayım maalesef almıyor. Ayrıca çocuk olduktan sonra sorunların düzelmesi bir yana katlanarak artmasına hazırlarsa, tabi ki karar çocuk yapacak kişilerin. 

    Çocuk yapma kararının işe yaracağını düşündüğüm tek bir koşul var. O da çocuğunuzu tanırken, birbirinizi de yeni baştan tanımak, çocuğunuza ve birbirinize anlayışlı olmayı öğrenmek, yani çocukla birlikte ilişkiyi de büyütme kararını içermesidir. İşte o zaman çocuk yapmak ilişkiye bir şans verebilir. Aksi takdirde bir ilişkiyi çocuğunuzun geleceği için sürdürmeyi seçseniz dahi, çocuğunuz büyüyüp evden ayrıldığında ve siz eşinizle tekrar baş başa kaldığınızda, kapınıza yığılan sorunları çözmek için çok geç kalmış olabilirsiniz.

 

* Genelde hayal edilen mutlu ve gelecek vadeden ilişkinin temel özellikleri neler? 

 

    Bir sürü özellik sayılabilir ancak, mutluluk potansiyeli olan ilişkilerin temel özelliklerinin en önemlilerinden birinin, kişilerin birbirine aşık olması olduğunu söyleyebilirim. Yüksek lisans tez araştırmamda evli çiftlerle çalıştım ve yapılan analizlerin sonucunda hissedilen aşk düzeyinin evlilik doyumu düzeyine etkisinin  %69,5 olduğunu saptadık ki bu etki oldukça belirleyici bir etki olarak değerlendirilebilir. Hatta evlilik doyumuna ek olarak aşk düzeyi ile yaşam doyumu düzeyinin de yüksek düzeyde ilişkili olduğunu tespit ettik. Tüm bunlara ek olarak mantık evliliği yapan bireylerin evlilik uyumu, evlilik doyumu ve yaşam doyumu düzeylerinin anlamlı bir şekilde aşk evliliği yapanlardan düşük olduğunu analizler sonucunda belirledik. 

Birine aşık olmanızı belirleyen bir çok kriter vardır. Öncelikle, fiziksel çekim duymanız tabi ki sizi o kişiyle yakınlık kurmaya itecektir. Bu süreçte her şeyin heyecan yaratması, bireyleri merak duygusuyla birbirlerini tanımaya daha açık hale getirecektir. İşte bu süreç çok değerlidir. Bu süreçte olabildiğince kendiniz olmanız çok kıymetlidir. Çünkü bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceği sizin doğal hallerinizin uyumlu olmasıyla oldukça ilişkilidir.  Karşı tarafı tanırken, değerleriniz, öncelikleriniz, ihtiyaçlarınız, ilgileriniz. Bunlar netleşmeye başladığında, yavaş yavaş bu insanın size uygun olmadığına karar verebilirsiniz ve o kişiden uzaklaşmayı seçebilirsiniz. Ya da örtüşen özellikleriniz sizi daha da birbirinize çekebilir ve aşık olabilirsiniz.  

    Aşk çok kişiye özgü bir duygu tabi ki ama bilimsel olarak aşkın bileşenlerini belirleyen Sternberg’in üçgen aşk kuramına göre çok kısa aşktan bahsedeyim. Bu kurama göre aşkın üç bileşeni vardır. Bunlar tutku(fiziksel çekim olarak düşünebiliriz), yakınlık(uyumlu olduğunuz konuları farkederek yakınlık kurmak olarak düşünebilirsiniz) ve karar/bağlılık(Bir ilişkinin sizin için doğru ilişki olduğunu düşünerek bu ilişkiye başlama ve sürdürmek için o ilişkiye bağlı kalma kararı almak olarak düşünülebilir) bileşenleridir. Bu bileşenlerin hepsi bir araya gelirse o zaman mükemmel aşk meydana gelir. Ancak Birçok zaman bunların hepsi bir araya gelmez. Örneğin tutku ve yakınlığın bir araya gelmesiyle romantik aşk oluşur. Ancak bu aşk ilişkiyi sürdürme ve bağlı kalma kararından yoksun olduğundan bu aşkın ömrü uzun olmaz. Sternberg “Zor olan mükemmel aşkı bulmak değil, asıl zor olan mükemmel aşkı bulduğunuzu, ilişki sırasında fark etmek ve onu korumaktır.” diyor. Bu da aklınızın bir köşesinde bulunsun. 

    Son olarak önceki sorulara cevap verirken anlatmış olsam da yine de söylemeden geçmeyeyim. Birincil değerleri uyumlu olanlar ve uyumlu olmadıkları konularda da birbirlerinin değerlerine saygı duyabilenlerin. Ayrıca her gün birbirleriyle iletişim kurup birbirleriyle pencerelerini paylaşan çiftlerin ilişkilerinin mutlu bir gelecek vaat ettiğini söyleyebilirim.

 

* Çift terapisi sona giden ilişkiyi kurtarmada ne kadar etkili olabilir? 

 

    İki taraf da ilişkiyi yürütmeye ve yaşanan ilişkiye emek harcamaya niyetli olduğu sürece çift terapisi oldukça etkili olabiliyor. Ancak ilişkiyi neyin sona götürdüğü de çok önemli. Çok tekrara düşmüş oluyorum ama bir kişinin birincil değeri ihlal edildiyse ve diğer kişinin bu değeri anlamak gibi bir niyeti yoksa ya da iki kişinin birincil değerleri tamamen zıtsa o noktada çift terapisinde yapılacak çok da bir şey olmuyor. Sadece bu durumun neden kaynaklandığını anlamak kişilerin bu ilişkiyi bitirme kararını netleştirmelerini sağlıyor. Ya da çok görülmese dahi, eşlerden birinin birincil değerini arka plana atma kararıyla, ilişkileri bir şansı daha hak edebiliyor. 

 

*  İlişki bitti diyelim. Şimdi yeni bir hayata tekrar alışmak lazım. Neler yapmak gerekiyor? 

 

    İlişki bittiğinde ilk önce sorgulama sürecine girilir. Bu süreçte bazı sorular sorar kişi kendine “Neden benim başıma geldi? Ne oldu da böyle sonuçlandı? ve bu soruları sorarken acı çekebilir. Ardından suçlama süreci gelir ve bu sürece öfke de eşlik edebilir. Bazen kendinizi, bazen eski sevgilinizi, bazen hayatı, bazen de her şeyi suçlarsınız. Bu süreçler yorucudur. Bir öfkelenirsiniz bir acı çekersiniz. Ama bu süreci olduğu gibi atlatmak zamanından önce bastırmamak gerekir böylece duygular akar gider ve kendiliğinden gelen sakinlik de kabullenmeyi getirir. Hiç acı çekmek istemediğiniz için dugyularınızı hemen bastırırsanız uzun süre git gel yaşayıp tekrar tekrar suçlama sürecine girmeniz çok olasıdır. Böyle bir durumda uzun süre kaldığınızı hissederseniz bu süreci atlatmak için psikolojik destek almak da sizin için iyi olabilir. 

    

Kendi başınıza ya da psikolojik destek yardımıyla, durumu kabullenebildiğiniz noktaya geldiğinizde ise artık sıra ders alma zamanıdır. Bu noktada kendinize sormanız gereken bazı sorular vardır. “Ben bu ilişkiden ne öğrendim?” “Bu ilişki bana ne kattı?” “ Bu ilişkide hangi yönlerimi keşfettim?” “Bu ilişkide neleri sevdim?” “Bu ilişkide neleri sevmedim?” “Bu ilişkide hangi değerin benim için önemli olduğunu fark ettim?” Bu soruları cevapladığınızda kendiniz için ilişkilere dair yeni kriterler de belirlemiş olacaksınız. Bir sonraki ilişki ihtimalinde, kendinizi daha iyi tanıdığınız için nelere dikkat etmeniz gerektiğini daha iyi bileceksiniz. Sizin kriterlerinizi sağlayan biri karşınıza çıktığında ise, daha sağlam bir ilişkiye adım atmak için hazır olacaksınız.    

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)