NÖROENDOKRİN TÜMÖRLER (NET)

Yazar Mustafa BenekliOnkolog • 1 Aralık 2016 • Yorumlar:

Nöroendokrin tümörler (NET’ler) adından da anlaşılacağı üzere nöroendokrin hücrelerden

kaynaklanan tümörlerdir. Sınıflamasındaki değişikliklerden sonra davranış şekillleri ve

tedavileri hakkında bilinenler yerine oturmuştur. Yerleşim olarak genellikle gastrointestinal

sistemde ve özellikle pankreastan köken alırlar. Ancak akciğerler dahil vücudun başka pekçok

organından da kaynaklanabilirler. Bunların çoğu diğer kanserlere kıyasla çok yavaş

büyüdüğünden, genellikle ölçülebilir boyuta gelmeleri ya da belirti vermeleri için yıllar

gerekir. 

KLİNİK ÖZELLİKLERİ

Hastaların çok büyük çoğunluğu hiçbir belirti, bulgu vermeyebilir. Bunların büyük çoğunluğu

yavaş büyüyen tümörler olduğu için hastalar genellikle ileri evrelerde doktora başvururlar.

Başvuru sebepleri sıklıkla sarılık, karaciğer metastazları veya karın ağrısı gibi müphem

şikayetler olabilir. Nöroendokrin tümörlerin bir kısmı hormon salgılar ve salgıladıkları

hormonların cinsine göre de bulgu verebilirler. Örneğin gastrin isimli mide asidini artıran

madde salgılayan türünde sık ve geçmeyen mide ülserleri olabilir. Barsak hareketliliğini

artıran hormonları salgılayan türün ishal ön planda olabilir.

Yavaş ilerleyen türlerin bir kısmı "karsinoid tümör" adı verilen türdür. Bunlardan bazıları

karsinoid sendrom denen sıcak basması ve terleme şikayetleri ile başvururlar. Kalp

yetmezliğine yol açabiliyor, ilerleyen dönemlerde sık ishallerle gidebiliyor.

PATOLOJİK ÖZELLİKLERİ

DÜnya sağlık örgütü (WHO) sınıflamasına göre grad 1, 2, 3 şeklinde derecelendirilmektegdir.

Grad 1 iyi diferansiye, yavaş ilerleyen karsinoid tümör olarak adlandırılan türdür. Karsinoid

tümör olan hastalar herhangi bir şey yapılmasa bile uzun yıllar yaşayabilirler. Grad arttıkça

tümörün davranışı kötüleşir. Grad 3 tümörlerde tedavi seçenekleri son derece sınırlıdır.

TEDAVİ

Erken evrelerde yakalandığında cerrahi tedaviyle tam şifa elde edilebilir. Hastaların

çoğunluğu metastatik evrede geldiği için tedavinin ağırlığını bunlar oluşturur. Tümörün

karaciğere yayıldığı durumlarda bile diğer yaygın tümörlerin aksine lokal tedavilerden fayda

görürler. Karaciğerdeki tümörlere direkt kemoterapi veya radyasyon tedavisi uygulanabiliyor.

Radyofrekans ablasyon (tümörü yakma) gibi şeyler yapılabiliyor veya transarteriyel

kemoembolizasyon (TAKE) isimli direk tümör içine kemoterapi uygulaması yapılabilir.

Yaygın hastalıkta uygulanan lokal tedaviler tümörün büyümesini durdurmaya veya biraz

geriletmeye yönelik yapılmaktadır.

Sistemik uygulanan hormonal tedavilerin faydası gösterilmiştir. Somatostatin analogları

denilen grup ilaçlar daha çok tümöre bağlı bulgu veren hastalarda tercih edilmektedir. Ancak

bunların direk tümöre karşı etkili olduğunu gösteren çalışmalardan sonra yaygın evre

hastalarda ilk seçenek olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Yeni çıkan, hedefe yönelik akılı moleküller pankreas kaynaklı tümörlerde ülkemizde onaylı ve

ruhsatlıdır. Bu ilaçlardan sunitinib tümörün kanlanmasını azaltarak etkilerini

göstermektedirler. Etkileri genellikle tümörün büyümesini yavaşlatmak veya en azından hızlı

büyümesinin engellenmesi şeklinde oluyor. mTOR inhibitörü grubuna ait everolimus denen

ilaç kanser oluşumuna sebep olan hücre içi yolaklardaki enzimleri engelleyerek iş

görmektedir. Bu ajanlar sadece yavaş ilerleyen düşük dereceli ve orta dereceli nöroendokrin

tümörlerde kullanılmaktadır.

Yüksek dereceli agresif tümörlerde küçük hücreli kanseri gibi kemoterapi uygulanmaktadır.

Bunlar çok hızlı ilerleyen tümörlerdir, nispeten tedaviye cevap verme ihtimalleri düşük

olabilir. O nedenle sonuçlar yüz güldürücü değildir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

Mustafa Benekli Tıbbi Onkoloji, İç Hastalıkları Prof. Dr.

Randevu al Profili görüntüleyin

Yorumlar: (0)