Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker hastalığı bir halk sağlığı sorunudur ve hastalığı önleme ihtimali, alınacak tedbirlerle %80 civarındadır. Diyabet, ömrü en çok kısaltan hastalıklardan birisidir. Dünyada yaklaşık 400 milyon diyabetik hasta olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde erişkinlerin %15’i (yaklaşık 10 milyon kişi) diyabetiktir. Diyabet, vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi veya ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması nedeniyle gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi). Yediğimiz besinlerin (özellikle karbonhidratlar) çoğu vücutta enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arkasında yerleşik olan pankreas, kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlayan "insülin" adlı bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer ve bu sayede hücreler glukozu yakıt olarak kullanır. Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaciğerde (şeker deposu=glikojen) ve yağ dokusunda depolanır.

Genel anlamda iki türlü şeker hastalığı vardır. Tip 1 ve Tip 2. Toplumda daha sık görülen ve erişkinlerin asıl hastalığı Tip 2 diyabettir. Tip 1 diyabet daha çok çocukluk yaş gurubunda görülen ve bilinmeyen sebeplerle pankreasın tam hasar gördüğü, insülin rezervinin kaybolduğu, yaşamak için dışarıdan ömür boyu insülin kullanmak zorunda olunan bir tablodur. Tip 2 diyabette insülin salgısı vardır ancak hedef dokularda etki gösterememektedir. Obezite, ailesinde diyabetli olanlar, yüksek doğum ağırlığı, stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir. Ayrıca pankreasın kronik iltihabı (kronik pankreatit), pankreas tümörleri ve ameliyatları, hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabet gelişimi için risk faktörleridir. Diyabette en sık görülen yakınmalar: sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, çok su içme, açlık hissi, çabuk acıkma, cilt yaralarının geç iyileşmesi, kuru ve kaşıntılı bir cilt, sık enfeksiyon gelişmesi, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma.

Normal bireylerde kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabet varlığına işaret eder. Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl arasında olması gizli şeker (pre-diyabet) göstergesidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabet tanısını gösterir. OGTT’de glukozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Eski adı ile HbA1c, yeni adı ile A1c testi, kan şekeri kontrolünüzün ne kadar "yeterli" olduğunu gösteren bir testtir. A1c'nin %7'nin altında olması kan şekerinizin kontrol altında olduğunu gösterir. Eğer sizin A1c değerleriniz genelde %7'nin üzerindeyse bunu düzeltmek için harekete geçmelisiniz. A1c değerinin %7 olması günlük ortalama kan glukoz düzeyinin 150 mg/dl olduğunu yansıtır. Yine kan şekeriniz 50 mg/dl ile 250 mg/dl arasında oynuyorsa yine A1c değeriniz %7 olacaktır. Kan şekeriniz düzenli seyretmiyorsa, bir takım bilgiler toplamanız gerekir. Bunun için bir hafta boyunca kan şekerinizi günde dört kez ölçün. Bütün sonuçları not alın. Bu sonuçların %80'i 125 ile 175 mg/dl arasında olmalı ve hiçbiri 200 mg/dl'nin üzerine çıkmamalıdır. Eğer ölçümler sonucunda çok düşük ya da çok yüksek değerleriniz varsa doktorunuza ve beslenme uzmanınıza danışmanız gerekir.

Diyabetin başlıca komplikasyonları; uzun bir süre kan şekerinin yüksek olması, büyük ve küçük damarları ve sinirleri tahrip eder. Tahribat hangi organda ise ona ait sorunlar görülür. Kalp-damar hastalıkları, Retinopati  (Gözlerin hasar görmesi), Nefropati (Böbreklerin hasar görmesi), Nöropati (Sinirlerin hasar görmesi), Ayak komplikasyonları, empotans (cinsel güçsüzlük). 

          Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri ayarını sağlamak, diğer bir ifade ile kan şekeri yükselmelerini ve kan şekeri düşmelerini önlemektir. Bu ayarın sağlanması komplikasyonların gelişimini önlemek veya gelişmiş komplikasyonların seyrini yavaşlatmak için son derece önemlidir. Birinci basamak tedavi planında beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi, egzersiz programlarının uygulamaya koyulması yer alır. Bunlara uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetliler bir süre sonra kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir. Beslenme planına uyum sağlamasına, egzersiz yapmasına ve aldığı ilaçlara rağmen kan şekeri yüksek seyreden diyabetlilere, ameliyat olacak hastalara ameliyat döneminde, gebeliği esnasında diyabet tanısı konan ve hamilelikte kan şekeri kontrolü sağlanmayan kadınlara, ağır bir infeksiyon geçirirken iyileşmeyen kişilere, ayak yarası olan diyabetlilere, diyabete bağlı komplikasyonların gelişmeye başladığı hastalara mutlaka insülin tedavisi uygulanmalıdır. Yenilen besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltir. Kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diyabetli bireye özgü beslenme tedavisinin verilmesi önemlidir. Egzersiz, vücudunuzun glukozu etkili bir şekilde kullanmasını ve kan şekeri kontrolünü sağlar. İnsülin, besinlerle kana geçen şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlayan ve böylece kan şekeri yükselmelerini önleyen bir hormondur. Tip 1 diyabetli kişilerin yaşamak için insüline gereksinimi vardır. İnsülin bağımlılık, alışkanlık yapacak bir madde değildir. İnsülin yaşam için gereklidir. Vücut insülin yapmıyor ise dışardan enjeksiyon yolu ile vücuttaki eksikliği yerine koymak gerekir. Tip 2 diyabetli kişilerin kan şekerinin ayarını sağlamak için ağızdan alınan ilaçlara veya insüline gereksinimleri olabilir. Vücutta şeker dengesinin oluşması için diyabetli birey mutlaka diyabet ve tedavisi konusunda eğitim almalıdır.

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

Şerif Yılmaz Gastroenteroloji, İç Hastalıkları Prof. Dr.

Randevu al Profili görüntüleyin

Yorumlar: (0)