Yineleme Zorlantısı

Yazar Gizem Özdemir • 31 Ocak 2024 • Yorumlar:

Güvenli Bağlanma ve Yineleme Zorlantısı

Hepimizin ilk durağı aile yuvası oluyor. Sonrasında okul, arkadaşlarımız, az veya sık görüşmek durumunda kaldığımız çevremiz ile şekilleniyor kişiliğimiz. Bize öğretilen düşünceler, duyguları yaşama biçimimiz ya da en yakınlarımızdan model aldığımız davranışlarımız ile atılıyoruz sosyal hayatımıza.

Yaşamın ilk yıllarında bakım veren (anne, baba, herhangi bir aile üyesi ya da bakıcı) ile kurduğumuz ilişki, gelecek ilişkilerimizi anlamlandırma ve şekil verme açısından tercihlerimiz üzerinde büyük bir önem teşkil ediyor. Bakım verenimiz bizim ihtiyaçlarımızı koşulsuz bir sevgi dile ile doğru zamanda ve tutarlı örüntülerle karşılandığı dünyayı ve insanları daha güvenilir bir yaşam alanı olarak algılıyoruz. Aile içindeki düşünme biçimi, duyguları ifade ediş biçimi ve davranışlar nasıl bir yol izliyorsa hak ettiğimizin benzeri bir ilişki olduğuna kanaat getirebiliyoruz. Tercihlerimiz de bu yönde etkileniyor. Gördüğümüz sağlıklı davranışları bir başkasına uygulamamız kolay oluyor. İnsanlara güvenebiliyor, güven verebiliyor ve en önemlisiyse duygularımızı ve düşüncelerimizi aktarma sürecinde zorluk yaşamıyor, dolaylı davranış biçimlerine başvurma ihtiyacı hissetmiyoruz. Düzgün davranan, zorluklar ve problemler karşısında olgunca bir duruş sergileyebilen, bize yönelik yanlış davranışlara dur diyebilen ve sevilmediğimizi, sayılmadığımızı hissettiğimiz hiçbir ortamda bulunma zorlantısı yaşamayan kendini gerçekleştirme yolunda emin adımlarla ilerleyen yetişkinlerden oluyoruz. Gördüğümüze, bizimle benzer kişiliğe ve davranışlara sahip insanlara çekiliyoruz. Güven alanımız bu çerçeve oluyor yaşam boyunca sıklıkla Kendi sahip olduğumuz çocuklara da gördüğümüzü öğretiyoruz. Aynı davranış kalıplarını benimsemesini sağlamış oluyoruz böylece.

Güvensiz Bağlanma ve Yineleme Zorlantısı

Bakım verenimiz daha küçük bir bebekken ihtiyaçlarımızı doğru zamanda karşılamamış, ağladığımızda yanımızda olmamış veya olamamış, ödül-ceza yöntemini sıklıkla tercih etmiş, sevilir bir insan olup olmayışımızı (kendimize dair olan bu algımızı) bir koşula bağlamış, çevremizdeki x kişilerle kıyaslamış ise genelde güvensiz bağlanma biçimine sahip oluyoruz. Yaşamın güvensiz olduğu, ne güven duyabildiğimiz ne de güven verebildiğimiz, ihtiyacımız olduğunda sesimizin duyulmayacağı, en önemlisiyle anlaşılmayacağımız endişesine sahip olabileceğimiz bir yaşam sürebiliyoruz. Koşulsuz sevgiyi tanımadığımız için, onu seçip alması da pek kolay olmuyor ne yazık ki. Kendimizi kanıtlama ihtiyacı hissediyor, karşı tarafın tutarsız ve bize karşı adil, sağlıklı, saygısız olabilecek davranışlarını kendimize hak görüyoruz. Aile ortamımız sevgi ve saygı dilinin olmadığı, sorunların konuşarak çözülmediği, davranışların tutarlı ve dolaysız anlamlar içermediği bir alan ise, benzer bir aile kurma tercihi geliştirebiliyoruz. İçten içe “burada yanlış bir şey var” diye düşünebildiğimiz halde, orada kalmayı ve küçüklüğümüzden kalan bitmemiş işimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Bitmemiş iş, kimimiz için “sevilmeye değer olduğumuza ikna etmek ve kabul görmek” olabiliyor. Koşullu sevilmiş bir çocuğun, onu koşullu seven bir arkadaşı ya da eşi tercih etmesi kimi zamanlarda pek şaşırtıcı olmuyor.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorumlar: (0)