İnsan gelişimi, yalnızca biyolojik ve fiziksel ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı olmayan, kökleri derin bir duygusal bağlanmaya dayanan karmaşık bir süreçtir. Yaşamın ilk yılları, bireyin ileride kuracağı ilişkilerin ve içsel dünyasının temelini oluşturur. Bu kritik dönemde, birinci ve temel bakım verenin varlığı yalnızca bir güvenlik unsuru değil, aynı zamanda bebeğin psikolojik ve fiziksel sağlığının sürdürülmesi için hayati önem taşır.
II. Dünya Savaşı sonrasında yetimhanelerdeki dönemin doktorları ve kurum yöneticileri, bir bebeğin hayatta kalması için sıcak bir yatak, yeterli besin ve steril bir ortamın yeterli olduğuna inanıyorlardı. Bebekler temizdi, beslenmeleri düzenliydi, hastalıkları kontrol altındaydı; ancak bu çocuklar gelişim geriliği gösteriyor, konuşmuyor, yürümüyor ve hatta açıklanamaz bir şekilde ölüyorlardı. Spitz, fiziksel ihtiyaçları tamamen karşılanan çocukların neden öldüğünü araştırmak istedi. O dönemde yetimhanedeki bebeklerin yaklaşık dörtte üçünün ölümüne yol açtığını düşündüğü birincil bakım verenin bebeğin hayatından ani ve beklenmedik uzun süreli ayrılışının bebekler üzerindeki etkisini araştırmak istedi. Araştırması için iki farklı ortam seçti. Fiziksel hijyenin ve tıbbi bakımın mükemmel olduğu, ancak anneden yoksun ve bireysel ilginin sıfır olduğu yetimhaneler ile fiziksel koşulların çok daha ilkel olduğu, temizliğin daha az sağlandığı ancak bebeklerin anneleriyle birlikte oldukları cezaevi kreşleri. Spitz, araştırmasında 91’i yetimhaneden, 122’si cezaevinden olmak üzere toplam 213 bebeği üzerinde 2 ile 18 ay süreyle gözlem yapmıştır. 1
Spitz, çalışmasının sonunda anneden ayrılan bebeklerdeki depresyonun adım adım geliştiğini gözlemledi. İlk ay bebekler daha talepkâr, huysuz ve sürekli ağlama hâlindeyken ikinci ayda kilo kaybı, uykusuzluk ve iştahsızlığa ek olarak ilgisizlik başlıyordu. Üçüncü ayda ise bebeklerde donuk bakışlar gelişiyor, fiziksel ve motor becerilerinde ise ciddi gerileme gözlemleniyordu. Bebek, anneyle ayrılıktan sonraki ilk 3-5 ay içinde tekrar birleşirse iyileşme şansı vardı; ancak bu süre uzadığında durum geri dönüşü imkânsız hâle geliyordu. Fiziksel hijyen en üst düzeyde olmasına rağmen, yetimhanedeki bebekler sürekli hastalanıyor ve iyileşemiyorlardı. Anneleriyle kalan bebekler ise olumsuz hijyen koşullarına rağmen hastalıklara karşı çok daha dirençliydiler.
Spitz, R. A. (1945). Hospitalism: An inquiry into the genesis of psychiatric conditions in early childhood. The Psychoanalytic Study of the Child, 1(1), 53-74.
Yetimhanedeki bebeklerin yaklaşık %37’sinin ikinci yılın sonunda çeşitli sebeplerle hayatını kaybettiği tespit edildi.
Spitz, yaşamın ilk yılında birincil bakım verenin yoksunluğundan kaynaklanan bu duruma anaklitik depresyon adını verdi. Spitz, bu çalışmasıyla şu temel gerçeği ortaya koydu: “Bebekler sadece beslenmekle büyümezler. Bebekler için sürekli bir bakım veren ile kurulan bağ, oksijen veya su kadar hayati bir ihtiyaçtır. Bu bağın yokluğu, sadece ruhsal bir sorun değil, merkezi sinir sisteminin gelişimini durduran biyolojik bir yıkımdır.”
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.