Bedenin Ne Diyorsa, Ruhun Ondan Mesuldür
BETÜL ÇAVUMIRZA
"Bedenin ne diyor, sen ne diyorsun? Evinde yangın var, sen görmüyorsun. Sen dumanı görmüyorsun, yüzünü çeviriyorsun..."
Hayatın bitmek bilmeyen koşuşturmacasında, bir maraton atletinin nefesiyle koşarken kaçırdığımız en büyük gerçek tam olarak budur. İçimizde bir yerlerde alevler yükselir, bacadan dumanlar tüter ama biz yangın alarmının kablosunu koparıp koşmaya devam ederiz. İşte tam bu noktada, ruhun feryadını duymayan insanın imdadına —ya da bazen son ihtarına— beden yetişir.
Psikoloji literatüründe buna bedenselleştirme (somatizasyon) diyoruz: Ruhun dile getiremediği, zihnin taşımaktan kaçındığı duygusal yüklerin, bedende bir sızı, geçmeyen bir baş ağrısı, düğümlenen bir mide ya da nefessiz bırakan bir daralma olarak somutlaşması. Duygularımıza kulak vermediğimizde, onlar yok olmazlar. Sadece şekil değiştirirler ve kendilerini duyurmanın mutlaka bir yolunu bulurlar. Zihin susarsa, beden konuşur.
Duyguları Fark Etmek Neden Önemli?
Duygular, içsel pusulamızın yön göstergeleridir. Öfke, kırgınlık, korku ya da kaygı... Hiçbiri sebepsiz yere kapımızı çalmaz. Ancak modern dünya bize her zaman "iyi", "güçlü" ve "üretken" olmayı dayattığı için, olumsuz saydığımız ne varsa halının altına süpürürüz.
Peki, süpürdüklerimiz orada temizlenir mi? Hayır. Bastırılan her duygu, içeride biriken bir enerji patlamasına dönüşür. Kendimize bile itiraf edemediğimiz kırgınlıklar kronik yorgunluğa; söyleyemediğimiz, yuttuğumuz kelimeler boğazımızda bir yumruya evrilir. Duyguları fark etmek, yangını henüz kıvılcımken görüp söndürmektir; yüzümüzü çevirmek ise evi bile isteye küle teslim etmektir.
Şimdi Dur ve Etrafına Bak
Bu yazı, seni hızını alamadığın o yaşam koşusundan bir anlığına da olsa çekip çıkarmak için bir davettir. Bir maraton gibi değil, insanca yaşamak için... Yavaşla. Yavaşla ve şu soruları kendine sorma cesaretini göster:
Gerçekten senin için anlamlı bir hayatın içinde misin? Yoksa başkalarının çizdiği rotalarda, sana ait olmayan hedeflerin peşinde mi nefes tüketiyorsun?
Seni sıkıştıran, alanını daraltan ilişkilere sahici bir gözle bakabiliyor musun? "Ayıp olmasın" diye katlandığın, sınırlarını çiğnettiğin her bağın faturasını bedenin ödüyor olabilir mi?
Yüzleşmek istemediklerin neler? Neleri ısrarla bastırıyor, hangi odaların kapısını kilitleyip anahtarını saklıyorsun?
"Bir an için düşün: Eğer o her adımı prangaya çeviren kaygıların olmasaydı; dünyaya ne söylemek, ne yapmak, hayatında neyi değiştirmek isterdin?"
Gözlerini İçine Çevirme Vakti
Kendini duymak için dışarıdaki gürültüyü kısmak zorundasın. Gözlerini biraz içine çevir. Olmak istediğin insanı, o bastırdığın saf ve sahici halini duy, fark et. Hayat bir yarış pisti değil, her anı sindirilmesi gereken bir deneyimler bütünüdür.
Unutma; bedeninin her ağrısı, ruhunun "Beni gör" diyen çığlığıdır. Evindeki yangından yüzünü çevirmeyi bırak. Dumanı gör, sızıyı hisset ve kendine geç kalmadan, insanca, yavaşlayarak yeniden başla.
BETÜL ÇAVUMIRZA


