• Ana Sayfa
  • Psikoloji
  • Birine Güvenebileceğini Anlamanın En İyi Yolu, Ona Güvenmektir - Uzm. Psk. Naciye Tokaç
Makaleler 13/03/2026

Birine Güvenebileceğini Anlamanın En İyi Yolu, Ona Güvenmektir - Uzm. Psk. Naciye Tokaç

Naciye Tokaç Psikoloji, Aile Danışmanlığı
Naciye Tokaç
Psikoloji, Aile Danışmanlığı

Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçluyuz!

“Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçluyuz!” der Charles Bukowski. Belki de bu yüzden, insanın içindeki en kırılgan şey güven duygusudur; çünkü çoğu zaman onu bilinçli olarak değil, bir başkasının eliyle kaybederiz. Ne gariptir… İnsan güvenmemeyi en çok güvendiğinden öğrenir. Yabancı gördüğün birinden gelen zarar şaşırtmaz, ama yanı başındaki insandan gelen zarar, insanın dünyaya bakışını değiştirir. O saatten sonra mesele artık karşıdakinin ne yaptığı değil, bizim neyi yapmaktan korktuğumuzdur. Sahi, güven tek kullanımlık mıdır? Kırıldıktan sonra yerine aynısı konabilir mi, yoksa her kırılma biraz daha eksilterek mi bırakır insanı? W. Shakespeare bu soruya çok net bir cevap vermiş: Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez. Belki de bu yüzden, bazı insanlar bir daha güvenmez; bazıları ise aynı yarayı tekrar tekrar açmayı göze alır.

Sizce Güven Nedir?

Güven herkes için farklı anlamlara gelir ve insan bu soruyla karşılaşınca çoğu zaman geçmişine bakar. Anılar zihinde belirir, kelimeler boğazda düğümlenir. Nereden başlayacağını bilememek, susmak ya da birkaç cümleyle geçiştirmek bundandır. Eckhart Tolle’ye sorulduğundaysa şöyle der: Güven “o bunu yapmaz” demek değildir. Güven “o bunu yaptıysa bir bildiği vardır” diyebilmektir…

“Birine güvenebileceğini anlamanın en iyi yolu, ona güvenmektir,” der Ernest Hemingway. İnsan, güvenini bir kez kıran deneyimlerden sonra kimseye damdan düşer gibi güvenmez; önce tartar, ölçer, bakar. Karşısındaki insanın niyetini anlamaya çalışır, kimi zaman farkında olmadan herkesi potansiyel bir tehdit gibi görür. Bu nedenle güvene dair algılarımız, genellikle yaşadığımız hayat deneyimlerinin bir sonucudur.

Yıldız Tokmak’ın dediği gibi, “Güvenmekten daha kötüsü vardır: güvensizlik.” Çünkü güvensizlik zihni susturmaz. Aksine, kişiye durmadan şunu fısıldar: Beni aldatacak, bana zarar verecek, beni kullanacak, arkamdan iş çevirecek… Bu düşünceler yalnızca karşıdakine yönelik bir şüphe değildir; aynı zamanda kişinin çevresini, geleceğini ve dünyayı algılama biçiminin bir parçası hâline gelir. Zamanla insan, yaşadığı her olumsuzluğu kendisine yönelik kasıtlı bir tehdit gibi algılamaya başlar ve “Nedense hep bunlar benim başıma geliyor” inancını besler.

Psikolojik açıdan bakıldığında, yoğun güvensizlik yaşayan birçok insanın çocukluk döneminde tutarsız, istismarcı ya da duygusal olarak erişilemeyen bakım verenlerle büyümüş olduğunu görürüz. İhtiyaç duyduğunda korunmayan, şefkat görmeyen ya da cezalandırılan çocuk, dünyayı güvenli bir yer olarak göremez. Hayattaki ilk ilişki kurduğumuz kişiler bize bakım verenlerdir; bunlar genellikle anne babamız olur. Onlarla kurduğumuz ilk ilişkimizde öğrendiğimiz güvensizlik, yetişkinlikte kurulan ilişkilerin temelini de belirler.

Olumsuz bir deneyimle büyüyen kişi, bakım verenlerine bile güvenemezken, başkalarına güvenmeyi nasıl öğrensin? Yaşanan olumsuz deneyimler tekrarlandıkça, dünya giderek daha tehditkâr bir yer hâline gelir. İnsan kendini sürekli diken üstünde oturur gibi hisseder; güven duygusunun yerini kaygı, kontrol ve savunma alır. Bu noktadan sonra dünya, kişinin iç dünyasında güvenli bir alan olmaktan çıkar; yaşanması zor, kaçınılması gereken bir yere dönüşür.

Güven konusunda problem yaşayan kişiler, çoğu zaman başkalarıyla yakınlık kurarken yoğun bir kaygı hisseder. Bu kaygı yalnızca karşıdaki insana duyulan güvensizlikle sınırlı kalmaz; zamanla kişinin ait olma duygusunu da zedeler. İnsan, anlaşılmadığını ve korunmadığını hissettikçe, kalabalıklar içinde bile yalnızlaşır.

Bir düşünün: İlişkilerinizde zayıf gördüğünüz yanlarınızı saklama eğiliminde misiniz? Karşınızdaki kişinin bu yanlarınızı öğrenmesi hâlinde, onları size karşı kullanacağına ya da acılarınızdan beslenileceğine dair bir inanç taşıyor olabilir misiniz? Bu inanç, yakınlığı bir tehdit gibi algılamanıza neden olur.

Bazen doğru insanlarla ilişki kursanız bile, yaşadığınız güvensizlik sizi korumaz; aksine daha çok incinmenize neden olur. Kendinizi değersiz hissettiğinizde, şiddet uygulayan, küçümseyici, tutarsız ya da istismarcı kişilere göz yummak; hatta bu ilişkileri hak ettiğinizi düşünebilirsiniz. Bazı durumlarda ise tam tersi olur: Zarar görmemek için ilk darbeyi siz vurursunuz, iyi giden bir ilişkiyi sabote edersiniz. Bu davranışlar çoğu zaman kötücül değil, öğrenilmiş bir korunma biçimidir.

Belki de bu yüzden, bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunur. Çünkü insan, kendini güvende hissetmediğinde, insana tutunmak her zaman mümkün olmaz. Oğuz Atay’ın dediği gibi:
“Bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor. Sanırım artık insan tutunamıyor insana…”

Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.

DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.


www.doktortakvimi.com © 2025 - Doktor bul ve randevu al

Bu web sitesi çerezleri kullanıyor.
Tarayıcınızda çerezlerle ilgili ayarları düzenleyebilirsiniz.