“Duygusal davranışlar” terimi, duygularımızı yönetmek veya olumsuz duygularla baş etmek için yaptığımız şeyleri ifade eder. Davranışlarımızın duygularımızdan etkilenmesinin birkaç yolu vardır. İlk olarak, her duygu, duygu kaynaklı davranışlar veya duygusal davranışlar olarak adlandırılan belirli eylemlerle doğal olarak ilişkilidir. Mesela kaygı, gelecekteki önemli olaylara hazırlanmamıza yardımcı olur (örneğin, yaklaşan bir sınav için çalışmak, emeklilik için para biriktirmek). Suçluluk, başka bir kişiyi incittikten sonra bizi yaptığımız hatayı telafi etmeye sevk edebilir. Veya bazen, karşılamamız gereken standartları karşılayamadığımızda da suçlu hisseder, sonrasında daha verimli çalışmaya çalışırız. Mutluluk, neye değer verdiğimizi bilmemizi sağlar; böylece onun peşinden gitmeye devam edebiliriz. Üzüntü ise genellikle bizim için önemli olan kişi ya da şeylerin kaybı ve bunların oluşturduğu boşluk neticesinde ortaya çıkabilir. Üzüntü, kaybettiğimiz şeyin önemini ve onun temsil ettiklerini bize anlatır ve bizi biraz kabuğumuza çekip kaybımızı sindirmeye sevk eder. Böylelikle kendimizle baş başa kalır, bizim için nelerin önemli olduğunu bir kez daha gözden geçirir ve bizim için önemli olan şeylerin peşinden koşmak üzere geri döneriz. Tüm bu durumlarda, duygular etrafımızdaki dünya hakkında önemli bilgiler iletir; böylece bize fayda sağlayacak şekilde hareket edebiliriz.
Ancak bazen, güçlü ve negatif bir duygu hissettiğimizde yaptığımız duygu kaynaklı davranışlar o kadar da yararlı değildir. Örneğin işte kötü bir gün geçirdiğiniz zaman, kendinizi iyi hissetmek için sonradan pişman olacağınız maddi harcamalarda bulunabilirsiniz. Veya kendinizi daha iyi hissetmek için bir arkadaşınız hakkında, sebepsiz yere onun hoşuna gitmeyecek şeyler söyleyebilirsiniz. Peki bunları neden yaparız? Genellikle, bu tarz davranışların kısa vadede sıkıntıyı azaltıcı bir etkisi olabilir. Aslında hissettiğimiz negatif duyguları tolere edemeyiz ve bu duyguları azaltmak için onlardan düşünmeden hızlıca kurtulmak isteriz. Yaptığınız bu davranışlar, yani aşırı harcama veya arkadaşınızı küçük düşürmek, işten dolayı kendinizi kötü hissetmenizden bir kurtuluş gibi gelebilir o an. Kafanızı dağıtır veya hızlıca mutlu olursunuz. Ancak bu rahatlama genellikle kısa sürelidir; çünkü bu davranışlar daha sonra kendinizi daha kötü hissetmenize neden olabilir veya arzu etmeyeceğiniz sonuçlar doğurabilir.
Yukarıdaki örnekler, duygu kaynaklı davranışların her zaman faydalı davranışlar olamayabileceğini ve iyi sonuçlara yol açamayabileceğini örneklendirmek içindi. Fakat duygusal rahatsızlıkları daha iyi anlayabilmek için bu örneklerin ötesine geçmek gerekiyor. Duygusal rahatsızlığı olan kişiler, hissettikleri olumsuz duyguyu o an azaltmak için “kaçınmacı davranışlara” yönelebilmektedirler. Örneğin önünde bizatihi kendisinin yapması gereken işler bulunan birisi, bu işler karşısında yoğun ve şiddetli bir kaygı hissedip bu işi yapmayı sürekli erteleyebilir veya bir başkasına yaptırmaya çalışabilir. Önünde yapması gereken işler bulunan bir kişinin kaygı hissetmesi normaldir ve gereklidir; çünkü kaygı hissetmeden kişi harekete geçemez, kaygı işin başında ve devamında kişiyi motive edici bir unsurdur. Fakat kişi bu kaygıyı olması gerekenden daha şiddetli hissettiğinde korkuya kapılabilir, panik olabilir, kendinden şüphe edebilir ve artan bu olumsuz hisleri bastırmak veya azaltmak için “kaçınmacı davranışlara” yönelebilir. İnisiyatif alıp kendisi yapması gereken her işte sürekli bir başkasının yardımını istemek gibi… Veya gereğinden fazla erteleyip o işin yapılmasını çok zor, hatta imkânsız hale getirmek gibi… Kısa vadede ertelemek o anki negatif duyguyu azaltabilir veya sürekli bir başkasından yardım istemek o anki sorunu çözebilir ve olumsuz duyguları azaltabilir. Fakat uzun vadede, sizin problem çözme yeteneğinizin körelmesine, başkalarına bağımlı bir hayat yaşamanıza, diğerleri tarafından beceriksiz görülmenize ve özgüveninizin düşmesine neden olabilir.
Özellikle modern psikolojik yaklaşımlar, depresyonda kaçınma davranışlarının çok önemli bir yer tuttuğunu vurgulamaktadır. Buradaki kaçınma yalnızca dış durumları (insanlar, ortamlar, sorumluluklar) değil, kişinin kendi iç deneyimlerini de kapsar. Yani kişi yalnızca zor durumdan değil, aynı zamanda zor duygudan ve zor düşünceden de kaçınmaya çalışır. Önemli bir nokta şudur: Depresif duygunun kendisi aslında tek başına “zararlı” değildir. Örneğin bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra üzülmek, enerjinin düşmesi veya içe çekilmek insani ve anlaşılır tepkilerdir. Ancak sorun, kişinin bu duyguları yaşamamak için geliştirdiği bazı öğrenilmiş içsel ya da dışsal tepki ve davranışlarla başlar. Özellikle kaçınma davranışları kısa vadede rahatlatıcı olduğu için zamanla güçlenir ve bu da depresyon döngüsünü sürdürebilir.
Bunu bir örnekle düşünelim: Diyelim ki kişi iş yerinde olumsuz bir geri bildirim aldı ve kendini yetersiz hissetmeye başladı. Bu durumda ortaya çıkan üzüntü ve hayal kırıklığı doğaldır. Fakat bu insan eğer üzüntü ya da yetersizlik duygularını belalı ve baş edilemeyecek şeyler olarak görüyorsa, bu duygularla objektif, dengeli, sağlam ve doğru bir şekilde temas etmek yerine “bende bir sorun var” veya “ben zaten beceriksizim” gibi aşırı negatif ve vurucu, kendini eleştiren düşüncelerle meşgul olmaya başlayabilir ve ardından moralinin daha fazla bozulmaması için sorumluluklarını ertelemeye başlayabilir. En başta ortaya çıkan üzüntü ve hayal kırıklığına objektif, dengeli, sağlam ve yerinde şekilde temas edilmesi şu yolla gerçekleşebilir: Kişi aldığı geri bildirim karşısında “Ben zaten beceriksizim” gibi bir sonuca atlamadan, geri bildirimin detaylarına ve doğruluğuna bakar, geri bildirimin haklı veya haksız taraflarını analiz eder ve daha dengeli ve faydalı bir sonuca varır. Aynı zamanda aniden beliren “beceriksizim” düşüncesini de doğru şekilde analiz etmiş olur. Fakat duyguyla temastan kaçınıldığında, hayal kırıklığı ve üzüntünün hemen sonrasında ortaya çıkan “Ben beceriksizim” düşüncesi negatif duyguyu daha da arttırır ve kişinin yapacağı ya da yaptığı iş bu duyguyla doğrudan ilişkili olduğu için o işten kurtulmak ister. O an için ertelemek ya da zararlı kaçınmacı davranışlar rahatlatıcıdır; çünkü kişi zor duygudan uzaklaşır. Fakat uzun vadede işlerin birikmesi, başarısızlık hissinin artması ve özgüvenin düşmesi depresif döngüyü güçlendirir.
Özetle, duygusal davranışlar duyguların ilettiği bilgiyi eyleme dönüştürme biçimlerimizdir ve uygun bağlamda bireyin huzurunu, problem çözmesini ve hedefe yönelik hareket etmesini destekler. Ancak duygular aşırı yoğun yaşandığında ya da tolere edilemediğinde, kısa vadede rahatlatıcı görünen fakat uzun vadede işlevselliği bozan kaçınmacı ve dürtüsel davranışlar ortaya çıkabilir. Bu tür davranışlar geçici bir duygusal rahatlama sağlasa da öğrenme yoluyla pekişerek ve kişinin dinamiklerine iyice yerleşerek kaygı ve sıkıntı toleransını azaltır, bireyin özerkliğini ve öz-yeterlik algısını zayıflatır ve duygusal sıkıntının sürmesine katkıda bulunur. Klinik açıdan temel hedef, duyguları ortadan kaldırmak değil; onların sinyal ve anlamsal değerini koruyarak duygusal yoğunluğu tolere edebilme becerisini geliştirmek, kısa vadeli rahatlama sağlayan fakat uzun vadede ağır bedeller yaratan davranış örüntülerini fark etmek ve yerine daha işlevsel, sürdürülebilir baş etme ve problem çözme davranışlarını koyabilmektir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.