Ergenlik Dönemi

Yazar Ülkü DenizÇocuk Psikiyatristi • 23 Eylül 2019 • Yorumlar:

“Su bulanmayınca durulmaz.”

Atasözü

Ergenlik dönemi, insan yaşamının, en önemli kırılma noktalarından birini oluşturur. Bir taraftan, çocukluk döneminin geride kalmaya başladığı, diğer yandan ise, yetişkinliğe doğru atılan ilk adımların habercisidir. Bu dönemi, “iki arada bir derede kalmak” deyimiyle ifade edebiliriz. Ruhsal özellikleri bakımından, çocuksu davranışların ağır bastığı, bedensel özellikler bakımından ise, yetişkin özelliklerinin belirginleştiği bir dönemdir. Bir diğer deyişle, bu dönemde, özle biçim, uyum içinde değildir. Bir yandan, çocuk kalma isteği, öte yandan, bedensel değişimlerin zorladığı, yetişkin olma gerçekliği. Çocuk kalma isteği ile, yetişkin olma gerçekliği arasında, gidip gelmeler ve çatışmalar, ergenlik döneminin, nasıl zorlu bir süreç, olduğunun göstergeleridir.

Ergenlik dönemi, aynı zamanda çok boyutlu bir arayış dönemidir. Ergen, toplum içinde kendi yerini ve kimliğini belirlemeye çalışırken; bir filozof edasıyla, ailesini, içinde bulunduğu toplumu ve hayatı eleştirmeye ve sorgulamaya başlar. Çocukluk döneminin, somut düşünme özellikleri, yerini, daha soyut ve kavramsal alanlara bırakmıştır. Hayatın anlamı, toplumsal, siyasal olaylar, inanç ve ideolojiler gibi konular, ilgisini çekmeye başlamıştır. Bu konularda, tartışmaktan hoşlanmaktadır. Tartışmalarda, karşı tarafı dinlemekte sabırsızdır. İster ki, karşı taraf, hep onu dinlesin. Ne kadar farklı düşündüğünü ve ne kadar farklı bir kişi olduğunu anlatma çabasındadır. Söz dinleyen değil, sözü dinlenen olmak için uğraşır. Aslında ergen, yeni oluşturmaya başladığı kimliğini, hem kendisine, hem de, sosyal çevresine göstermeye ve aldığı geri bildirimlerle, bu kimliği biçimlendirme çabasını sürdürmektedir.

Bu süreç, ergenin kendi başına buyruk olma arzusuyla, iyice şekillenmeye başlar. İster ki, kimse ona karışmasın, ona göre, kurallar anlamlı değildir. Anne babanın uyarılarına, ani tepkiler ve ters cevaplar verir. Bu tepkiselliğini, okulda da öğretmenlerine karşı da göstermekten çekinmez. Odasına kapanır, uzun süreler yalnız kalmayı, hayal kurmayı tercih eder. Kimsenin odasına girmesini istemez. Sürekli hareket halindedir. İçi içine sığmaz. Fiziksel özellikleriyle fazlaca ilgilenmeye ve kimi zamanda, bu özelliklerini abartılı şekilde sorun etmeye başlarlar. Ergen, her fırsatta, çocuk olmadığını göstermeye ve ifade etmeye çalışır.

Ergenlik döneminde, duygusal, zihinsel değişim ve olgunlaşma ile bedensel değişim ve olgunlaşma eş zamanlı gerçekleşmez. Duygusal, zihinsel değişim ve olgunlaşma, ergenlerin genetik mirasları, çocukluk dönemi, aile ilişkileri ve sosyal çevre gibi birçok etmenin rol oynadığı, daha karmaşık ve daha uzun sürelidir. Bu süre zarfında, ergende, duygusal ve zihinsel olarak, bir uçtan bir uca savrulmalar görülebilmektedir. Kısa zaman aralıklarında, öfke, korku, sevinç, üzüntü gibi, duygular arasında geçişler ve sebepsiz içsel sıkıntılar yaşanabilmektedir. Diğer yandan, zihinsel dalgalanmalarda aynı biçimde görülmektedir. Dalgınlık, dikkatini toplamada zorlanma, kararsızlık, daha kısa zamanda okuma ve anlamaya çalışma, sürekli düşence değiştirme gibi. Diğer yandan, ergen sosyalleşme becerilerini de geliştirmeye çabalamaktadır. Aileden çok, akranlarıyla zaman geçirmektedir. Anne babasıyla birtakım etkinliklere katılmaktansa, arkadaşlarıyla katılmayı tercih etmektedir. Sosyal ortamlarda dikkat çekmeye çalışmakta, ancak, henüz iletişim becerileri, yeterli düzeyde olmadığından, bu konuda kimi sorunlar, yaşayabilmektedir.

Nihayetinde, ergenin, tüm bu çatışmaların, zikzakların, savrulmaların üstesinden gelerek, duygusal ve zihinsel olgunlaşmasını tamamlaması beklenir. Ergenlik döneminin, görece sağlıklı ve sorunsuz aşıldığını söyleyebilmemiz için;

Ergenin, duygu, düşünce ve davranışlarıyla, kendine özgü bir kişilik ve kimlik kazanması,

Toplumsal rolünün bilincinde olması,

Zihinsel düzeyi ve yeteneklerinin farkında olması,

Aile ve sosyal ilişkilerini, yeniden düzenleyerek, sorumluluk bilinciyle hareket edebilmesi gibi, normal bir yetişkinde olması gereken ve beklenen özellikleri kazanmış olması gerekir.

Ancak, tüm bunlar, ergenlik döneminin büsbütün bittiği ve yetişkinliğe yansımalarının olmadığı anlamına gelmez. İnsan yaşamı bütünsellik ve süreklilik gösterir. Geçmişten geleceğe aktarımlar ve etkiler devam eder. İnsanın, içsel, düşünsel ve sosyokültürel çatışmaları, bu çatışmaların üstesinden gelmek için gösterdiği çabalar, aslında insan yaşamının olağan ve gündelik halleridir.

“Çocuklar hepimizin geleceğidir.”

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

Ülkü Deniz Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzm. Dr.

Randevu al Profili görüntüleyin

Yorumlar: (0)