Ergenlik Dönemi

Yazar Nilüfer SekmenPsikolog • 18 Şubat 2021 • Yorumlar:

Birey, çocukluğundan yaşlılığına kadar gelişen yaşam çizgisi üzerinde birbirinden farklı gelişim dönemlerinden geçer ve bu dönemler içerisinde birbiriyle aynı olmayan fizyolojik ve psikolojik bazı özellikler gösterir. Bu bağlamda yaşam çizgisini dikkate alarak bireyin hayatını genel hatlarıyla; çocukluk, ergenlik/gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi ana gelişim dönemlerine ayırarak incelemek mümkündür.( Koç, M. 2004).

Ergenlik, hayatımızın kafa karıştırıcı olduğu kadar şaşırtıcı bir dönemi olarak da bilinir. Ergen sözcüğü büyümek olgunlaşmak anlamlarında da kullanılır. Ergenlik yapısı gereği bir durum olarak değil de bir süreç olarak belirtilmektedir. Günlük hayatımızda bireyin bireylerde gözlemlenen hızlı ve sürekli olarak bir gelişim evresi dönemi olarak da bilinmektedir. Kişiliğin oluşmasından çocuğun sosyal ve toplumsal olarak bir birey olma eğilimi var olmayı öğrenme sürecinden geçmesinden bahsedebiliriz. Ergenlik dönemi, değişik açılardan ele alınıp incelenebilir. Ergenlik dönemi biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme olup aynı zamanda Olgunlaşmanın da yer aldığı çocukluk evresinden erişkinliğe geçiş dönemi olarak da bilinmektedir. Fakat, Yapılan bir çok çalışmalarda göstermektedir ki; ergenliğe, fizyolojik gelişim, toplumsal etkiler, ekonomik kararlılık ya da duygusal gelişim gibi farklı boyutlardan yaklaşılmış ve genellikle söz konusu dönem, fizyolojik olgunlaşmayı da içeren bir yaklaşımlar bileşimi olarak da belirtilmektedir.(Koç,M.,2004).

Bu dönem 12-24 evet yirmili yaşların ortasına kadar devam eder bir çok araştırmalarda bu durumu aynı şekilde desteklemektedir. Ortalama olarak kız çocuklarının erkek çocuklarına oranla iki yıl önceden olgunlaşma evreleri olabiliyor bu sebeple gençlik dönemlerinde yaş sınırlarında belirgin faklılıklar görülebilir. Bunlar kendi içlerinde dönemlere ayrılabilmektedir. Başlangıç dönemi  ( kızlarda 13-15, erkeklerde 15-17), Orta dönem 

( kızlarda 14-18, erkeklerde 17-19),son dönem 18-21 erkeklerde 19-21 olarak bilinmektedir. (Koç,M.2004). .Burada da kişiye özgü farklılıklar olabileceği unutulmamalıdır. Bir çocuk için bu dönem 11 yaşında başlayabilirken bir diğer çocuk için 13 yaş başlama yaşı olabilir. Çok kesin bir zaman aralığı yoktur. Ancak 21 yaş civarı sonlanmaktadır. Fakat birçok araştırmaya göre de 24 yaşına kadar devam edebileceği de belirtilmiştir.

Başlangıç dönemi olarak erinlik (buluğ) dönemi olarak da birçok literatürde adı geçmektedir. Erinlik dönemi bu dönemde evrensel olarak da iki değişiklik meydana gelir. Buluğ çağına gelindiğinde, ilk olarak vücudumuzda ve duygularımızda değişikler görülmeye başlanır. Anne babalardan uzaklaşma akranlanlarla daha fazla birlikte olma eğilimi ve bazı değişik yollarla yapmayı deneme eğiliminde olurlar. Bu dönemle birlikte cinsel organların gelişmesi hormonların değişimi yanında kız ve erkeklerde farklılıklar gösterir kısa sürede fizyolojik değişikliklerin meydana geldiğini görebiliriz. Buluğ çağı sonrasında pek çoğunda cinsellik hisleri uyanmaya başlar. Başka insanlardan yoğun bir şekilde aynı anda korkutucu harika bir şekilde hoşlanmaya başlayabilirler. Buluğ ve cinsel olgunlaşma ergenliğin başlangıcını belirler. Fakat bazı bireylerde mesela, gecikmiş cinsel olgunluk durumlarında, ergenin beynindeki değişimler buluğdan öncede gerçekleşebilir. Bu dönemde birey, kendi bedeninde olan değişikliklerin farkında olup kendisi için yeni bir takım duygular içerisindedir. Yetişkinlerden uzaklaşmak evrensel olarak bilinse de, modern yaşamla beraber gelen bir özellik olarak bilinir. Bu zorluklara karşı koymaya çalışırken yetişkinleri tamamen hayatlarından çıkartan ergen sayısındaki artıştır. Hem ergenler hem de yetişkinler için bu yılları sağlıklı bir şekilde geçirmenin en önemli özelliği iletişim kanallarını her şekilde açık tutmaya çalışmak olmalıdır. Bilinmelidir ki, yetişkinlerden uzaklaşıp akranlarımızla birlikte olmak suretiyle, dünyayla yeniden başa çıkmanın yollarını bulabilir ve yaşam için yeni stratejiler geliştirilmelidir. Evrimin “uyum sağla veya yok ol” gerçekliği karşısında ergenlik bireylerin uyum sağlama gücüdür(Sıegel.,J.2019).  

Ergenlik dönemi, biyolojik değişimin başlamasıyla devam eden bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişim ile son bulmaya başlar. Bireyin duygusal dünyasındaki değişiklikler iç dünyasındaki çelişkiler dikkatimizi çeker. Duygular çocuklukta anlamlandırmaya başlamamızla beraber bireyin tüm yaşamında etkisini göstermeye başlar. Korku endişe kaygı öfke ve sevgi ön planda yer alabilir. Çocukluğun bu sakin, düzenli süreçlerinden sonra bir anda karmakarışık fırtınalı bir döneme girilir ve ailelerin de bu duruma alışma ve anlamlandırmaları zor olabilir. Ne yapacaklarını şaşırabilirler..Nasıl davranacaklarını,ne tür kurallar koyacaklarını bilemezler.Modern yaşamın ve gelişen iletişim olanaklarının sağladığı konfor,aynı zamanda kuşaklar arası çatışmaları da belirginleştirir.Anne babalar,kendi ebeveynlerinin tutumu ile yeni çağın davranış biçimleri arasında kalıp çaresiz hissedebilirler. Arkadaş konusunda sıkıntılar yaşanabilir. Ya çok arkadaşı vardır ya da hiç arkadaşı olmadığından yakınır. Ya da hiç arkadaşı olmayacağını düşünür insanlara karşı güven duygusu zedelenebilir bazen.
Bütün dikkati bedeni üzerindedir. Başkalarının düşüncelerine çok önem vermeye başlar. Her tür kurala karşı çıkar, kendi kurallarını koymaya çalışır. Özgürlüğüne aşırı düşkün olmaya başlar. Özellikle anne ve babaya karşı yoğun çatışmalar yaşanabilir.
Bir gruba, bir kişiye ya da bir düşünceye bağlanma duygusu ve davranışı gösterir. Karşı cinse karşı artan ilgi ve merak ön plana çıkar. Dağınık, dikkatsiz olabilir bazı davranış değişiklikleri gösterebilirler. Eleştiriye ya da kendisine yapılan uyarılara sert tepki verebilir. Derslerine ve sorumluluklarına karşı ilgisiz, duyarsız davranışlar sergileyebilirler. Birçok eklenebilecek durumlarla da karşılaşabiliriz. Bu tutum ve davranışlar sonucunda genel etki olarak yalnızlık isteği, çalışmada isteksizlik, geleceğe karşı umutsuz olmak, disiplin olan durumlarda karşı koyma eğilimi direniş gösterme, fazla hayal kurma duygusallığın artması olarak gözlemlenmektedir. Bu dönemde, bireyin aile içinde gördüklerinin olgunlaşma sürecinde olmasından ötürü kişilik yapısını biçimlendirmesi üzerine olan etkisi oldukça etkilidir. Bu süreçte ebeveynlerin ergene güven vermesi ve aralarındaki iletişim kanallarını açık tutmaları oldukça önemlidir. Tıpkı Johann Wolfgang Von Goethe’nin dediği gibi: insanlara olması gereken hale gelmişler gibi davranırsanız kapasitelerini gerçekleştirmelerine yardımcı olursunuz.”Ergenlik, bir “çılgın” veya “toy “olma dönemi değildir. O, gerekli bir duygusal yoğunluk, sosyal ilişkiler ve yaratıcılık dönemidir. Bu; nasıl olmamız gerektiğinin, neleri yapabileceğimizin, birey ve insan ailesi olarak nelere ihtiyacımız olduğunun özüdür. 

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

Nilüfer Sekmen Psikoloji, Aile Danışmanlığı Psk.

Randevu al Profili görüntüleyin

Yorumlar: (0)