Günümüzün dijital dünyasında, ekranlar hayatımızın her alanına nüfuz etmiş durumda. Yetişkinler için bir iletişim ve eğlence aracı olan bu cihazlar, henüz gelişim çağındaki çocuklar için öngörülenden çok daha derin ve kalıcı etkilere sahip. “Sakin dursun”, “Yemek yesin”, “Biraz oyalansın” diye avuç içi kadar ekranlara teslim ettiğimiz çocuklar, farkında olmadan “erken bağımlılık” tuzağına düşüyor. Peki, bu erken maruziyet onları nasıl etkiliyor?
Bir tablet veya telefon, hızlı, renkli ve sürekli değişen uyaranlarla doludur. Çocuğun beyni bu hızlı akışa karşı koyamaz ve dopamin adı verilen ‘haz hormonu’ salgılar (Kardaras, 2016). Ekran karşısında sakinleşen çocuk, aslında biyolojik olarak ödüllendirilmektedir. Zamanla, bu dijital sakinleştirici olmadan sıkıntıya, huzursuzluğa ve öfke nöbetlerine daha yatkın hale gelir. Bu durum, bir madde bağımlısının “doz” arayışına benzer şekilde, “ekran süresi” arayışının temelini oluşturur. Bağımlılığın ilk ve en tehlikeli tohumu, henüz konuşmayı bile tam öğrenmeden atılmış olur.
Ekran, tek yönlü bir iletişim kaynağıdır. Çocuk, bir ekrana değil, bir insan yüzüne, jestlere, mimiklere ve gerçek bir diyaloğa ihtiyaç duyar. Ekran karşısında geçirilen pasif saatler, ebeveynle kurulacak göz temasından, karşılıklı konuşmadan ve sosyal etkileşimden çalar (Harvard Üniversitesi Gelişen Çocuk Merkezi, “Serve and Return” konsepti). Araştırmalar, aşırı ekran maruziyeti olan çocuklarda dil gelişiminin daha yavaş ilerlediğini ve kelime dağarcığının daha sınırlı kaldığını göstermektedir (Birken vd., 2017).
Ekranlardaki içerikler (özellikle hızlı geçişli çizgi filmler veya videolar) saniyeler içinde değişir. Bu durum, çocuğun beynini sürekli yeni bir uyaran beklentisine sokar (Carr, 2010). Gerçek hayat ise ekran kadar hızlı değildir. Bir öğretmenin anlattığı bir konu, bir kitaptaki bir hikaye, ekrandaki içerik kadar “eğlenceli” ve “hızlı” gelmez. Sonuç olarak, çocuklar okulda, derste veya bir oyuncağıyla oynarken daha çabuk sıkılır, odaklanmakta güçlük çeker ve dikkat süreleri belirgin şekilde kısalır (Christakis vd., 2004).
Bir çocuk için bir sopa, bir kılıç, bir değnek veya bir teleskop olabilir. Bu, onun hayal gücünün eseridir. Oysa ekranda her şey hazırdır; karakterler, senaryolar, dünyalar… Sürekli hazır bir dünyaya maruz kalan çocuğun kendi iç dünyasını, hayal gücünü kullanma ve yaratıcı oyunlar kurma becerisi körelir. Ekran başında geçirilen zaman, aslında onun en değerli zihinsel faaliyeti olan “oyun oynamayı” ve “hayal kurmayı” çalar (Amerikan Pediatri Akademisi, 2016).
Ekran, çocuklara duygularını nasıl yöneteceklerini öğretmez; sadece onları o anlığına unutturur. Öfke, üzüntü veya hayal kırıklığı gibi olumsuz duygularla baş etmeyi, onları ifade etmeyi ekrandan öğrenemezler. Aksine, ekran bu duygular için bir kaçış noktası haline gelir. Bu da çocukların duygusal olarak daha kırılgan, toleranslarının daha düşük ve duygularını düzenlemekte daha zorlanan bireyler olarak yetişmelerine neden olabilir (Twenge & Campbell, 2018).
Peki Ne Yapmalıyız? Sınır Koymak, Korumanın İlk Adımıdır.
Yaşa Uygun Sınırlar: Amerikan Pediatri Akademisi (2016), 2 yaş altı çocukların ekrandan tamamen uzak tutulmasını, daha büyük yaşlarda ise günde 1 saati geçmeyecek şekilde kaliteli içeriklerle sınırlandırılmasını önermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (2019) de benzer kılavuzlar yayınlamıştır.
Kaliteli İçerik: Çocuğun izlediği içeriği mutlaka siz seçin. Eğitici, yavaş tempolu ve interaktif olabilecek içerikleri tercih edin.
Birlikte İzlemek ve Yorumlamak: Çocuğunuz ekran karşısındayken yanında olun. İzlediği şeyler hakkında onunla konuşun, sorular sorun. Bu, pasif tüketimi etkileşime dönüştürür.
Ekransız Alan ve Zamanlar Yaratın: Yemek masası ve yatak odalarını ekransız bölgeler ilan edin. Ailece oyun oynayacağınız, kitap okuyacağınız “kaliteli zaman” dilimleri belirleyin.
Rol Model Olun: Unutmayın, siz telefonunuzla vakit geçirirken çocuğunuzdan ekrandan uzak durmasını bekleyemezsiniz.
Unutmayın, ekran asla bir çocuk bakıcısı, bir yemek yedirme aracı veya bir sakinleştirici değildir. Onların gerçek dünyayla, doğayla, insanlarla ve en önemlisi kendi iç dünyalarıyla sağlıklı bir bağ kurabilmeleri için ekranın yerini doğru belirlemek, biz ebeveynlerin en önemli sorumluluklarından biridir. Erken bağımlılığın önüne geçmek, onlara dijital bir dünyada gerçek bir çocukluk hediye etmekle mümkündür.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.