Yalnızlık modern insanın en güçlü korkularından biridir. Birçok kişi için yalnız kalma düşüncesi yalnızca üzücü bir deneyim değil, aynı zamanda yoğun bir kaygı kaynağıdır. İnsanlar bazen mutsuz oldukları ilişkileri sürdürebilir, kendilerine zarar veren bağlardan kopmakta zorlanabilir veya sürekli yeni bir ilişki arayışına girebilirler. Yüzeyde bu davranışlar “yalnız kalmamak istemek” gibi görünür.
Ancak psikodinamik kuramlar yalnızlık korkusunun çoğu zaman yalnızlığın kendisinden değil, yalnızlıkla birlikte ortaya çıkabilecek daha derin psikolojik deneyimlerden kaynaklandığını ileri sürer. Bu perspektiften bakıldığında yalnızlık korkusu yalnızca sosyal bir ihtiyaç değil, aynı zamanda kendilik bütünlüğü, ilişkisel güven ve ayrışma kapasitesi ile ilişkilidir.
Bu noktada üç önemli psikanalitik yaklaşım — Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi, Donald Winnicott’un nesne ilişkileri yaklaşımı ve James F. Masterson’ın gelişimsel modeli — yalnızlık deneyimini farklı açılardan anlamamıza yardımcı olur.
Yalnızlık korkusu çoğu zaman yalnızlığın kendisinden değil, yalnızlıkla ortaya çıkan duygulardan kaynaklanır.
Kohut’un kendilik psikolojisine göre insanın psikolojik sağlığı büyük ölçüde kendilik bütünlüğünü koruyabilmesine (self-cohesion) bağlıdır. Kohut’a göre bazı ilişkiler yalnızca sevgi veya yakınlık sağlamaz; aynı zamanda kişinin duygusal dünyasını düzenleyen işlevler taşır. Kohut bu ilişkileri selfobject ilişkileri olarak adlandırır (Kohut, 1971; Kohut, 1977).
Selfobject deneyimleri kişinin:
Winnicott yalnızlık konusunu farklı bir açıdan ele alır ve psikolojik gelişimin önemli göstergelerinden birinin yalnız kalabilme kapasitesi (capacity to be alone) olduğunu ileri sürer (Winnicott, 1958).
Winnicott’a göre bu kapasite paradoksal biçimde yalnızlık içinde değil, erken dönem ilişkisel deneyimler içinde gelişir. Bebek başlangıçta bakım verenin güvenli varlığı içinde yalnız kalmayı deneyimler. Bu güvenli ilişki ortamı çocuğun zamanla iç dünyasında bir güven duygusu geliştirmesine olanak tanır.
Bu deneyim içselleştirildiğinde kişi yalnız kaldığında tamamen terk edilmiş hissetmez. Çünkü iç dünyasında güven veren ilişki temsilleri varlığını sürdürür.
Dolayısıyla yalnız kalabilme kapasitesi yalnızlığın ortadan kaldırılması değil, kişinin iç dünyasında güvenli ilişkisel deneyimleri taşıyabilmesiyle ilişkilidir.
Masterson yalnızlık korkusunu özellikle kişilik gelişimi bağlamında ele alır. Masterson’a göre bazı kişiler için ayrılık deneyimi yalnızlık duygusundan çok daha yoğun bir duygusal reaksiyonu tetikleyebilir. Bu deneyimi abandonment depression kavramıyla açıklar (Masterson, 1981).
Bu durum genellikle şu duygularla ilişkilidir:
Modern psikoloji araştırmaları da insan ilişkilerinin yalnızca sosyal bağlar değil, aynı zamanda duygusal düzenleme sistemleri olduğunu göstermektedir. Bağlanma teorisine göre insan beyni stres durumlarında bağlanma figürlerine yönelir ve bu ilişkiler duygusal regülasyon sağlar (Bowlby, 1969; Mikulincer & Shaver, 2007).
Bu nedenle bazı insanlar için yalnızlık yalnızca sosyal bir durum değil, aynı zamanda duygusal düzenleme sisteminin zayıflaması anlamına gelebilir.
Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal deneyimleri de kişinin yetişkinlikte yalnızlıkla ilişkisinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayabilir.
Psikanalitik perspektife göre yalnız kalabilme kapasitesi zaman içinde gelişebilir. Bu süreç genellikle şu deneyimlerle ilişkilidir:
İnsanların yalnızlıktan neden korktuğu sorusunun tek bir cevabı yoktur. Ancak psikanalitik kuramlar bu korkunun çoğu zaman yalnızlığın kendisinden değil, yalnızlıkla birlikte ortaya çıkabilecek daha derin psikolojik deneyimlerden kaynaklandığını ileri sürer.
Kendilik bütünlüğünün korunması, güvenli ilişkilerin içselleştirilmesi ve ayrışma kapasitesinin gelişmesi psikolojik gelişimin önemli parçalarıdır. Bu nedenle yalnız kalabilme kapasitesi yalnızlığın ortadan kaldırılması değil, kişinin iç dünyasında güvenli bir ilişki deneyimini sürdürebilme becerisiyle ilişkilidir.
Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529.
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books.
Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self. New York: International Universities Press.
Kohut, H. (1977). The Restoration of the Self. New York: International Universities Press.
Masterson, J. F. (1981). The Narcissistic and Borderline Disorders: An Integrated Developmental Approach. New York: Brunner/Mazel.
Mikulincer, M., & Shaver, P. (2007). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change. New York: Guilford Press.
Winnicott, D. W. (1958). The capacity to be alone. International Journal of Psychoanalysis, 39, 416–420.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.