Sokakta yürürken birinin fenalaştığını veya çantasını kapkaça kaptırdığını hayal edin. İlk tepkiniz ne olurdu? Koşup yardım mı ederdiniz yoksa “nasılsa biri yardım eder” diyerek yolunuza devam mı ederdiniz?
Sosyal psikolojide biz buna prososyal davranış diyoruz. Peki, bizi bazen bir kahramana, bazen de sessiz bir izleyiciye dönüştüren şey ne? Gelin, yardım etme isteğimizin perde arkasındaki ilginç bilimsel gerçeklere beraber bakalım.
Bilim insanları bu konuda üç ana teori üzerinde duruyor:
• Evrimsel Bakış (Genlerin Sesi): Darwin’e göre önceliğimiz hayatta kalmak. Peki o zaman neden başkası için kendimizi riske atıyoruz? Cevap: Akraba Seçilimi. Kendi genlerimizi taşıyan kişilere yardım ederek aslında dolaylı yoldan genlerimizin devamlılığını sağlıyoruz. Ayrıca “Bugün sana, yarın bana” mantığı (Karşılıklılık Normu) da evrimsel süreçte hayatta kalma şansımızı artırmış.
• Sosyal Değişim (Kar-Zarar Hesabı): Bazı psikologlar, yardım etmenin aslında gizli bir alışveriş olduğunu savunuyor. Eğer yardım etmenin getirisi (sosyal onay, huzur, gelecekte yardım alma ihtimali), götürüsünden (zaman kaybı, tehlike, yorgunluk) fazlaysa harekete geçiyoruz.
• Empati ve Özgecilik (Saf İyilik): C. Daniel Batson ise buna itiraz ediyor: “Bazen sadece karşımızdakinin acısını hissettiğimiz için, hiçbir karşılık beklemeden yardım ederiz.” İşte buna saf özgecilik deniyor.
Belki de bu konudaki en sarsıcı gerçek, ortamda ne kadar çok insan varsa, yardım alma ihtimalinizin o kadar azalmasıdır. Psikolojide buna “Bystander Effect” (Seyirci Etkisi) diyoruz.
Meşhur Kitty Genovese olayını duymuşsunuzdur; onlarca komşusu çığlıklarını duyduğu halde kimse polisi aramamıştı. Neden mi? Çünkü herkes sorumluluğun bir başkasına ait olduğunu düşündü (Sorumluluğun Dağılması). Eğer kalabalık bir yerde yardıma ihtiyacınız olursa, ortaya “Yardım edin!” diye bağırmak yerine, birini gözünüze kestirip “Siz, kırmızı kazaklı beyefendi, lütfen yardım edin!” demek hayatınızı kurtarabilir.
Yapılan araştırmalar, küçük yerleşim yerlerinde yardım etme oranının büyükşehirlere göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Şehirlerde yaşayanlar kötü kalpli oldukları için mi yardım etmiyor? Hayır!
Kentsel Aşırı Yükleme Hipotezi’ne göre, şehir hayatı o kadar uyarıcı ve gürültülü ki, insanlar beyinlerini korumak için kendilerini dış dünyaya kapatıyorlar. Yani mesele karakter değil, çevre!
İlginç bir kural vardır: “İyi hisset, iyi yap!” * Cebinizde fazladan para bulduğunuzda veya güzel bir haber aldığınızda, yerdeki çöpleri toplama veya birine yol verme ihtimaliniz %84’lere çıkıyor.
• Suçluluk duygusu da iyi bir tetikleyicidir. Yaptığımız bir yanlışı telafi etmek için başkalarına iyilik yapmaya daha meyilli oluruz.
• Hatta bazen üzgün olduğumuzda da yardım ederiz; çünkü başkasını mutlu etmenin verdiği o sıcak his, bizi kendi karanlığımızdan çıkarabilir.
Sonuç Olarak…
Yardım etmek bazen genetik bir dürtü, bazen toplumsal bir kural, bazen de kalbimizden gelen saf bir iyilik hali. Ama en önemlisi; “Bystander Effect” gibi psikolojik bariyerlerin farkında olmak. Bir dahaki sefere birinin yardıma ihtiyacı olduğunu gördüğünüzde, “Başkası yapar” demeden önce bu yazıyı hatırlayın. Belki de beklenen kahraman tam olarak sizsinizdir!
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.