Tarih boyunca insanlığın birbirine reva gördüğü dehşet verici eylemleri hep tek bir kelimeyle özetledik: Kötülük. Ancak Psikopatoloji Profesörü Simon Baron-Cohen, bu kelimenin bilimsel bir açıklama sunmadığını, sadece bir “etiket” olduğunu savunuyor. Ona göre asıl mesele, ruhumuzdaki o hayati kaynağın çekilmesi: Empati Erozyonu.
Peki, bir insan nasıl olur da başka bir insanın acısına tamamen kayıtsız kalabilir? Beynimizde bir “vicdan devresi” mi var?
Yazar, empatinin sadece soyut bir duygu değil, beynimizde fiziksel bir karşılığı olan “elektrik devresi” gibi çalıştığını söylüyor. Medial prefrontal korteksten amigdalaya kadar uzanan en az 10 farklı bölge, bir başkasının ne hissettiğini anlamamızı sağlıyor.
Eğer bu devrelerden birinde bir “pürüz” varsa veya sinyal zayıfsa, kişi karşısındakini bir “insan” olarak değil, bir “nesne” olarak görmeye başlıyor. İşte “zalimlik” dediğimiz şey, tam olarak bu nesneleştirme anında başlıyor.
Kitap, empatiyi yedi seviyeli bir cetvel (0-6) olarak tanımlıyor. Çoğumuz orta seviyelerdeyken, bazıları "Sıfır Derece"de yaşıyor. Baron-Cohen bu grubu ikiye ayırıyor:
Neden bazılarımızın empati devresi daha güçlü? Baron-Cohen, burada “tek suçlu genler” demiyor.
Senin de dikkatini çeken o ilginç nokta, kitabın en özgün teorilerinden biri: Anoreksiya bir empati bozukluğu olabilir mi? Yazar, bazı anoreksi vakalarının aslında yeme bozukluğundan ziyade, uç noktada bir “sistemleştirme” ve “odaklanma” (otizmin temel özellikleri) içerebileceğini savunuyor. Diğerlerinin bakış açısını yakalamaktaki zorluk, bu bireylerde yeme davranışını takıntılı bir sisteme dönüştürüyor olabilir.
Baron-Cohen’in asıl çağrısı şudur: İnsanları “kötü” diye damgalayıp bir kenara atmak yerine, bu durumu bir “empati bozukluğu” olarak tıbbi literatüre (DSM) dahil etmeliyiz. Eğer empati erozyonunun nedenlerini (hormonal, genetik, çevresel) bilirsek, hapishaneler yerine “empati odaklı tedavi merkezleri” kurarak şiddet sarmalını kırabiliriz.
Unutmayalım; Auschwitz’e giden o “kayıtsızlık taşlarını” yerinden oynatmanın tek yolu, karşımızdakinin acısını kendi beynimizde hissetme yeteneğimizi, yani empatimizi her ne pahasına olursa olsun korumaktır.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.