Akşamın sonuna doğru evin içi yavaş yavaş sessizliğe gömülür. Işıklar kısılmıştır; perdelerin arkasında şehir sürüp giderken içeride sadece küçük sesler kalır: buzdolabının uğultusu, uzaktan gelen bir araba, telefonun ekranından sızan loş bir parlaklık. Koltuğa oturursun. Gün bitmiştir ama günün içinden çıkan şey bitmez; bedeninin içinde bir yere çöken, adı konulamayan bir “eksik” duygu dolaşır. Saat ilerler, takvim ilerler; fakat senin zamanın ilerlemez. Senin zamanın, bir yerde takılır. Tam o takılmanın içinde, kendine çok tanıdık bir cümle kurarsın: “Biraz bakıp kapatacağım.”
Cümle sıradan görünür, herkesin kurabileceği türden. Ama sen bilirsin: o cümle, aslında kendinle yaptığın bir zaman anlaşmasıdır. “Şu anı geçireyim, sonra düşünürüm.” Sonra… Hep sonra. Çünkü beklemek senin için yalnızca beklemek değildir. Beklemek, eksiklikle karşılaşmaktır. Eksiklikle karşılaşmak da hemen bir soru açar: “Ben ne istiyorum?” Bu soru açıldığı anda yalnızlık kabarır, utanç kıpırdar, terk edilme ihtimali kendini hatırlatır, yetersizlik odaya girer. Ve tam o noktada bağımlılık görünür: bir nesne, bir hareket, bir ritüel. Hangi nesne olduğu değişir; yaptığı iş değişmez. Boşluğu dolduruyor gibi yapmaz; daha doğru söylenirse, boşluğun duyulmasını keser.
Telefonu eline alırsın. Ekran açılır, akış başlar. Parmağın kayar. Bir video, bir haber, bir yüz, bir cümle… Her kaydırmada içerideki bekleyişin ağırlığı hafifler gibi olur. Burada mesele içerik değildir; o görüntüler gerçekten “ilginç” olduğu için değil, o anı kurtardığı için akar. Asıl cümle şudur: “Şu an bir şey oluyor.” Akış, senin zamanına bir ritim verir. Bekleyişin o ağır, sıkıştıran sesi kesilir. Eksiklik konuşamaz. Kısa bir süreliğine, sanki hayat yeniden çalışmaya başlamış gibidir. Bazen akış bile yetmez. Bazen mesele “bildirim”dir. Birinin yazması, bir mesajın gelmesi, bir ses… Bildirim geldiğinde bedenin gevşer; gelmediğinde zaman ağırlaşır. Senin için zaman, dakikaların geçmesi değildir; çoğu kez Öteki’nden bir işaret gelmesidir: “Buradasın. Unutulmadın.” İşaret yoksa, zaman çöker. İşaret varsa, zaman yeniden başlar. Bu yüzden bağımlılık çoğu kez nesneye değil, bir işaretin geleceği umuduna bağlanır: “Şimdi bir şey olsun.”
Bir başka akşam, telefonun başına oturmazsın. Balkona çıkarsın. Soğuk hava yüzüne vurur, omuzların istemsizce yükselir. Çakmak “çıt” diye yanar. Duman ilk nefeste içeri girer. Bu sahneyi defalarca yaşamışsındır; o yüzden sahne tanıdıktır, güvenlidir. Sigara burada nikotin değildir yalnızca. Bir sahnedir. Bir kesme hareketidir. İçerideki uğultuyu susturur, bekleyişi parçalar, eksikliği sessizliğe iter. İki dakika boyunca hiçbir şeyle yüzleşmeyecekmiş gibi bir konfor verir. O iki dakika, senin zamanına bir protez takar: “Şimdi bir şey oldu.” Sanki hayat tekrar akmıştır. Sonra biter. Duman biter. Balkon kapısı kapanır. İçeri girersin. Ve eksiklik geri döner—üstelik biraz daha büyümüş bir boşluk olarak.
Ertesi sabah kendine söz verirsin: “Yarın bırakacağım.” Bu cümleyi kurarken inandırıcısındır. Çünkü “yarın” zihinde temiz bir sayfa gibi durur; bugünün ağırlığını taşımayan bir zaman. Üstelik “yarın”, sanki içinde bir ahlak da taşır: düzeleceğim, toparlayacağım, kontrol edeceğim. Yarın, simgesel düzenin sözüdür; takvime yazılabilir bir niyettir. Fakat gece 22:31 olur ve elin yine otomatik gider. Çünkü “yarın” takvimde bir yerdir; bedenin istediği ise “şimdi.” Bağımlılığın dili çoğu zaman iki uçta konuşur: “hemen şimdi” ve “bir gün.” “Hemen” eksikliği susturur; “bir gün” döngüyü sürdürür. Tarihsiz bir gelecek, bugünün tekrarını garanti eder. “Yakında” dersin, “sonra” dersin, “bir ara” dersin—ama tarih yoktur. Böylece zaman ilerlemiyor gibi olur; sadece dönmeye başlar.
Bir süre sonra zaman, senin hayatında ilerleyen bir hikâye olmaktan çıkar; bir çember haline gelir. Aynı sahne farklı kılıkla geri gelir. Biri seni eleştirir; içinden bir sıcaklık yükselir. “Yine yeterli olmadım” cümlesi geçer. Cümle geçer geçmez nesne devreye girer. Ya da yalnız kalırsın; “kimsem yok” düşüncesi kabarır; nesne gelir. Nesne bazen sigaradır, bazen ekran, bazen alkol, bazen yemek, bazen birini stalklamak, bazen aniden bir tartışma çıkarmak, bazen de “kendimi sabote edeyim” hamlesi. Nesne değişir ama sahnenin çekirdeği değişmez: gerilim gelir, kesme gelir, kısa rahatlama olur, daha büyük boşluk gelir. Bu döngüde çoğu zaman haz bile kalmaz. Oysa insanlar bağımlılığı genelde “haz peşinde koşmak” diye anlatır. Sen bilirsin: mesele haz değildir; mesele tanıdıklığın güvenidir. Döngü şunu verir: “Bunu biliyorum.” Belirsizliğin açık ucuna katlanmaktansa, tekrarın kapalı çemberi daha güvenli gelir. Zamanın açık kapısı yerine, aynı koridorun içinde yürümeyi seçersin.
Bir yerde, çok küçük bir fark başlar. Dürtü geldiğinde artık sadece “yapacak mıyım yapmayacak mıyım” ikilemi kalmaz. Araya minicik bir boşluk girer. Sanki sahne bir an donar. Elin nesneye gidecekken durur. Ve o an, kendine bir soru sorarsın; soru basittir, neredeyse önemsiz gibi: “Tam şimdi ne oldu?” Bu soru, nesnenin yaptığı kesmeyi bozar. Çünkü nesne, anı kapatır; soru, anı açar.
Sorduğun anda şunu fark edersin: nesne kendiliğinden gelmemiştir. Nesneden iki saniye önce içinden bir cümle geçmiştir. “Kimse beni aramıyor.” Ya da “yine yetişemedim.” Ya da “ben zaten böyleyim.” İşte nesne, o cümlenin üstüne kapanıyordur. Nesne boşluğu doldurmaz; boşluğun duyulmasını keser. Cümleyi duymamak için gelir. Ama cümle duyulursa, zaman da duyulur. Geçmiş nereye bağlanır, şimdi bedende ne olur, gelecek ne diye korkutur, hepsi belirir. Bu yüzden bakışta mesele “iradeyi güçlendirmek” değil; zamanı geri almaktır.
Zamanı geri almak büyük bir kahramanlık gibi görünmez. Çoğu zaman sadece bir dakikadır. Nesne “hemen kapat” der; söz “bir dakika daha kal” der. O bir dakika, seni kısa devreden çıkarır; nesnenin anlık çözümüne değil, söze bağlar. Eksiklik yok olmaz; ama taşınabilir olur. Taşınabilir olduğunda da tuhaf bir şey olur: zaman yeniden akmaya başlar. Takvimin zamanı değil; senin zamanın. Çünkü senin zamanın, eksikliğe dayanma kapasitesiyle kurulur. Bağımlılık, eksikliği susturmanın yoluydu. Söz ise eksikliği konuşturmanın ve böylece onu yönetilebilir kılmanın yolu olur.
Bu yüzden bağımlılık, sadece “madde” değildir. Bağımlılık, zamanın kısa devreye sokulmasıdır; “şimdi”yi satın alma girişimidir. Ve döngüyü kıran şey çoğu zaman “daha güçlü olmak” değil; anı açan o küçük sorudur: “Tam şimdi ne oldu?”
“Sonra bakacağım” diye ertelediğin şeyin, aslında hayatını ertelediğini hissediyorsan; gel, birlikte o “şimdi”nin içindeki cümleyi bulalım çünkü değişim, nesneyi bırakmakla değil, kendini duymakla başlar.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.