Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şeyler Var

Yazar M. Abdullah YılmazPsikolog • 12 Temmuz 2019 • Yorumlar:

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR...

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var,

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin, koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilmeli gökyüzüne,

Denize saatlerce  bakabilir, bir  kuşa, bir çocuğa

Yaşamak  yeryüzünde, onunla  karışmaktır,

Kopmaz  kökler  salmaktır  oraya...

 

Kucakladın mı, sımsıkı  kucaklayacaksın  arkadaşını

Kavgaya  tüm  kaslarınla, gövdenle, tutkunla  gireceksin

Ve  uzandın mı  bir  kez  sımsıcak  kumlara,

Bir  kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin.

 

İnsan  bütün  müzikleri  dinleyebilmeli  alabildiğine,

Hem de  tüm  benliği  seslerle, ezgilerle  dolarcasına

İnsan  balıklama  dalmalı  içine  hayatın,

Bir kayadan zümrüt  bir denize dalarcasına.

 

Uzak  ülkeler  çekmeli  seni, tanımadığın  insanlar

Bütün  kitapları  okumak, bütün  hayatları

Tanımak  arzusuyla  yanmalısın

Değişmemelisin  hiçbir  şeye  

Bir  bardak  su  içmenin  mutluluğunu

Fakat  ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

 

Ve  kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılarda, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın  karışmalı  hayatın  bütün  dolaşımına

Dolaşmalı  damarlarında  hayatın  sonsuz  taze  kanı..

 

Yaşadıklarımdan  öğrendiğim  bir  şey  var...

Yaşadın mı  büyük  yaşayacaksın...

Irmaklara, göğe, bütün evrene  karışacaksın.

Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır

Ve  hayat  sunulmuş  bir armağandır  insana...

 

                            ATAOL   BEHRAMOĞLU


 “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen,
cevizin hepsini kabuk zanneder.”

İmam-ı Gazali

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEYLER VAR

 

Ataol Behramoğlu’nun “YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR” Adlı Şiirinin İnsani Gelişim Açısından Hatırlattıkları

Ataol Behramoğlu’nun  bu şiiri beni her zaman çok etkilemiştir. Kendi kendime de sormuşumdur: “Sen bu şiirde aktarılanlara ne kadar yakınsın?”  “Hah, işte!” diyerek kendimi çok özel hissederdim. İşte ben böyleyim, çevremdeki insanlar da keşke böyle olsa, diye de yakınırdım. Daha sonra fark ettim ki şiiri okuyan/dinleyen herkes kendini öyle sanıyor. “Ben de, Ben de, Ben de!...” sesleri yükseliyor. 

İlkokul üçüncü sınıftayken hocamız oran-orantı konusunu anlatıyordu, farkında olmadan sormuştum: “Hocam, bunu ben buldum, siz nerden biliyorsunuz?” 

Çok fakirdik, babam elime kısıtlı bir miktarda para verirdi ve zeytin, peynir, şeker, yumurta… almamı isterdi. Matematiği kıt bir Bakkal Amca’mız vardı. Yarım saat hesap yapardı ve ben de sıkılırdım. Sonra da 5 liraya 1 kilo olursa 2 liraya kaç gram olur diye kendi kendime oran orantı kurar ve bakkala varıncaya kadar hesabımı yapardım.  Bakkal Amca’ya şu kadar vereceksin derdim, Bakkal Amca o kadar verirdi ama bu sefer de parayı aldıktan sonra hesaplamaya başlardı uzun uzadıya, sıkılırdım. Gerçi zaman içinde benim hesabıma güvenmeye başladı ve bu bakkala gidip gelme işi daha kısa ve sıkıntısız oldu. 

İşte böyle bir dönemde hocamız, oran-orantıyı anlatması şaşırtmıştı beni ve ağzımdan böyle bir soru çıkıvermişti: “Hocam siz, bunu nerden biliyorsunuz?”  Hocamız gülümsedi: “Oğlum, bu milattan önce bilmem ne kadar zamandan beri bilinen bir şey.” dedi. Tabi ben bozuldum. (Hocamızın yaklaşımı, çocuk gelişimi açısından başka bir zamanda ve yerde değerlendirilebilir ama şu anda anlatmak istediklerimle pek ilgisi olmadığı için bu konuya hiç değinmeyeceğim.)

İşte bu şiirde de işte tam beni anlatan bir şiir, derken bir de fark ettim ki bu şiir aslında herkesin olmak istediği, yapmak istediği şeyi anlatıyor. Soruyorum, şiirdeki yaşam tarzını istemeyecek, bu yaşam tarzından rahatsız olacak bir kişi gösterebilir misiniz? 

Evet, hepimiz kendimizi çok özel sanırız. Aslına baktığımızda ise hiç de özel olmadığımızı, birbirimizden ayrılan yönlerimizin öyle fazla da olmadığını görürüz. Bu açıdan bakıldığında bile kendimize özgü yönlerimizi bilmenin bizim için ne kadar önemli olduğunun farkına varırız. 

 

İnsan dolu dolu yaşamak ister, bu nasıl olacak? Aslında dört kelimeyi eyleme geçirmemiz işimizi çok kolaylaştıracaktır.

  • Odaklanma,

  • Gözlem,

  • İletişim,

  • Kontrol.

Odaklanma: Dikkati belli bir noktada toplayabilmek

Gözlem: Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve 

planlı olarak ele alınıp incelenmesi

 

İletişim:  Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bir anlamda aldığımız iletiler ve bunun sonucu ortaya koyduğumuz tepkiler

Kontrol:  Amaçladığımız değişikliğin gerçekleşip gerçekleşmediğini görmek

Yapmak istediğimiz şeye odaklandığımızda, iyi bir gözlemci olduğumuzda, kurmamız gereken iletişimleri sağlıklı kurup kontrol konusunda gereken özeni gösterdiğimizde şiirdeki gibi yaşamak,  ya da şiir gibi yaşamak işten bile değildir.

İnsanların yaşamlarını göz önünde bulundurduğumuzda, dört temel eylemde bulunduklarını görürüz. Önce yaşadığı ortamdan bazı verileri alırlar. Buna algılama diyoruz. Sonrada kendilerine ait birikimler ışığında değerlendirirler. Yeni veri üzerinde duygularını ortaya koyarlar ve bu veri ile ilgili harekete geçerler.

Yani: 

  • Algılama – duyular düzeyinde

  • Bilişsel – düşünme düzeyinde

  • Duygusal – duygular düzeyinde 

  • Fiziksel – eylem düzeyinde

Bütün bu davranışlar kişinin birikimine göre değişir. Çevre ve nesne herkes için vardır, bunlar algılama, bilişsel, duygusal ve eylem düzeyinde anlam kazanır. Bu anlam ise tabi ki aynı olmayacaktır. Bir şair için sehl-i mümteni (söylenmesi kolay gibi görünen ama hiç de öyle olmayan sözler) olarak ortaya çıkacak.  Bir heykeltıraşta fazlalıkları alınmış bir taş olarak ortaya çıkacak. Bir müzisyende kulağımızdan başka her duyumuzla duyabileceğimiz bir ezgi olacak ya da bir bilim insanı için çaresiz gibi görünen bir hastalığa deva olacaktır. Peki ot gibi yaşayanlar için ne olacak? (Özür dilerim ot, çevrenin ve nesnenin senin için de çok özel bir anlamı olduğunu biliyorum ama insanoğluna özgü bir alışkanlık işte, idare et.)

İlkokuldayken bir metin okumuştuk. Bu metinde bir şairle bir çobanın diyaloğuna yer veriliyordu. 

Büyük bir şairin koca bir heykeli dikilmiş şehrin ortasına daha yaşarken ve bir çoban da bunu görmüş şehri dolaşırken. Garibine gitmiş, içine dert olmuş… Bir gün şairimiz dağlarda dolaşırken bu çobanla karşılaşır. Muhabbet başlar, şehrin ortasına heykeli dikilen şairle çoban arasında. Çoban bilmemektedir, o şairin şu anda konuştuğu şair olduğunu. Çoban der ki:

Benimle onun arasında ne fark var ki benim heykelim dikilmiyor da onun heykeli dikiliyor şehrin ortasına?

Şair:

  • (Gökyüzünü göstererek) Şimdi Ay’a bak diyor. Çoban baktığını söylediğinde:

Şimdi gözünü kapat ve Ay’ı öyle görmeye çalış diyor.

Çoban:

  • Gözüm kapalı nasıl görürüm ki, diyor.

Şair:

  • İşte, o sözünü ettiğin şair, gözü kapalı Ay’ı daha net ve daha güzel görebiliyor, diyor.

 

İşte, Ataol Behramoğlu’nu Ataol Behramoğlu yapan, onu okutan bu özelliktir. İnsanları etkileyebilmesi, bizim söylemek istediklerimizi bir çırpıda dile getirişi yukarıda sözünü ettiğimiz algılama, düşünme, duygularını ortaya koyma ve eylem düzeyinde göstermiş olduğu yaklaşımlarla doğru orantılıdır.

Şimdi şiiri okurken, son bölüme kadar geldik. 

“Yaşadıklarımdan  öğrendiğim  bir  şey  var...

Yaşadın mı  büyük  yaşayacaksın...

Irmaklara, göğe, bütün evrene  karışacaksın.

Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır

Ve  hayat  sunulmuş  bir armağandır  insana...”

 

Son bölümde, “büyük yaşamak” , “ırmaklara,  göğe, bütün evrene karışırcasına yaşamak üzerinde duralım. Ömür, hayata sunulmuş bir armağan, hayat ise insana sunulmuş bir armağan…

Son zamanlarda tekrar herkesin dilinde olan “Quantum Fiziği”,  “Evrenin yasası” “Çekim Yasası”, “Sır” gibi sözcükleri hatırlayarak tekrar bakalım bu dizelere. Evrende her şeyin bir bütün olduğunu, her parçanın bu bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu, düşünce gücüyle yapamayacağımız hiçbir şey olmadığını, evrendeki boşluğun her zaman için maddeden çok daha fazla olduğunu, bir atomun nötronunu bir basket topu olarak düşündüğümüzde ona en yakın elektronunun yaklaşık yirmi mil uzaklıkta olabileceğini hayal ettiğimizde ne demek istediğimiz daha net ortaya çıkacaktır.

 

Peki böyle yaşamak nasıl mümkün olur? Kendimizi ve bize ait olan her şeyi (ya da bizim ait olduğumuz her şeyi)  doğru algılamakla mümkündür.

İnsanların genel özelliklerini kısmen aşağıda sıralamaya çalıştım. Bunlar kuşbakışı bakıldığında genel olarak görülen özellikler. Şimdi bu özelliklere sahip bir insanın şiirdeki gibi yaşaması ya da şiir gibi yaşaması ne kadar mümkündür?

  • İnsanlar genellikle soru sormayı bilmez.

  • Deneyimlerini, davranışlarının yönlendirdiğinin farkında değildir.

  • Hayal etme konusunda yardıma ihtiyacı olduklarını kestiremezler.

  • Ne istediğinden çok ne istemediklerinin farkındadırlar.

  • Zamanın ne kadar önemli olduğunu anladıklarında iş işten geçer.

  • Nedenlerden çok sonuç üzerinde yoğunlaşırlar.

  • Olayları yeterince sorgulamazlar.

  • İnsanların içsel göstergelerini fazla dikkate almazlar.

  • Birbirlerine bir eşya gibi davranırlar

  • Zamanlarını boşa harcarlar

  • Her şeyi sadece kendilerinin hak ettiğini düşünürler

  • Gerçekliğin sadece algılardan ibaret olduğunu bilmezler.

  • Tembel olduklarını anladıklarında ihtiyarlık gelmiştir.

  • Zevk almak için değil acıdan kaçmak için yaşarlar.

  • Görev-süre ilişkisini bir türlü dengeleyemezler.

  • Dinlemeyi bilmezler sadece konuşma sıralarını beklerler.

  • Gülmeyi de ağlamayı da pek bilmezler, ikisinden de utanırlar

  • Olumsuzluklarını çevrelerine de bulaştırırlar.

  • Kısıtlı kelime hazineleriyle yaşamlarını da kısıtlarlar

  • Daha fazlasını yapmaya söz verirler ellerinden gelenin her zaman daha azını yaparlar

  • Çevresinin baskısından ölünceye kadar kurtulamazlar

  • Yeterince tutkulu değildirler ama kendilerine bu konuda toz kondurmazlar

  • Varsayımlarda bulunmak yerine hemen tepki gösterirler

  • Öncelikle olumsuzlukları görürler.

  • Okumazlar.

 

Yukarıdaki özellikleri gözden geçirin. Siz yukarıdakilerden biri ya da birkaçını kendinizde görüyorsanız bir revizyona ihtiyacınız var demektir. Şiirdeki gibi, şiir gibi yaşamak istiyorsanız bir isteğimiz daha olacak. Mevlananın aşağıdak sözlerini kalbin en kıymetli yerine kazıyınız lütfen.

 “Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz.
Suyu başına döksen, başı kırılmaz.
Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,
toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.” der, Mevlana.

Şiirdeki gibi, şiir gibi yaşamak için suyla topraktan kerpiç, bu kerpiçleri bir araya getirerek de bir ev yaparız ve su evi başını yarmayı düşündüğümüz insanların sığınağı haline getirebiliriz. 

Yukarıda sözünü ettiğimiz konularda eyleme geçmeyi düşünüyorsanız Bektaşi ile Mevlana arasında geçen şu diyaloğu aklımızdan hiç çıkarmamalıyız. Çünkü “İnsan, insanın acısını alır.”

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.

Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli

- Helal değildir, diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder.

Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der:

- Biz bir karga isek Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez, kalkar, Hacı Bektaş dergâhı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye,

Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.

Hacı Bektaş da şöyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

 

Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen insanlar olmamız ve şiirdeki gibi, şiir gibi yaşamamız dileğiyle.

 

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazar

Yorumlar: (0)