Aldatılma, bir ilişkinin yalnızca sadakat boyutunu değil, kişinin güven duygusunu ve kendisiyle ilgili algısını da sarsabilen bir deneyimdir. Danışanlarla çalışırken aldatılma sonrasında en sık karşılaştığım duyguların öfke, üzüntü, değersizlik, kafa karışıklığı ve yoğun güvensizlik olduğunu görüyorum. Kişi bir yandan “Bunu nasıl yaptı?” diye düşünürken, diğer yandan “Ben nerede hata yaptım?” sorusuyla kendisini sorgulayabilir. Ancak partnerin aldatma davranışının sorumluluğunu aldatılan kişinin üzerine koymak doğru değildir.
Aldatma sonrasında ilişkinin devam edip etmeyeceği konusunda tek bir doğru cevap yoktur. Bazı çiftler yaşanan olaydan sonra ilişkiyi yeniden yapılandırabilir, bazıları ise ayrılmayı tercih eder. Burada benim için önemli olan, kişinin kararını yalnızca ilk şokun yarattığı duygularla değil, daha sakin bir değerlendirmeyle verebilmesidir. İlişkide sorumluluk alma, şeffaflık, sınırların yeniden oluşturulması ve güvenin yeniden kurulması için gerçek bir çaba olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Güvenin yeniden kurulması genellikle “Bir daha asla yapmayacağım” demekten daha fazlasını gerektirir. Aldatmanın nasıl gerçekleştiği, ilişkide hangi sorunların bulunduğu, tarafların sorumlulukları ve bundan sonra hangi sınırların gerekli olduğu konuşulmalıdır. Bununla birlikte, ilişkide sorunların bulunması aldatmayı haklı çıkarmaz.
Terapi sürecinde amacım danışana “kal” ya da “ayrıl” demek değildir. Öncelikle yaşanan olayın kişinin duygusal dünyasında yarattığı etkiyi anlamaya çalışırım. Ardından kişinin ihtiyaçlarını, sınırlarını ve ilişkinin mevcut durumunu birlikte değerlendiririz. Eğer çift olarak çalışılıyorsa, güvenin yeniden inşası ve iletişim biçiminin değiştirilmesi üzerinde durulabilir.
Aldatılma sonrasında sürekli telefon kontrol etmek, tekrar tekrar soru sormak veya partnerden kesintisiz güvence istemek kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Fakat uzun vadede kaygının devam etmesine neden olabilir. Bu nedenle kişinin hem ilişkiyi hem de kendi duygusal güvenliğini yeniden kurabilmesi önemlidir. Bazen terapi, ilişkinin devamından bağımsız olarak kişinin yaşadığı kırılmayı anlamlandırmasına yardımcı olur.
Bu süreçte kişinin kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını yeniden tanımlaması da önemlidir. İlişki devam etsin veya etmesin, yaşanan ihanetin kişinin kendilik değerini belirlemesine izin vermemek gerekir. Terapi, karar vermekten çok kişinin daha sağlıklı ve kendi değerleriyle uyumlu bir karar verebilmesine alan açabilir. Bu yaklaşım, kararın aceleyle değil, kişinin ihtiyaçları ve güvenliği dikkate alınarak verilmesini destekler.


