Bağlanma Figürü Nedir? Bağlanma Stilleri ve İlişkilere Etkisi
Bağlanma figürü, kişinin özellikle korku, stres, yalnızlık, belirsizlik veya tehdit yaşadığı zamanlarda yakınlık aradığı ve yanında kendisini daha güvende hissettiği kişidir. Bağlanma yalnızca çocukluk dönemine ait bir ilişki biçimi değildir. Çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkiler, ilerleyen yıllarda kişinin kendisini, diğer insanları ve romantik ilişkilerini nasıl değerlendirdiğini etkileyebilir.
Bağlanma kuramının en önemli isimlerinden biri John Bowlby'dir. Bowlby, bağlanmanın yalnızca sonradan öğrenilen bir davranış olmadığını, insanın biyolojik ve evrimsel yapısında bulunan bir sistem olduğunu ileri sürmüştür. Bu açıdan bakıldığında bağlanma, yalnızca sevgi veya yakınlık ihtiyacı değil, aynı zamanda güvenlik arayışıyla ilişkili temel bir psikolojik sistemdir.
Bağlanma Nedir?
Bağlanma; bireyin tehdit, korku, stres, hastalık, yalnızlık veya belirsizlik gibi durumlarda yakınlık aramasını ve kendisini güvende hissettiği kişiyle duygusal bir bağ kurmasını ifade eder.
Özellikle bebeklik döneminde bağlanma sisteminin önemli bir işlevi vardır. Bebek henüz kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek, tehlikelerden uzaklaşabilecek veya duygularını kendi başına düzenleyebilecek durumda değildir. Bu nedenle bakım veren yetişkine yakın olmak, onun için yalnızca duygusal bir ihtiyaç değil, hayatta kalma açısından da önem taşıyan bir mekanizmadır.
Bebeğin ağlaması, yetişkine yönelmesi, yakınlık araması, tutulmak istemesi, bakış kurması ve yetişkinin yüzünü takip etmesi gibi davranışların arkasında bağlanma sistemi bulunur.
Bu nedenle bağlanma bir lüks değil, temel bir güvenlik sistemidir.
Bağlanma Figürü Kimdir?
Bağlanma figürü, bireyin özellikle stres veya tehdit altında yakınlık aradığı, güven ve korunma açısından özel anlam taşıyan kişidir.
Bebek için bu kişi anne veya baba olabileceği gibi büyükanne, büyükbaba ya da sürekli bakım veren başka bir yetişkin de olabilir. Burada önemli olan yalnızca biyolojik akrabalık değildir. Asıl önemli olan bakım veren kişinin sürekliliği, duyarlılığı, erişilebilirliği ve güven verici olmasıdır.
Bu nedenle biyolojik olarak anne olmak, otomatik olarak bağlanma figürü olmak anlamına gelmez. Bebek açısından daha belirleyici olan; ihtiyaçlarının kim tarafından fark edildiği, korktuğunda kimin yanında olduğu, ağladığında kimin onu sakinleştirdiği ve bakım veren kişinin ne kadar tutarlı olduğudur.
Bağlanma Figürünün Temel İşlevleri Nelerdir?
Bağlanma figürünün önemli işlevlerinden biri güvenli sığınak olmaktır. Çocuk korktuğunda veya zorlandığında bağlanma figürüne yaklaşarak güven arar.
Bir diğer önemli işlev ise güvenli üs olmaktır. Çocuk kendisini güvende hissettiğinde çevresini keşfetmeye daha fazla yönelir. Gerektiğinde bağlanma figürüne geri dönebileceğini bilmek, dünyayı keşfetmesini kolaylaştırır.
Bu nedenle sağlıklı bağlanmada çocuk yalnızca bakım verene yapışmaz. Tam tersine, güven duygusu çocuğun çevresini keşfetmesini ve zamanla daha bağımsız hâle gelmesini destekler.
Temel döngü şu şekilde düşünülebilir:
Güvenli üs → keşif → zorluk → bağlanma figürüne dönüş → sakinleşme → yeniden keşif
Bu nedenle güvenli bağlanma, bağımlılık yaratmak yerine güvenli özerkliği destekler.
Bağlanma Stilleri Nasıl Oluşur?
Çocuğun bakım verenlerle tekrar tekrar yaşadığı deneyimler, zaman içinde ilişkiler hakkında bazı beklentiler oluşturabilir. Bowlby'nin önemli kavramlarından biri olan içsel çalışma modelleri, kişinin kendisi ve diğer insanlar hakkında geliştirdiği bu temel ilişki beklentilerini ifade eder.
Çocuk ihtiyaç duyduğunda bakım veren kişi çoğunlukla ulaşılabilir ve duyarlıysa çocuk zaman içinde şu beklentiyi geliştirebilir:
“İhtiyaç duyduğumda insanlar bana ulaşabilir.”
Buna karşılık çocuk ihtiyaç gösterdiğinde sürekli reddediliyor, küçümseniyor veya bakım veren kişi duygusal açıdan erişilemez oluyorsa farklı bir ilişki beklentisi oluşabilir:
“İhtiyaçlarım başkalarını rahatsız ediyor.”
Bu deneyimler zamanla kişinin kendisi ve diğer insanlarla ilgili içsel çalışma modellerinin oluşmasına katkıda bulunabilir.
Çocuğun zihninde özellikle iki temel soru şekillenebilir:
“Ben sevilebilir ve ihtiyaçları karşılanabilir biri miyim?”
“Diğer insanlar güvenilir ve ulaşılabilir mi?”
Bu iki soruya verilen deneyimsel cevaplar, bağlanma örüntülerinin anlaşılmasında önemlidir.
Güvenli Bağlanma Nedir?
Güvenli bağlanmada çocuk çoğunlukla ihtiyaç duyduğunda birilerinin yanında olduğunu, duygularının kabul edilebilir olduğunu ve gerektiğinde bakım veren kişiye geri dönebileceğini deneyimler.
Böyle bir ilişki deneyimi yetişkinlikte yakın ilişkiler kurma, yardım isteme, duyguları ifade etme ve çatışmaları tolere etme açısından destekleyici olabilir.
Güvenli bağlanan yetişkin için yakınlık tehdit edici olmak zorunda değildir. Aynı zamanda kişi ilişkideki partnerinin kendisinden ayrı bir birey olduğunu kabul edebilir.
Güvenli bağlanmanın temel cümlelerinden biri şudur:
“Hem yakın olabilir hem de ayrı kalabilirim.”
Bu, sağlıklı ilişkilerin en önemli psikolojik kapasitelerinden biridir.
Kaygılı Bağlanma Nedir?
Kaygılı bağlanma örüntüsünde kişinin diğerinin ulaşılabilirliği konusunda daha fazla belirsizlik yaşayabildiği görülür.
Çocuk açısından “Acaba gelecek mi?”, “Beni seviyor mu?” veya “Beni bırakacak mı?” gibi sorular önem kazanabilir.
Yetişkin romantik ilişkilerinde ise bu durum farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Partnerin mesajına geç cevap vermesi, mesafeli davranması veya iletişimde değişiklik olması kişinin yoğun kaygı yaşamasına neden olabilir.
Örneğin kişi:
“Neden mesaj atmadı?”
“Benden soğudu mu?”
“Beni artık sevmiyor mu?”
“Başka biri mi var?”
gibi düşüncelere daha kolay kapılabilir.
Kaygılı bağlanmanın temel temasında çoğunlukla terk edilme ve karşı tarafın ulaşılabilirliğiyle ilgili belirsizlik bulunur.
Kaçıngan Bağlanma Nedir?
Kaçıngan bağlanma örüntüsünde çocuk ihtiyaç gösterdiğinde sürekli reddediliyor, küçümseniyor, cezalandırılıyor veya bakım veren kişi duygusal olarak erişilemez olabiliyorsa çocuk zamanla ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenebilir.
Bu durumda çocuk için:
“İhtiyaçlarımı kendim karşılamalıyım.”
şeklinde bir strateji gelişebilir.
Yetişkinlikte bu durum yakın ilişkilerden kaçınma, duygusal mesafeyi koruma veya başkalarına ihtiyaç duymayı zayıflık olarak görme biçiminde ortaya çıkabilir.
Ancak önemli bir ayrım vardır:
Dışarıdan bağımsız görünmek, içeride hiç ihtiyaç duymamak anlamına gelmez.
Bazen aşırı bağımsızlık, kişinin geçmişte ihtiyaçlarının karşılanmayacağına ilişkin geliştirdiği bir korunma stratejisi olabilir.
Dezorganize Bağlanma Nedir?
Dezorganize ya da dağınık bağlanma örüntüsünde bakım veren kişi çocuk açısından aynı anda hem güven kaynağı hem de korku kaynağı hâline gelebilir.
Çocuk bir yandan bakım verene yaklaşmak isterken diğer yandan ondan korkabilir. Böylece yaklaşma ve kaçınma arasında çelişkili tepkiler ortaya çıkabilir.
Yetişkin ilişkilerinde de benzer biçimde:
yaklaşma → korkma → uzaklaşma → özleme → yeniden yaklaşma
gibi döngüler görülebilir.
Bu nedenle dezorganize bağlanma, kişinin yakınlık ihtiyacı ile korunma ihtiyacının aynı ilişki içerisinde çatışması açısından anlaşılabilir.
Çocukluk Bağlanması Yetişkin İlişkilerini Nasıl Etkiler?
Bağlanma sistemi yalnızca çocuklukta çalışan bir sistem değildir. Yetişkin romantik ilişkilerinde de yeniden aktive olabilir.
Çocuklukta:
“Annem nerede?”
sorusu önemliyken yetişkinlikte:
“Partnerim nerede?”
sorusu önem kazanabilir.
Çocuklukta:
“Beni bırakacak mı?”
sorusu varken yetişkinlikte:
“Beni terk edecek mi?”
sorusu ortaya çıkabilir.
Bu iki deneyim birebir aynı değildir. Ancak yetişkin romantik ilişkilerinde partner zamanla kişinin önemli bir bağlanma figürü hâline gelebilir. Partner güven, yakınlık, destek ve stres sırasında duygusal düzenleme açısından önemli bir kaynak olabilir.
Kaygılı ve Kaçıngan Partnerler Arasındaki Döngü
Bazı ilişkilerde kaygılı ve kaçıngan bağlanma stratejileri birbirini tetikleyen bir döngü oluşturabilir.
Kaygılı partner:
“Benden uzaklaşıyorsun.”
der ve daha fazla yakınlık ister.
Kaçıngan partner ise:
“Üzerimde baskı var.”
hissederek daha fazla uzaklaşabilir.
Bu uzaklaşma kaygılı partnerin terk edilme korkusunu artırır. Bunun sonucunda kişi daha fazla mesaj atabilir, arayabilir, tartışma başlatabilir veya karşı tarafın sevgisinden emin olmaya çalışabilir.
Kaçıngan partner ise bu davranışları daha fazla baskı olarak algılayarak yeniden uzaklaşabilir.
Böylece kovalamaca-kaçış döngüsü ortaya çıkar.
Burada psikolojik açıdan önemli olan soru her zaman “Kim kötü?” değildir.
Bazen ilişkide birbirini tetikleyen iki farklı güvenlik stratejisi vardır. Bir kişi yakınlığı artırarak, diğer kişi ise mesafeyi artırarak kendisini güvende hissetmeye çalışıyor olabilir.
Bağlanma ve Duygusal Düzenleme
Bebek kendi sinir sistemini ve duygularını henüz yeterince düzenleyemez. Bu nedenle bakım veren kişinin sakinleştirici, düzenleyici ve güven veren tepkileri önemlidir.
Bebek ağladığında bakım verenin onu kucağına alması, ses tonunu düzenlemesi, sakinleştirmesi ve güvenli bir ritim oluşturması, bebeğin dışarıdan düzenlenmesine yardımcı olur.
Zaman içerisinde bu deneyimler çocuğun kendi duygularını düzenleme kapasitesinin gelişmesine katkı sağlayabilir.
Bu süreç psikolojide birlikte düzenleme (co-regulation) kavramıyla ilişkilendirilebilir.
Yetişkin romantik ilişkilerinde de benzer bir ihtiyaç görülebilir. Bir kişinin partnerine “Yanımda ol”, “Bana sarıl” veya “Benimle konuş” demesi yalnızca ilgi istemek anlamına gelmeyebilir. Bazen kişi partnerinden duygusal olarak birlikte düzenlenmeye ihtiyaç duyuyor olabilir.
Ancak burada önemli bir sınır vardır:
Partner terapist değildir.
Sağlıklı ilişkide kişiler birbirlerine destek olabilirler fakat kişinin bütün duygusal düzenleme sorumluluğunu partnerine bırakması sağlıklı bir bağımlılık biçimi değildir.
Amaç:
partner desteği + kişinin kendi öz-düzenleme becerileri
dengesini kurabilmektir.
Bağlanma ve Bağımlılık Aynı Şey Değildir
Bağlanma ile bağımlılık sıklıkla birbirine karıştırılır.
Bağlanma:
“Sana bağlıyım ve sen benim için önemlisin.”
anlamına gelebilir.
Bağımlılık ise:
“Sen olmadan işlev gösteremem.”
noktasına geldiğinde farklı bir psikolojik örüntüyü ifade eder.
Sağlıklı bağlanmada yakınlık ve özerklik birlikte bulunabilir. Kişi birine ihtiyaç duyabilir ancak aynı zamanda o kişinin yokluğunda kendi yaşamını sürdürebilir.
Bu nedenle sağlıklı bağlanmanın temelinde:
yakınlık + ayrışma
dengesi vardır.
Ergenlikte Bağlanma Figürü Değişir mi?
Ergenlik, bağlanma ilişkilerinin yeniden organize olduğu önemli bir gelişim dönemidir.
Çocuklukta ebeveynler temel bağlanma figürleri iken ergenlik döneminde akranlar ve romantik ilişkiler giderek daha fazla önem kazanmaya başlar.
Ancak bu, ebeveynin tamamen devreden çıkması anlamına gelmez. Ergenin ebeveyninden uzaklaşması her zaman bağın koptuğu anlamına gelmez.
Ergenin odasına kapanması, arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirmesi veya ailesine “Beni rahat bırakın.” demesi bazen:
“Artık size ihtiyacım yok.”
mesajından çok,
“Kendi kimliğimi oluşturmaya çalışıyorum.”
anlamına gelebilir.
Bu dönemde ebeveynin verebileceği en sağlıklı mesajlardan biri:
“Sen büyüyorsun ve kendi kararlarını vermeni istiyorum. Ama ihtiyacın olduğunda buradayım.”
olabilir.
Bu yaklaşım özerklik ve güvenlik dengesini destekler.
Ebeveynin Aşırı Kontrolü Bağlanmayı Nasıl Etkiler?
Ebeveynin kaygısı bazen kontrol davranışlarına dönüşebilir.
“Neredesin?”, “Kiminlesin?”, “Telefonunu ver.” veya “Neden bana anlatmadın?” gibi sorular ebeveyn açısından koruma amacı taşısa da ergen tarafından “Bana güvenmiyorlar.” şeklinde algılanabilir.
Böyle bir durumda şu döngü oluşabilir:
Ebeveyn kaygısı → kontrol → ergenin uzaklaşması → ebeveynin daha fazla kaygılanması → daha fazla kontrol
Bu nedenle ergenlik döneminde yalnızca çocuğun davranışına değil, ebeveynin kaygısının ilişki içerisinde nasıl ifade edildiğine de bakmak gerekir.
Güvenli Bağlanma Bağımsızlığı Engeller mi?
Hayır.
Tam tersine, güvenli bağlanma bağımsızlığı destekler.
Sağlıklı bir bağlanma figürü çocuğa aynı anda iki mesaj verebilir:
“Git. Dünyayı keşfet.”
ve
“Gel. İhtiyacın olduğunda buradayım.”
Bu iki mesajın birlikte verilebilmesi, güvenli bağımsızlığın temelini oluşturur.
Çocuk için bağlanma figürünün amacı çocuğu sürekli yanında tutmak değil, çocuğun dünyaya güvenle açılabileceği bir güvenli üs olmaktır.
Partner Uzaklaştığında Neden Bu Kadar Yoğun Tepki Veriyoruz?
Yetişkin ilişkilerinde bağlanma örüntüsünü anlamak için kişinin özellikle stres altındaki davranışlarına bakmak önemlidir.
Ayrılık, kıskançlık, çatışma, reddedilme, hastalık, belirsizlik veya partnerin uzaklaşması gibi durumlar bağlanma sistemini daha görünür hâle getirebilir.
Örneğin partnerin yalnızca “Bu akşam biraz yalnız kalmak istiyorum.” demesi, kişi tarafından:
“Beni artık istemiyor.”
şeklinde yorumlanabilir.
Gerçek olay ile kişinin bu olay hakkındaki yorumu birbirinden farklıdır.
Şimdiki olay → geçmiş ilişki modeli → duygusal tepki
şeklinde bir süreç ortaya çıkabilir.
Bu nedenle bazı ilişkilerde verilen tepkinin büyüklüğünü yalnızca o an yaşanan olay açıklamayabilir. Geçmiş ilişki deneyimleri de bugünkü olayın nasıl anlamlandırıldığını etkileyebilir.
Bağlanma ve Şemalar Arasındaki İlişki
Bağlanma deneyimleri, kişinin kendisi ve diğer insanlarla ilgili bazı temel inançlarının oluşmasına katkıda bulunabilir.
Örneğin bazı kişilerde:
Terk edilme şeması: “İnsanlar beni bırakır.”
Duygusal yoksunluk: “Kimse benim ihtiyaçlarımı gerçekten karşılamaz.”
Kusurluluk: “Beni gerçekten tanırlarsa sevmezler.”
Güvensizlik: “İnsanlara güvenilmez.”
Bağımlılık: “Tek başıma baş edemem.”
gibi inançlar gelişebilir.
Bu şemalar özellikle romantik ilişkilerde yeniden aktive olabilir.
Bağlanma Figürü Aynı Zamanda Bir Aynadır
Çocuk kendisi hakkında yalnızca kendi düşünceleri aracılığıyla bilgi edinmez. İlişkiler de çocuğa kendisi hakkında önemli mesajlar verir.
Bakım veren kişinin:
“Seni görüyorum.”
mesajı, çocuğun zaman içerisinde:
“Ben görülebilen biriyim.”
şeklinde bir içsel model geliştirmesine katkıda bulunabilir.
Buna karşılık çocuğun duygularının sürekli küçümsenmesi veya reddedilmesi:
“Duygularım kabul edilemez.”
gibi bir algının gelişmesine katkıda bulunabilir.
Bu nedenle bağlanma yalnızca başkasına güvenmekle ilgili değildir. Aynı zamanda kişinin “Ben kimim?”, “Değerli miyim?” ve “İhtiyaçlarım önemli mi?” sorularıyla da ilişkilidir.
Bağlanma Değişebilir mi?
Çocukluk bağlanma deneyimleri önemlidir ancak kişinin ilişki biçimini değişmez bir kader olarak belirlemek zorunda değildir.
Yeni ve güvenli ilişkiler, sağlıklı arkadaşlıklar, güvenli romantik ilişkiler, ebeveynlik deneyimleri, psikoterapi ve kişinin kendi ilişki örüntülerine yönelik farkındalık geliştirmesi yeni deneyimlerin oluşmasına katkıda bulunabilir.
Bu nedenle:
“Çocukluğum böyleydi, ben de hayatım boyunca böyle olacağım.”
demek zorunda değiliz.
Daha işlevsel bir bakış açısı:
“Bağlanma deneyimlerimi anlamlandırıyor ve daha güvenli ilişki biçimleri geliştiriyorum.”
olabilir.
Kazanılmış Güvenli Bağlanma Nedir?
Kişi çocukluğunda tamamen güvenli ilişkiler yaşamamış olsa bile ilerleyen yaşamında geçmiş deneyimlerini anlamlandırabilir ve yeni ilişki deneyimleri aracılığıyla daha güvenli bir ilişki kurma biçimi geliştirebilir.
Bu nedenle bağlanma örüntülerini yalnızca geçmiş üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Kişinin bugün kurduğu ilişkiler, yaşadığı deneyimler ve kendisi hakkındaki farkındalığı da önemlidir.
Geçmiş ilişkiler bugünü etkileyebilir; ancak bugünün ilişkileri de kişinin kendisi ve diğer insanlar hakkındaki beklentilerini yeniden şekillendirebilir.
Bağlanmanın En Güçlü Metaforu: Güvenli Liman
Bağlanmayı anlamanın en güzel metaforlarından biri güvenli liman metaforudur.
Çocuk dünyaya açılan bir gemi gibidir. Bağlanma figürü ise onun güvenli limanıdır.
Gemi limandan ayrılır, dünyayı keşfeder, fırtınalarla karşılaşır, yorulur ve gerektiğinde limana geri döner. Limanda onarılır ve yeniden denize açılır.
Buradaki amaç geminin hayatı boyunca limanda kalması değildir.
Amaç:
Limanın var olduğunu bilerek denize açılabilmesidir.
Güvenli bağlanmanın özünü belki de en iyi şu cümle anlatır:
“Güvenli bağlanma, insanı kendine bağlamak değil; güven içinde dünyaya gönderebilmektir.”
Terapi Sürecinde Bağlanma Figürünü Anlamak
Bağlanma örüntülerini anlamak için kişinin çocukluk ilişkileri ve bugün kurduğu yakın ilişkiler birlikte değerlendirilebilir.
Örneğin şu sorular kişinin geçmiş bağlanma deneyimleri hakkında fikir verebilir:
Çocukken korktuğunuzda kime giderdiniz?
Üzüldüğünüzde sizi kim sakinleştirirdi?
İhtiyacınız olduğunda yardım istemek kolay mıydı?
Hata yaptığınızda nasıl karşılanırdınız?
Ağladığınızda ne olurdu?
Bir yetişkin size kızdığında ne yapardınız?
Anne veya babanız uzaklaştığında ne hissederdiniz?
Yetişkin romantik ilişkilerinde ise şu sorular üzerinde düşünülebilir:
Partneriniz uzaklaştığında aklınızdan ne geçiyor?
Partneriniz mesajınıza cevap vermediğinde ne hissediyorsunuz?
Yakınlık arttığında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Birinin size çok yaklaşması sizi rahatlatıyor mu, yoksa bunaltıyor mu?
Tartışma sırasında partnerinize yaklaşır mısınız, yoksa uzaklaşır mısınız?
İlişkinizde terk edilme korkusu ne kadar belirleyici?
Bu sorular bir kişiye doğrudan bir bağlanma etiketi koymak için değil, kişinin ilişki kurma biçimini ve güvenlik stratejilerini anlamak için kullanılabilir.
Sonuç: Bağlanma Bir Kader Değildir
Bağlanma, insanın en temel psikolojik sistemlerinden biridir. Çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkiler kişinin kendisi, diğer insanlar ve yakın ilişkiler hakkındaki beklentilerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayabilir.
Ancak bağlanma stilini bir kişilik etiketi veya değişmez kader olarak değerlendirmek doğru değildir.
Güvenli bağlanma; bir başkasına tamamen bağımlı olmak değil, yakınlık ile özerkliği aynı anda sürdürebilmektir.
Kişi hem birine ihtiyaç duyabilir hem de kendi başına var olabilir. Hem sevgi isteyebilir hem de karşısındaki kişinin sınırlarına saygı duyabilir. Hem ilişkide yakınlık kurabilir hem de ayrışabilmeyi sürdürebilir.
Belki de güvenli bağlanmanın en temel mesajı şudur:
“Her ilişki sonsuza kadar sürmeyebilir; ancak bir ilişkinin bitmesi benim değerimi yok etmez.”
Bu bakış açısı, bağlanmanın yalnızca “başkasına güvenmek” değil, aynı zamanda kendine güvenebilmek olduğunu da gösterir.
Kaynakça
Bowlby, J. (1969/1982). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
Bowlby, J. (1973). Attachment and Loss: Vol. 2. Separation: Anxiety and Anger. Basic Books.
Bowlby, J. (1980). Attachment and Loss: Vol. 3. Loss. Basic Books.
Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of Attachment. Erlbaum.
Main, M., & Solomon, J. (1990). Procedures for identifying infants as disorganized/disoriented during the Ainsworth Strange Situation.
Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change. Guilford Press.
Cassidy, J., & Shaver, P. R. (Eds.). (2016). Handbook of Attachment. Guilford Press.
Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E. L., & Target, M. (2002). Affect Regulation, Mentalization, and the Development of the Self. Other Press


