İçeriğe geç
Blog

Baş Etme Becerileri Ve Savunma Mekanizmaları - Uzm. Psk. Öykü Konya

Öykü Konya

Psikoloji, Aile Danışmanlığı
Randevu al

BAŞ ETME BECERİLERİ VE SAVUNMA MEKANİZMALARI

Stres, kaygı, çatışma, kayıp ve hayal kırıklığı karşısında insan zihni kendisini korumak ve dengeyi yeniden kurmak için çeşitli yollar kullanır. Psikolojide bu yolları anlamak için baş etme becerileri ile savunma mekanizmalarını birbirinden ayırmak gerekir. İkisi de kişinin zorlayıcı yaşantılarla karşılaşması sonucunda ortaya çıkabilir; ancak çalışma biçimleri ve bilinç düzeyleri farklıdır. Baş etme becerileri daha çok kişinin karşılaştığı problemle bilinçli veya kısmen bilinçli biçimde başa çıkmak için kullandığı stratejilerdir. Savunma mekanizmaları ise kişinin özellikle kabul edilmesi zor duygu, düşünce, dürtü veya çatışmalar karşısında psikolojik bütünlüğünü korumaya yarayan, çoğu zaman otomatikleşmiş süreçlerdir. Bu nedenle her savunma mekanizmasını “kötü”, her baş etme davranışını da “iyi” olarak değerlendirmek doğru değildir. Asıl önemli olan kullanılan yöntemin kişinin gerçeklikle ilişkisini, işlevselliğini ve ilişkilerini nasıl etkilediğidir.

Baş etme kavramını anlamak için öncelikle kişinin stres karşısında ne yaptığına bakmak gerekir. Bir insan stres yaşadığında problemi doğrudan çözmeye çalışabilir, duygusunu düzenlemeye çalışabilir, yardım isteyebilir, bir süre uzaklaşıp yeniden toparlanabilir veya yaşadığı duruma yeni bir anlam vermeye çalışabilir. Lazarus ve Folkman'ın yaklaşımında baş etme, kişinin kaynaklarını aşan veya kaynaklarını zorlayan talepleri yönetmek için gerçekleştirdiği bilişsel ve davranışsal çabalar olarak ele alınır. Dolayısıyla baş etme yalnızca “sorunu çözmek” değildir. Bazen sorun gerçekten çözülebilir ve problem odaklı bir yaklaşım gerekir; bazen ise kişinin kontrolü dışındaki bir durum söz konusudur ve bu durumda duyguyu düzenlemek, kabul etmek ve yaşamını sürdürebilmek daha işlevsel olabilir.

Problem odaklı baş etme, stresin kaynağını değiştirmeye yönelik stratejileri içerir. Örneğin sınava hazırlanmayan bir öğrencinin kaygısını azaltmak için çalışma programı oluşturması, eksik konularını belirlemesi ve deneme sınavları çözmesi problem odaklı baş etmedir. İş yerinde aşırı iş yükü bulunan bir kişinin görevlerini önceliklendirmesi veya yöneticisiyle iş dağılımı hakkında konuşması da aynı kapsamdadır. Burada kişi “Bu durum karşısında ne yapabilirim?” sorusuna cevap arar. Problem gerçekten değiştirilebilir durumdaysa bu yaklaşım çoğunlukla oldukça işlevseldir.

Bunun yanında duygu odaklı baş etme vardır. Bazen stres kaynağını ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bir yakının kaybı, geçmişte yaşanmış bir olay, başka bir insanın davranışı veya belirsiz bir gelecek tamamen kişinin kontrolünde değildir. Böyle durumlarda kişinin yalnızca problemi değiştirmeye çalışması yeterli olmaz. Duyguyu tanımak, ifade etmek, sosyal destek almak, nefes ve gevşeme çalışmaları yapmak, meditasyon uygulamak veya yaşanan deneyime yeni bir anlam vermek daha işlevsel olabilir. Burada amaç duyguyu bastırmak değil, duygunun kişinin bütün davranışlarını yönetmesini engelleyebilecek bir düzenleme kapasitesi geliştirmektir.

Baş etme becerilerinin önemli bir parçası bilişsel yeniden değerlendirmedir. İnsan stres altında olayları olduğundan daha tehdit edici algılayabilir. “Bu sınavı kazanamazsam hayatım biter”, “Herkes beni başarısız görecek” veya “Bu ilişkinin bitmesi benim değersiz olduğumu gösterir” gibi düşünceler stresin yoğunluğunu artırabilir. Bilişsel yeniden değerlendirmede kişi bu düşünceleri otomatik olarak doğru kabul etmek yerine incelemeye başlar. “Bu düşüncenin kanıtı ne?”, “Başka bir açıklama olabilir mi?”, “En olası sonuç nedir?” ve “Sonuç istediğim gibi olmazsa bununla nasıl baş edebilirim?” soruları kişinin olayla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir.

Baş etme becerilerinde sosyal destek de önemli bir yere sahiptir. İnsan stres karşısında yalnız kaldığında yaşadığı problemi daha büyük ve çözümsüz algılayabilir. Güvenilen bir insanla konuşmak, duyguyu paylaşmak, yardım istemek veya yalnızca anlaşılmak kişinin yükünü azaltabilir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Yardım istemek sağlıklı bir baş etme biçimiyken, kişinin hiçbir problemi kendi başına tolere edememesi ve sürekli olarak başkalarından güvence istemesi farklı bir örüntüdür. Örneğin “Bu konuda desteğine ihtiyacım var” demek sağlıklı bir yardım arayışıdır; “Bana tekrar tekrar kesin olarak her şeyin yoluna gireceğini söyle” ihtiyacı ise bazen kişinin belirsizliğe tahammül etmekte zorlandığını gösterebilir.

Bir diğer önemli baş etme becerisi duygu düzenlemedir. Duygu düzenleme, duyguyu yok etmek değil, duygunun yoğunluğunu, süresini ve davranış üzerindeki etkisini yönetebilmektir. Örneğin öfkelenen bir kişinin hemen bağırmak yerine birkaç dakika ortamdan uzaklaşması, bedenindeki gerginliği fark etmesi ve daha sonra konuşmayı seçmesi bir duygu düzenleme becerisidir. Burada kişi “Öfkelenmemeliyim” dememekte, “Öfkeliyim fakat öfkem davranışımı tamamen belirlemek zorunda değil” diyebilmektedir.

Baş etme becerileri ile kaçınma arasındaki fark da özellikle önemlidir. Kaçınma kısa vadede oldukça rahatlatıcı olabilir. Kişi kaygılandığında çalışmayı bırakabilir, zor bir konuşmayı sürekli erteleyebilir veya problem hakkında düşünmemeye çalışabilir. O anda kaygı azalır. Ancak problem devam ettiği için uzun vadede daha büyük bir stres ortaya çıkabilir. Bu nedenle kaçınmanın temel özelliği çoğu zaman kısa vadede rahatlatması, uzun vadede ise sorunu sürdürebilmesidir. Baş etme ise kişinin zorlayıcı duyguyu tolere ederek gerekli davranışı gerçekleştirmesine yardımcı olur.

Buradan savunma mekanizmalarına geçebiliriz. Savunma mekanizmaları özellikle psikanalitik ve psikodinamik kuramlarda kişinin kabul edilmesi zor içsel çatışmalarla başa çıkma biçimleri olarak ele alınır. Freud'un çalışmalarıyla başlayan ve daha sonra Anna Freud tarafından sistematik biçimde incelenen savunmalar, kişinin kaygısını azaltmaya ve benlik bütünlüğünü korumaya yönelik psikolojik süreçlerdir. Önemli nokta, savunmaların çoğunlukla bilinçli bir “numara” şeklinde kullanılmamasıdır. Kişi çoğu zaman kendisinin bir savunma kullandığının farkında değildir.

Örneğin kişi kendisiyle ilgili kabul etmek istemediği bir özelliği başka bir insanda çok yoğun biçimde eleştiriyorsa burada yansıtma mekanizması düşünülebilir. Kişinin kendi kabul etmekte zorlandığı duygu veya dürtüyü karşısındaki kişiye aitmiş gibi algılaması söz konusudur. Örneğin kendi kıskançlığını kabul etmekte zorlanan bir kişinin sürekli partnerini kıskanç olmakla suçlaması buna örnek olabilir. Ancak tek bir davranıştan “Bu kişi yansıtma yapıyor” sonucuna varılamaz; savunma mekanizmaları değerlendirilirken davranışın tekrar eden örüntüsüne ve kişinin genel psikolojik işleyişine bakmak gerekir.

İnkâr, kişinin psikolojik olarak kabul etmekte zorlandığı bir gerçekliği görmezden gelmesi veya onun önemini reddetmesidir. Örneğin ciddi bir ilişkinin sona erdiğini bilen kişinin “Aslında hiçbir şey değişmedi, yakında geri dönecek” şeklinde ısrar etmesi inkârla ilişkili olabilir. İnkâr bazen akut travmatik durumlarda kişinin gerçeği bir anda taşıyamamasına karşı geçici bir koruma sağlayabilir. Ancak uzun süre devam ettiğinde kişinin gerçeklikle uyum sağlamasını engelleyebilir.

Bastırma, kişinin kabul edilmesi zor düşünce, duygu veya anıların bilinçli farkındalığın dışında tutulması şeklinde açıklanır. Burada kişi “Bunu düşünmek istemiyorum” diyerek bilinçli biçimde uzaklaşmaktan farklı olarak, içeriğin kendisi bilinçli erişimin dışında kalabilir. Psikodinamik yaklaşım açısından bastırma, kişinin kaygı yaratan içeriğe doğrudan temas etmesini önleyen temel savunmalardan biri olarak kabul edilir.

Akla bürüme veya rasyonalizasyon, kişinin davranışının gerçek duygusal nedenini kabul etmek yerine daha kabul edilebilir bir açıklama geliştirmesidir. Örneğin bir kişi bir arkadaşını kıskandığı için onun başarısını küçümseyebilir ve “Zaten onun başarısı çok da önemli değil” diyebilir. Burada kişi kendi kıskançlığını fark etmeyebilir ve davranışını daha mantıklı bir gerekçeyle açıklayabilir. Rasyonalizasyonun amacı çoğu zaman kişinin kendisi hakkındaki olumlu algısını korumaktır.

Yer değiştirme, kişinin bir kişiye veya duruma yönelik duygusunu daha güvenli gördüğü başka bir hedefe yöneltmesidir. Örneğin iş yerinde yöneticisine öfkelenen kişinin işten çıktıktan sonra evde partnerine veya çocuğuna sert davranması buna örnek olabilir. Duygunun kaynağı ortadan kalkmamış, yalnızca ifade edildiği hedef değişmiştir. Bu mekanizma özellikle kişilerarası ilişkiler açısından önemlidir çünkü kişinin gerçek stres kaynağını fark etmesini zorlaştırabilir.

Gerileme, kişinin yoğun stres altında gelişimsel olarak daha erken dönemlere özgü davranış biçimlerine dönmesi olarak açıklanır. Örneğin yetişkin bir kişinin yoğun stres altında aşırı ağlaması, sorumluluklarını tamamen başkasına bırakmak istemesi veya aşırı bağımlı davranması gerilemeyle ilişkilendirilebilir. Gerileme her zaman patolojik değildir; bazı durumlarda kişi yoğun stres altında geçici olarak daha bağımlı ve korunmaya ihtiyaç duyan bir konuma geçebilir.

Entelektüalizasyon, kişinin duygusal olarak zorlayıcı bir durumla karşılaştığında duygudan uzaklaşıp olayı aşırı biçimde düşünsel ve teorik düzeyde ele almasıdır. Örneğin yakınını kaybeden bir kişinin “Yasın beş aşaması şöyledir, ölüm psikolojisi bunu açıklar” diyerek sürekli teorik açıklamalar yapması fakat kendi üzüntüsünden hiç söz etmemesi buna örnek olabilir. Burada bilgi yanlış değildir; sorun, bilginin duygusal deneyimden uzaklaşmanın bir yolu hâline gelmesidir.

Duygudan yalıtma da buna benzer biçimde kişinin bir olayı anlatırken olayın düşünsel içeriğini koruyup duygusal bağlantısını kaybetmesiyle ortaya çıkabilir. Örneğin kişi son derece travmatik bir deneyimi anlatırken bunu sanki başka birinin başına gelmiş gibi tamamen duygusuz ve kopuk biçimde aktarabilir. Bu durum özellikle klinik görüşmede dikkat edilmesi gereken bir örüntüdür.

Karşıt tepki oluşturma, kişinin kabul etmekte zorlandığı duygu veya dürtünün tam karşıtı bir davranış sergilemesiyle açıklanır. Örneğin yoğun öfke duyduğu kişiye aşırı derecede nazik davranmak veya kıskançlığını kabul edemediği için sürekli “Ben hiç kıskanmam” vurgusu yapmak buna örnek olabilir. Burada görünen davranış ile kişinin altında yatan duygusal deneyimi arasında belirgin bir zıtlık bulunabilir.

Daha olgun savunmalar arasında yüceltme önemli bir yere sahiptir. Kişinin kabul edilmesi zor dürtü veya duygularını toplumsal olarak kabul edilebilir ve üretken bir alana yönlendirmesi yüceltme olarak değerlendirilir. Örneğin yoğun saldırganlık enerjisinin spor, sanat veya başka üretici faaliyetlerde ifade edilmesi bu mekanizmaya örnek olarak düşünülebilir. Yüceltme, kişinin içsel enerjisini bastırmak yerine daha işlevsel bir kanala dönüştürmesi bakımından olgun savunmalardan biri olarak kabul edilir.

Mizah da olgun savunmalar arasında değerlendirilebilir. İnsan bazen çok zor bir deneyimi tamamen inkâr etmeden onunla mizahi bir mesafe kurabilir. Burada mizah, gerçekliği reddetmek için değil, gerçekliğin yarattığı duygusal yükü daha taşınabilir hâle getirmek için kullanılır. Bu nedenle mizahın psikolojik işlevi, kişinin zor deneyim karşısında esnek kalabilmesine yardımcı olmak olabilir.

Burada baş etme becerileri ile savunma mekanizmaları arasındaki temel fark daha net hâle gelir. Baş etme daha çok kişinin problemle bilinçli biçimde ne yaptığıyla ilgilidir; savunma mekanizmaları ise benliğin kaygıyı azaltmak ve psikolojik bütünlüğü korumak için otomatik olarak ne yaptığıyla ilgilidir. Örneğin kişi sınav kaygısını azaltmak için çalışma programı hazırlıyorsa problem odaklı baş etme kullanmaktadır. “Ben zaten bu sınavı istemiyordum” diyerek başarısızlık ihtimalinin yarattığı kaygıyı bilinçsizce azaltıyorsa rasyonalizasyon devreye girebilir.

Savunma mekanizmalarını değerlendirirken bir diğer önemli kavram olgunluk düzeyidir. Psikodinamik literatürde savunmalar genellikle daha olgun, nevrotik ve daha ilkel düzeylerde ele alınır. Ancak burada “olgun savunma kullanan insan sağlıklıdır, ilkel savunma kullanan insan hastadır” şeklinde katı bir yaklaşım doğru değildir. Sağlıklı bir birey farklı durumlarda farklı savunmalar kullanabilir. Asıl önemli olan savunmanın ne kadar katı olduğu, ne kadar sık kullanıldığı ve kişinin gerçeklikle, kendisiyle ve diğer insanlarla ilişkisini ne ölçüde bozduğudur.

Örneğin inkâr bazı durumlarda kişinin çok yoğun bir gerçekle ilk anda baş edebilmesini sağlayan geçici bir tampon olabilir. Fakat kişi aylar veya yıllar boyunca gerçeği kabul etmiyor ve bu nedenle yaşamını düzenleyemiyorsa savunma işlevsiz hâle gelebilir. Aynı şekilde entelektüalizasyon bir öğrencinin zor bir konuyu anlamasına yardımcı olan düşünsel bir süreç olabilir; ancak kişi bütün duygularını sürekli analiz ederek yaşamaktan kaçıyorsa savunma niteliği kazanabilir.

Bu nedenle terapide amaç savunmaları zorla ortadan kaldırmak değildir. Savunmalar çoğu zaman bir zamanlar kişinin psikolojik olarak hayatta kalmasına yardımcı olmuş olabilir. Terapist öncelikle “Bu savunma kişiyi neden koruyor?” sorusunu anlamaya çalışır. Örneğin aşırı bağımsız görünen bir danışanın geçmişinde yardım istediğinde reddedilmiş olma deneyimleri varsa, “Kimseye ihtiyacım yok” tutumu yalnızca bir kişilik özelliği olmayabilir; incinmekten korunmanın bir yolu olabilir.

Sonuç olarak baş etme becerileri ve savunma mekanizmaları insanın stres karşısındaki psikolojik uyumunun iki farklı boyutunu anlamamızı sağlar. Baş etme bize kişinin “Zor bir durum karşısında ne yapıyorum?” sorusunun cevabını verirken, savunma mekanizmaları daha derinde “Bu durum bende hangi kaygıyı oluşturuyor ve zihnim beni bu kaygıdan nasıl koruyor?” sorusuna yaklaşır. En sağlıklı psikolojik işleyiş, kişinin ne yalnızca savunmalarına teslim olması ne de bütün duygularını zorla kontrol etmeye çalışmasıdır. Asıl hedef, kişinin kendi iç dünyasını fark edebilmesi, hangi duygunun hangi ihtiyaca işaret ettiğini anlayabilmesi, gerektiğinde savunmalarını esnetebilmesi ve zorlayıcı durumlarda daha bilinçli baş etme yöntemlerini kullanabilmesidir.

Bu açıdan psikolojik dayanıklılığı şöyle düşünebiliriz: Savunma, benliği korur; baş etme, kişinin durumla hareket etmesini sağlar; psikolojik esneklik ise gerektiğinde hangi yöntemin işe yaradığını seçebilme kapasitesidir.

Kaynakça

Lazarus, R. S., & Folkman, S. (1984). Stress, Appraisal, and Coping. Springer.

Freud, A. (1936). The Ego and the Mechanisms of Defence. Hogarth Press.

Vaillant, G. E. (1992). Ego Mechanisms of Defense: A Guide for Clinicians and Researchers. American Psychiatric Press.

Cramer, P. (2006). Protecting the Self: Defense Mechanisms in Action. Guilford Press.

Beck, J. S. (2020). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond (3rd ed.). Guilford Press.

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy. Guilford Press.

Bu makaleyi paylaş

Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.

DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.