Makaleler 10/06/2026

Boşluk Hissi ve Değişimin Güçlüğü - Kl. Psk. Zehra Yıldız

Zehra Yıldız Psikoloji
Zehra Yıldız
Psikoloji

Boşluk Hissi ve Değişimin Güçlüğü

Boşluk hissi çoğu zaman bir son gibi hissettirir; oysa çoğu zaman bir geçiştir. İnsan, eski anlamlarını, alışkanlıklarını ve kimliğini kaybetmeye başladığında içinde bir çöküş duygusu oluşur. Bu çöküş, aslında yeni bir şeyin doğabilmesi için gerekli olan alanı açar. Çünkü dolu olan bir yerde yenilik yeşermez.

Zor olan, bu boşlukta kalabilmektir. Hemen doldurmaya çalışmadan, kaçmadan, o sessizliğin içinde kendini yeniden duymayı beklemek… İşte tam bu noktada yaratıcılık başlar. Yeni düşünceler, yeni yönler ve daha gerçek bir “ben” yavaş yavaş ortaya çıkar. Belki de boşluk, sandığımız gibi bir kayıp değil; kendimize yeniden yaklaşmanın en sade hâlidir.

Danışanlarda başvuru sebebi olarak terapiye başlamalarının nedenleri arasında en çok boşluk hissi olduğunu görüyorum. Danışanlar bunu “içimde bir oyuk”, “her şey var ama hiçbir şey yok” ya da “anlamsız bir doluluk” olarak anlatır. Bu his, hem değişimi zorunlu kılan bir basınç hem de değişimi felç eden bir ağırlık olarak çelişkili biçimde işler. Bu yazının konusu, tam da bu çelişkidir: Boşluk neden bizi hem iter hem de yerimize çiviler?

Boşluk hissi sıklıkla bir kusur, doldurulması gereken bir gedik olarak yaşanır. Oysa varoluşçu felsefe bu hissi farklı okur. Heidegger’in vurguladığı gibi, insan kendi varoluşunun anlamını hazır bulmaz; bu anlam ona verilmemiştir. Boşluk, çoğu zaman bu verilmemişliğin sezgisidir; yani henüz yaşanmamış bir yaşamın, henüz üstlenilmemiş bir olanağın işaretidir. Bu açıdan boşluk bir hastalık belirtisi değil, kişinin kendi varoluşuyla henüz tam temas kurmadığını söyleyen sahici bir çağrıdır.

Boşluğun verdiği rahatsızlık o kadar güçlüdür ki, insan onu hızla doldurmaya çalışır: Sürekli meşguliyet, tükenmeyen uyaranlar, ilişkilerde erime, başarı kovalama. Pascal’ın “oyalanma” dediği, Heidegger’in “herkesleşme” olarak adlandırdığı bu hâl, boşluğu geçici olarak susturur ama ortadan kaldırmaz. Üstelik bu sahte doluluklar değişimi de engeller; çünkü kişi, boşluğun ne söylediğini duyacak kadar onunla baş başa kalmaz. Paradoks şudur: Boşluğu duymadan değişemeyiz, ama boşluğu duymaya da dayanamayız.

Değişimin güçlüğü burada netleşir. Gerçek bir dönüşüm, boşluğu hızla bir şeyle tıkamaktan değil, onunla bir süre kalabilme cesaretinden doğar. Tillich bunu “olmak cesareti” olarak adlandırır: Anlamsızlığın ve boşluğun varlığına rağmen var olmayı sürdürebilme gücü. Boşlukla kalabilen kişi, zamanla onun rastgele bir oyuk değil, kendi seçeceği değerlerle doldurulmayı bekleyen bir alan olduğunu fark eder.

Bu nedenle terapide amaç, boşluğu mümkün olduğunca çabuk gidermek değildir. Amaç, danışanın boşlukla taşınabilir bir ilişki kurmasına eşlik etmektir. Çünkü boşluk, kaçıldığında değişimi felç eden bir uçurum; karşılandığında ise değişimin üzerine basacağı sağlam zemin olur.

Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.

DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.


www.doktortakvimi.com © 2025 - Doktor bul ve randevu al

Bu web sitesi çerezleri kullanıyor.
Tarayıcınızda çerezlerle ilgili ayarları düzenleyebilirsiniz.