İçeriğe geç
Blog

Hayatımızın En Uzun İlişkisi: Kendimizle Nasıl Konuşuyoruz? - Kl. Psk. Ömer Faruk Güzelgöz

Hayatımızın En Uzun İlişkisi: Kendimizle Nasıl Konuşuyoruz?

Doğduğumuz günden son nefesimize kadar sürecek olan, hayatımızın en uzun ve en kesintisiz ilişkisini kiminle kuruyoruz dersiniz? Elbette kendimizle. Ancak ne tuhaftır ki en çok gözden kaçırdığımız, en az özen gösterdiğimiz ilişki de genellikle budur. Başkalarıyla yaşadığımız iletişim sorunlarını günlerce analiz eder, bizi üzen insanları anlamak için kafa yorarız. Fakat iç dünyamızda kendimize nasıl davrandığımızı, o sessiz odada kendimizle nasıl konuştuğumuzu çoğu zaman hiç fark etmez, bu gerçeği es geçeriz.

Gerçek Bir Öz-Şefkat Neye Benzer?

Sanılanın aksine, kendimizle sağlıklı bir ilişki kurmak demek; her anımızı severek geçirmek, aynaya bakıp sürekli mutlu hissetmek veya kusursuz olduğumuza inanmak değildir. Asıl mesele, işler ters gittiğinde, bir hata yaptığımızda veya tökezlediğimizde kendimize nasıl yaklaştığımızdır. Çoğumuz, değer verdiğimiz bir arkadaşımız hata yaptığında ona şefkatle yaklaşır, teselli eder ve sırtını sıvazlarız. Fakat aynı hatayı biz yaptığımızda içimizdeki o acımasız eleştirmen devreye girer; kendimize karşı son derece sert, yargılayıcı ve tahammülsüz olabiliriz.

İçsel Pusulamızı Kontrol Etmek

Kendinizle kurduğunuz ilişkinin ne kadar sağlıklı olduğunu anlamak için gündelik hayatta ara sıra durup kendinize şu soruları sormak harika bir başlangıç olabilir:

  • Bir hata yaptığınızda iç sesiniz sizi nasıl yargılıyor, kendinize hangi kelimelerle sesleniyorsunuz?
  • Küçük bir başarısızlık yaşadığınızda bunu tüm benliğinize mal edip kendinizi tamamen değersiz hissediyor musunuz?
  • Kendi arka planınızı, başkalarının “vitriniyle” acımasızca kıyaslıyor musunuz?
  • Sadece durup dinlenmeye ihtiyacınız olduğu anlarda bile o ağır suçluluk duygusu yakanıza yapışıyor mu?
  • Kendi ihtiyaçlarınızı, yorgunluklarınızı veya sınırlarınızı gerçekten duyabiliyor musunuz?

Kendini Kabul Etmek Vazgeçmek Değildir

Sağlıklı bir iç ilişki; insanın hem parlayan, güçlü yönlerini hem de eksik, yaralı taraflarını olduğu gibi kabul edebilmesiyle başlar. Bu kabul hâli, kesinlikle bir “kaderine razı olma” veya gelişmekten vazgeçme durumu değildir. Tam tersine, insan ancak kendini olduğu gibi, tüm gerçekliğiyle görebildiğinde değişim ve gelişim için çok daha sağlam bir zemin inşa edebilir.

Bilimsel araştırmalar da tam olarak bunu söylüyor: Öz-şefkati yüksek olan, yani hata yaptığında kendine iyi davranmayı bilen insanlar stresle çok daha sağlıklı başa çıkıyor, psikolojik olarak daha esnek oluyor ve hayata karşı çok daha dayanıklı duruyor. Kendisini sadece performansı ve başarıları üzerinden değerlendiren, sürekli sırtında bir kırbaçla gezen kişiler ise zamanla o ağır tükenmişlik ve yetersizlik hissinin altında eziliyor.

Günün sonunda unutmamamız gereken çok yalın bir gerçek var: Zihniniz gün boyunca en çok sizin kendi sesinizi duyar. Ve kendinizle kurduğunuz o görünmez ilişki, hayatınıza girecek olan diğer tüm ilişkilerin kalitesini belirleyen en temel zemindir.

Bu makaleyi paylaş

Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.

DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.