Partnerinizin sizi sevdiğini bildiğiniz hâlde bunu tekrar tekrar duymaya ihtiyaç duyuyorsanız, burada yalnızca “fazla ilgi istemek” meselesi olmayabilir. İlişkide sürekli onay ve güvence aramak, çoğu zaman kişinin içinde taşıdığı bir kaygıyı kısa süreli olarak yatıştırma işlevi görür.
“Beni seviyor musun?”, “Benden sıkıldın mı?”, “Beni bırakmayacaksın, değil mi?” gibi sorular sorulduğunda, partnerin verdiği cevap kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Fakat birkaç saat veya gün sonra aynı şüphe yeniden ortaya çıkabilir. Kişi tekrar güvence ister. Böylece güvence arama döngüsü oluşur.
Bu döngünün altında çoğu zaman “Ya beni terk ederse?”, “Ya artık yeterli değilsem?” veya “Ya ilişki düşündüğüm kadar sağlam değilse?” gibi düşünceler bulunabilir. Kişi bu düşüncelerin yarattığı belirsizliğe dayanmakta zorlandığında, partnerden kesinlik almaya çalışır.
Ancak sürekli güvence istemek, ilişkinin diğer tarafını da yorabilir. Partner, sürekli kendisini kanıtlamak zorunda hissedebilir. Bir süre sonra “Ne söylersem söyleyeyim yetmiyor.” duygusuna kapılabilir ve uzaklaşabilir. Partnerin uzaklaşması ise güvence arayan kişinin korkusunu daha da artırabilir. Böylece iki tarafın davranışı, birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir.
Terapi sürecinde amacım, kişinin hiçbir zaman güvence istememesini sağlamak değildir. Sağlıklı ilişkilerde sevgi ve bağlılığın ifade edilmesi doğaldır. Buradaki ayrım, güvence istemenin gerçek bir ilişki ihtiyacından mı yoksa yoğun kaygıyı birkaç dakikalığına azaltma çabasından mı kaynaklandığını anlayabilmektir.
Bunun için hangi durumların tetikleyici olduğuna, kişinin o sırada ne düşündüğüne ve güvence aldıktan sonra rahatlamanın ne kadar sürdüğüne bakabiliriz. Eğer rahatlama çok kısa sürüyor ve aynı soru tekrar tekrar dönüyorsa, sorun partnerin yeterince güven vermemesinden ziyade kaygı döngüsüyle ilişkili olabilir.
Kişinin belirsizliğe toleransını geliştirmesi, kendi duygusunu düzenleyebilmesi ve ilişkide ihtiyaçlarını doğrudan ifade edebilmesi önemli hedeflerdir. Böylece ilişki, sürekli kaygıyı yatıştırmak için kullanılan bir güvence alanı olmaktan çıkıp iki kişinin birbirine yakınlık kurabildiği daha dengeli bir yapıya dönüşebilir.
İlişkide güven istemek başlı başına problem değildir. Sorun, güvence ihtiyacının kişinin kendi duygusunu düzenleme kapasitesinin yerine geçmesidir. Kişi zamanla “Şu anda kaygılıyım ve kesinlik istiyorum.” diyebildiğinde, bu duyguyu hemen partnerinin davranışıyla çözmek zorunda olmadığını da öğrenebilir. Bu, ilişkide daha fazla özgürlük sağlar.


