Narsistik ilişki
“Narsistik ilişki” ifadesi günlük hayatta oldukça sık kullanılıyor. Ancak klinik açıdan narsisistik kişilik özellikleri ile narsisistik kişilik bozukluğu aynı şey değildir. Bir kişinin zaman zaman bencil davranması, eleştiriye tahammül edememesi veya ilgi istemesi tek başına narsisistik kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle ilişki problemlerini değerlendirirken tanı koymadan önce davranış örüntüsünü ve ilişkinin tamamını anlamak gerekir.
Narsisistik özelliklerin belirgin olduğu ilişkilerde kişi kendisini sürekli değersiz, yetersiz veya görünmez hissedebilir. Partnerinin ihtiyaçlarının sürekli geri planda kalması, eleştirinin yoğun olması, sorumluluğun karşı tarafa yüklenmesi veya ilişkinin kişinin ihtiyaçları etrafında şekillenmesi yorucu olabilir. Bazı ilişkilerde bir tarafın sürekli onay araması, diğer tarafın ise zaman zaman yoğun ilgi gösterip daha sonra geri çekilmesi gibi dalgalı bir dinamik görülebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin yaşadığı her ilişki sorununu “narsistik partner” açıklamasıyla sınırlamamaktır. İlişkideki davranışların ne olduğu, ne kadar süredir devam ettiği ve kişinin üzerindeki etkisi daha değerlidir.
Terapi sürecinde öncelikle danışanın yaşadığı ilişkiyi nasıl deneyimlediğine bakarım. Kendisini sürekli açıklamak zorunda mı hissediyor? Sınır koyduğunda suçluluk duyuyor mu? Partnerinin tepkisinden korktuğu için ihtiyaçlarını ifade etmekten kaçınıyor mu? İlişkide karşılıklılık var mı?
Bazı danışanlar uzun süre boyunca partnerlerinin davranışlarını anlamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir. “Neden böyle yapıyor?” sorusu önemlidir; ancak terapi açısından “Ben bu ilişkide ne yaşıyorum ve benim için kabul edilebilir olan nedir?” sorusu çoğu zaman daha işlevseldir.
Sınır koymak, karşı tarafın mutlaka değişeceği anlamına gelmez. Sınırın amacı diğer kişiyi kontrol etmekten çok, kişinin kendi davranışını ve kabul edeceği koşulları netleştirmesidir.
Eğer ilişkide psikolojik şiddet, tehdit, fiziksel şiddet veya ciddi kontrol davranışları varsa konu yalnızca iletişim problemi olarak ele alınmamalıdır. Kişinin güvenliği önceliklidir.
“Narsistik ilişki” etiketinden çok, ilişkinin somut dinamiklerini anlamak daha sağlıklıdır. Terapi kişinin kendisini yeniden merkeze almasına, ihtiyaçlarını fark etmesine ve ilişkide hangi sınırların gerekli olduğunu değerlendirmesine yardımcı olabilir.
Kişinin partnerine tanı koymaya çalışması çoğu zaman çözüm getirmez. Daha yararlı olan, gözlenebilir davranışları tanımlamak ve bunların kişi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. “Bana ne yapılıyor?”, “Buna nasıl tepki veriyorum?” ve “Benim sınırım nerede?” soruları, ilişkiyi anlamak ve gerekli değişiklikleri planlamak açısından daha işlevseldir.


