Panik atak, yoğun kaygı, isteksizlik ya da duygusal çöküntü gibi psikolojik belirtiler, ruhsal dünyamızın bir yardım çağrısıdır. Fiziksel bir ağrı nasıl bedende bir sorun olduğuna işaret ediyorsa, psikolojik semptomlar da iç dünyada çözülmemiş bir çatışmanın, karşılanmamış bir duygusal ihtiyacın ya da işlenmemiş bir yaşantının varlığına işaret eder. Bu belirtiler bastırılması gereken problemler olarak değil, anlaşılması gereken mesajlar olarak ele alındığında psikoterapi süreci gerçek anlamda başlar.
Birçok kişi terapiye başladığında kendini bozulmuş, yetersiz ya da hatalı hissedebilir. Psikoterapide psikoeğitim, yaşanan zorlukların biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarını anlamayı sağlar. Beynin duygusal merkezi olan limbik sistem ile mantıksal değerlendirmeden sorumlu prefrontal korteks arasındaki etkileşimi kavramak, yoğun duygusal tepkilerin neden ortaya çıktığını açıklayıcı hale getirir.
Psikoterapi sürecinin ilk aşamasında, danışanın yargılanma korkusu olmadan kendini ifade edebildiği güvenli bir terapötik ilişki kurulur. Bu güvenli alan, kişinin iç dünyasına temas edebilmesi ve zorlayıcı yaşantılarını paylaşabilmesi için temel bir zemin oluşturur.
Psikoterapi bir akıl verme, yönlendirme ya da hazır çözümler sunma süreci değildir. Psikoterapi, kişinin kendi iç dünyasında var olan kaynaklarla yeniden temas kurmasına rehberlik eder.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.