Kaygılı bağlanma ile partnerin gerçek tutarsızlığını ayırmanın en önemli yollarından biri, hissedilen kaygının şiddetinden çok bu kaygının hangi verilere dayandığına bakmaktır.
Kaygılı bağlanmada kişi; mesajın geç gelmesi, partnerin yalnız kalmak istemesi veya ilgideki küçük değişiklikleri terk edilme işareti olarak yorumlayabilir. Partnerin gerçek tutarsızlığında ise yalnızca bir korku değil, zaman içinde tekrar eden davranışsal veriler vardır. Verilen sözlerin sık sık tutulmaması, yakınlaşıp uzaklaşma, ilişki hakkında sürekli belirsizlik yaratma veya söylenenlerle yapılanların uyuşmaması bunlara örnek olabilir.
Ancak bu iki durum birbirini dışlamaz. Bir kişinin terk edilme konusunda geçmişten gelen bir hassasiyeti olabilir ve aynı zamanda gerçekten tutarsız davranan bir partnerle ilişki yaşayabilir.
Bu nedenle ayırıcı soru yalnızca:
“Ben neden bu kadar kaygılanıyorum?”
değildir.
Bir başka soru daha gerekir:
“Karşımdaki kişinin zaman içindeki davranışları bana ne söylüyor?”
Kaygı bir alarmdır. Alarmın çalması tek başına yangın olduğunu kanıtlamaz; ancak alarm çalıyor diye dumanı görmezden gelmek de doğru değildir.
Partneriniz mesajınıza geç cevap verdiğinde zihniniz hızla kötü ihtimallere gidiyor mu?
Bir gün oldukça yakın, ertesi gün mesafeli davrandığında bunun nedenini saatlerce düşünüyor musunuz?
Bazen kendinize:
“Ben mi fazla kaygılıyım?”
“Yoksa gerçekten güven vermeyen bir şeyler mi oluyor?”
diye soruyor olabilirsiniz.
Romantik ilişkilerde bu ayrımı yapmak her zaman kolay değildir. Çünkü aynı kaygı farklı kaynaklardan beslenebilir.
Bazen bugünkü küçük bir belirsizlik, geçmişten taşınan terk edilme veya reddedilme korkusunu harekete geçirir. Bazen de kişinin hissettiği güvensizlik yalnızca geçmişinden kaynaklanmaz; partner gerçekten tutarsız, belirsiz veya öngörülemez davranıyor olabilir.
Dahası, bu iki durum aynı anda da bulunabilir.
Bu nedenle asıl soru:
“Kaygım gerçek mi?”
değildir.
Kaygı zaten gerçek bir duygudur.
Daha yararlı soru şudur:
“Bu kaygıyı ne kadar geçmişten gelen alarmım, ne kadar bugün karşılaştığım gerçek ilişki verileri besliyor?”
Yetişkin ilişkilerinde bağlanma kaygısı, kişinin yakın olduğu insanın sevgisini, ilgisini veya ilişkinin devamlılığını kaybetme ihtimaline karşı daha hassas olmasıyla ilişkilendirilebilir.
Partnerin davranışındaki küçük değişiklikler daha hızlı fark edilebilir.
Örneğin:
Mesajın geç gelmesi,
Ses tonunun farklı olması,
Bir buluşmanın ertelenmesi,
Partnerin yalnız kalmak istemesi,
Önceki güne göre daha az ilgili görünmesi
kişinin zihninde hızla daha büyük anlamlara dönüşebilir.
Partner:
“Bugün çok yoruldum, biraz yalnız kalmak istiyorum.”
dediğinde duyulan cümle bu olabilir.
Fakat zihnin yaptığı çeviri şöyle olabilir:
“Benden uzaklaşıyor.”
“Eskisi kadar sevmiyor.”
“Başka biri olabilir.”
“Bir süre sonra beni terk edecek.”
Burada yaşanan duygu uydurma değildir. Kişi gerçekten kaygılanır.
Ancak bir duygunun güçlü olması, o duyguya eşlik eden yorumun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Diğer taraftan ilişkide yaşanan her güvensizliği kişinin bağlanma biçimiyle açıklamak da doğru değildir.
Bazen ortada gerçekten değerlendirilmesi gereken davranışlar vardır.
Örneğin partner:
Bir gün yoğun biçimde yakınlaşıp ertesi gün açıklama yapmadan uzaklaşıyorsa,
Sürekli söz verip sözünü tutmuyorsa,
İlişkinin niteliği konusunda uzun süre belirsizlik yaratıyorsa,
Söyledikleri ile davranışları sık sık uyuşmuyorsa,
Tekrarlayan biçimde planları son anda iptal ediyorsa,
İlişkinin sınırları konusunda açık davranmıyorsa,
Önemli konularda çelişkili açıklamalar yapıyorsa,
kişinin hissettiği güvensizliği yalnızca:
“Sen kaygılı bağlanıyorsun.”
diyerek açıklamak yetersiz kalabilir.
Çünkü güven yalnızca kişinin zihninde oluşan bir his değildir.
Güven, zaman içinde karşı tarafın davranışlarından elde edilen verilerle de gelişir.
Örneğin partneriniz dört saat boyunca mesajınıza cevap vermedi.
Tek başına bu bilgiye bakalım:
Olgu: Dört saattir mesaj gelmedi.
Bunun üzerine zihin şöyle düşünebilir:
“Benden sıkıldı.”
“Kesin başka biriyle konuşuyor.”
“İlişki bitiyor.”
Bunlar henüz olgu değil, yorumdur.
Ancak bir başka durumda tablo şöyle olabilir:
Partneriniz son birkaç haftadır defalarca ortadan kayboluyor, yaptığı planları iptal ediyor, ilişkinin devamıyla ilgili çelişkili şeyler söylüyor ve bunu konuşmaya çalıştığınızda konuyu kapatıyor.
Burada artık yalnızca:
“Mesajıma dört saat cevap vermedi.”
verisi yoktur.
Tekrarlayan bir davranış örüntüsü vardır.
Bu nedenle tek bir davranıştan çok, davranışın zaman içindeki örüntüsüne bakmak gerekir.
Kaygılı olduğumuzda zihin yorumları gerçekler kadar kesin hissettirebilir.
Bu nedenle bir olayı üç parçaya ayırmak yararlı olabilir:
Gördüğüm şey ne?
Buna verdiğim anlam ne?
Bu bana geçmişten neyi hatırlatıyor?
Örneğin:
Olgu: Partnerim bu akşam arkadaşlarıyla görüşmek istedi.
Yorum: Benden uzaklaşmaya başladı.
Geçmişten gelen anlam: İnsanlar benden uzaklaştığında sonunda beni bırakırlar.
Bu üç cümle birbirine benzese de aynı şeyi anlatmaz.
İlk cümle bugün yaşanan olayı anlatır.
İkinci cümle zihnin olay hakkındaki yorumudur.
Üçüncü cümle ise olayın neden bu kadar güçlü bir duygusal anlam taşıdığını açıklayabilir.
Bu ayrımın amacı kaygıyı küçümsemek değildir.
Amaç, bugünkü partnerin davranışı ile geçmişten gelen anlamı birbirine karıştırmamaktır.
İnsan davranışı her zaman kusursuz biçimde tutarlı değildir.
Bazen herkes mesajlara geç cevap verebilir.
Bazen bir plan iptal edilebilir.
Bazen insan yorulabilir, yalnız kalmak isteyebilir veya bir tartışmanın ardından kısa süreli geri çekilebilir.
Bu nedenle tek bir olay üzerinden:
“Bu insan güvenilmez.”
sonucuna ulaşmak da,
“Ben zaten kaygılıyım, sorun tamamen bende.”
demek de erken olabilir.
Daha yararlı olan, zaman içindeki örüntüye bakmaktır.
Kendinize şunları sorabilirsiniz:
Bu durum ne kadar sık tekrarlanıyor?
Verilen sözler genellikle tutuluyor mu?
Yakınlık yalnızca partnerimin istediği zamanlarda mı kuruluyor?
Söyledikleri ile yaptıkları çoğunlukla uyumlu mu?
Belirsizlik geçici mi, ilişkinin sürekli bir özelliği mi?
Sorun yaşandığında konuşup yeniden bağlantı kurabiliyor muyuz?
Güven tek bir güzel davranışla kurulmadığı gibi, tek bir kötü günle de mutlaka yıkılmaz.
Önemli olan tekrar eden ilişki düzenidir.
Geçmiş ilişkilerinize bakmak önemli bir ipucu verebilir.
Birçok farklı ilişkide, karşı tarafların davranışları oldukça farklı olmasına rağmen benzer biçimde:
“Beni bırakacak.”
“Başkasını bulacak.”
“Artık sevmiyor.”
düşüncelerine kapılıyorsanız, burada yalnızca mevcut partnerin davranışlarına değil, sizin ilişki içinde aktive olan alarm sisteminize de bakmak gerekir.
Ancak bunun tersi de mümkündür.
Önceki ilişkilerinizde kendinizi daha büyük ölçüde güvende hissederken özellikle mevcut ilişkinizde yoğun bir belirsizlik yaşıyorsanız şu soruyu sormak da önemlidir:
“Bu ilişkide diğer ilişkilerimden farklı olarak ne oluyor?”
Geçmişiniz önemlidir.
Ama geçmişiniz, bugünkü ilişkide yaşanan her şeyi açıklamak zorunda değildir.
Ayırıcı göstergelerden biri de sorun konuşulduğunda ilişkide ne olduğudur.
Örneğin:
“Son zamanlarda planlarımızın sık sık son anda değişmesi beni belirsizlikte bırakıyor. Daha net plan yapabilir miyiz?”
dediğinizi düşünün.
Partneriniz her isteğinizi kabul etmek zorunda değildir.
Ancak sizi dinleyebilir, kendi açısından durumu açıklayabilir, sizin deneyiminizi merak edebilir ve birlikte daha işlevsel bir yol arayabilir.
Buna karşılık sürekli olarak:
“Her şeyi kafanda kuruyorsun.”
“Sen zaten sorunlusun.”
“Çok abartıyorsun.”
gibi ifadelerle bütün sorumluluğun size bırakılması farklı bir veridir.
Burada önemli ayrım:
“Partnerim kaygımı tamamen ortadan kaldırabiliyor mu?”
değil,
“Kaygımı konuşabileceğimiz güvenli ve karşılıklı bir ilişki alanı oluşturabiliyor muyuz?”
sorusudur.
Kaygı yükseldiğinde kişi çoğu zaman kesinlik aramaya başlar.
“Beni hâlâ seviyor musun?”
“Bir sorun yok değil mi?”
“Benden ayrılmayacaksın değil mi?”
“Başka biri yok, değil mi?”
Bu soruların cevabı kısa süreli rahatlama sağlayabilir.
Fakat birkaç saat veya birkaç gün sonra aynı şüphe yeniden ortaya çıkabilir.
Çünkü burada kişinin aradığı şey bazen bilgi değil, kesinliktir.
İlişkilerde ise yüzde yüz kesinlik mümkün değildir.
Gerçek ilişki verisi başka bir şeydir.
Örneğin:
Partner sözünü tutuyor mu?
Zor zamanda ulaşılabilir mi?
Sorun çıktığında sorumluluk alabiliyor mu?
İhtiyaçlarınızı konuşmanıza alan tanıyor mu?
Davranışları zaman içinde öngörülebilir mi?
İlişkinin sınırlarını açık biçimde ifade ediyor mu?
Bunlar tekrar tekrar:
“Beni seviyor musun?”
diye sormaktan daha fazla bilgi verebilir.
Güvence bir cümledir. Güven ise zaman içinde gözlenen bir örüntüdür.
Yoğun duygular değerlendirmelerimizi etkileyebilir.
Bu nedenle mümkün olduğunda önemli ilişki kararlarını kaygının en yüksek olduğu anda vermemek yararlı olabilir.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Şu anda kaygım 9/10 değil de 3/10 olsaydı, bu davranışı yine sorun olarak görür müydüm?”
Cevabınız:
“Hayır, muhtemelen bu kadar anlam yüklemezdim.”
ise alarmın etkisi daha fazla olabilir.
Ama:
“Evet. Sakin olduğumda da son üç ay içinde defalarca sözünü tutmadığını görüyorum.”
diyorsanız, ortada değerlendirilmesi gereken daha somut bir ilişki verisi olabilir.
Buradaki amaç duyguyu susturmak değildir.
Duygunun içinden çıkıp davranışa yeniden bakabilmektir.
İlişkilerde sık yapılan hatalardan biri sorunu tek bir kişiye yerleştirmeye çalışmaktır.
“Ben kaygılıyım, demek ki sorun bende.”
veya:
“O tutarsız, bütün sorun onda.”
İkisi de tabloyu gereğinden fazla basitleştirebilir.
Örneğin kişinin terk edilme korkusu gerçekten yüksek olabilir.
Aynı zamanda partneri de yakınlaşıp uzaklaşan, verdiği sözleri tutmayan biri olabilir.
Böyle bir ilişkide geçmişten gelen hassasiyet ile bugünkü tutarsızlık birbirini besleyebilir:
Partnerin belirsiz davranışı → terk edilme alarmı → yoğun kontrol ve güvence arama → ilişkide gerilim → partnerin geri çekilmesi → alarmın daha da güçlenmesi
Bir süre sonra ilişkinin başlangıcında neyin kime ait olduğunu ayırmak zorlaşabilir.
Bu nedenle daha doğru soru:
“Kim problemli?”
değil,
“Bu döngünün hangi kısmı benim geçmişimden, hangi kısmı partnerimin bugünkü davranışından ve hangi kısmı ikimizin etkileşiminden oluşuyor?”
olabilir.
Bir ilişkide yoğun kaygı yaşadığınızda şu soruları değerlendirebilirsiniz:
Şu anda bildiğim somut gerçek nedir?
Bu gerçeğe zihnimin eklediği yorum nedir?
Korktuğum sonucu destekleyen gerçek davranışlar var mı?
Tersini gösteren verileri de dikkate alıyor muyum?
Bu tek bir olay mı, tekrar eden bir örüntü mü?
Aynı korkuyu önceki ilişkilerimde de yaşadım mı?
Partnerimin söyledikleriyle davranışları zaman içinde uyumlu mu?
İhtiyacımı açıkça söylediğimde nasıl karşılanıyor?
Sürekli güvence mi arıyorum, yoksa gerçekten yeni bir bilgi mi elde ediyorum?
Sakin olduğumda da aynı davranışı sorunlu buluyor muyum?
Bu ilişkide kendimi ifade edebiliyor muyum?
Güvende hissetmek için sürekli kendimden vazgeçmem gerekiyor mu?
Bu sorular tek başına bir ilişki hakkında kesin karar verdirmez.
Ancak kişinin kendi alarmıyla karşı tarafın davranışlarını aynı şeymiş gibi değerlendirmesini azaltabilir.
Psikoterapide amaç kişiyi:
“Her şeyi sen kafanda kuruyorsun.”
diye ikna etmek değildir.
Tersi biçimde:
“Kaygılı hissediyorsan partnerin kesinlikle sorunludur.”
sonucuna ulaşmak da değildir.
Kişinin yaşadığı son olaylar mümkün olduğunca somut biçimde incelenebilir:
Ne oldu?
Siz ne düşündünüz?
Ne hissettiniz?
Ne yaptınız?
Partneriniz gerçekte ne yaptı?
Bu olay geçmişten hangi anlamı harekete geçirdi?
Davranışın kısa ve uzun vadeli sonucu ne oldu?
Bilişsel davranışçı çalışmalarda olgu ve yorum ayrımı, güvence arama, kontrol etme ve kaçınma gibi davranışların etkisi değerlendirilebilir.
Şema odaklı çalışmalarda ise terk edilme, duygusal yoksunluk, kusurluluk veya onay arayıcılık gibi geçmişten gelen örüntülerin bugünkü ilişkiyi nasıl etkilediği incelenebilir.
Ancak kişinin geçmişini anlamak, bugünkü partnerin davranışlarını görmezden gelmek anlamına gelmez.
İlişki içinde kaygılanmanız, mutlaka ilişkinin kötü olduğu anlamına gelmez.
Ama kaygılı bağlanma eğiliminizin olması da partnerinizin her davranışını kabul etmeniz gerektiği anlamına gelmez.
Geçmişten gelen alarm ile bugünkü ilişki verisini ayırmak önemlidir.
Çünkü bazen alarm fazla hassastır.
Bazen gerçekten duman vardır.
Bazen de ikisi aynı anda gerçekleşir.
Bu nedenle hedef hiçbir zaman kaygılanmamak değil; kaygı geldiğinde onu tek gerçeklik kaynağı olarak kullanmadan ilişkiye yeniden bakabilmektir.
Duygunuz size bir şeylerin önemli olduğunu söyleyebilir. Ancak ne olduğunu anlayabilmek için yalnızca duygunun şiddetine değil, ilişkinin zaman içindeki davranış örüntüsüne de bakmak gerekir.
Kaygılı bağlanma nasıl anlaşılır?
Kaygılı bağlanma eğiliminde kişi romantik ilişkide reddedilme veya terk edilme ihtimaline karşı daha hassas olabilir. Partnerin ilgisindeki küçük değişiklikleri daha hızlı fark edebilir, ilişkinin devamından sık sık emin olmak isteyebilir, mesaj veya davranışları uzun süre analiz edebilir ve belirsizlik karşısında yoğun güvence arayabilir.
Ancak bu özelliklerin bulunması tek başına bir psikolojik tanı anlamına gelmez. Önemli olan bu örüntünün ne kadar sık yaşandığı ve kişinin ilişkilerini ne ölçüde etkilediğidir.
Partnerimin gerçekten tutarsız olduğunu nasıl anlayabilirim?
Tek bir davranıştan çok zaman içinde tekrar eden örüntülere bakmak gerekir.
Partnerinizin söyledikleri ile yaptıkları sık sık uyuşmuyorsa, verdiği sözleri tekrar tekrar tutmuyorsa, bir dönem yoğun biçimde yakınlaşıp ardından açıklamasız biçimde uzaklaşıyorsa veya ilişkinin niteliği konusunda sürekli belirsizlik yaratıyorsa gerçek ilişki verilerini ayrıca değerlendirmek gerekir.
Buradaki önemli ölçüt tek bir kötü gün değil, tekrar eden davranış düzenidir.
Partnerimin mesajlara geç cevap vermesi kaygılı bağlandığımı mı gösterir?
Hayır. Bir mesaja geç cevap verilmesi tek başına ne kaygılı bağlanmayı ne de partnerin güvenilmez olduğunu gösterir.
Ayırıcı olan kişinin bu olaya verdiği anlam ve olayın ilişki içindeki bağlamıdır.
Örneğin dört saatlik bir gecikme hemen:
“Artık beni sevmiyor.”
şeklinde yorumlanıyorsa bağlanma alarmının etkisi olabilir.
Ancak partner günlerce açıklamasız biçimde ortadan kayboluyor ve bu davranış sürekli tekrarlanıyorsa yalnızca kişinin kaygısına odaklanmak yeterli olmayabilir.
Kaygılı bağlanmam varsa ilişkideki sorunların nedeni ben miyim?
Hayır. Kaygılı bağlanma eğilimi kişinin bazı ilişki davranışlarını nasıl yorumladığını etkileyebilir. Fakat bu, ilişkide yaşanan her sorunun kişinin geçmişinden kaynaklandığı anlamına gelmez.
Bir kişi terk edilme konusunda hassas olabilir ve aynı zamanda tutarsız davranan biriyle ilişki yaşayabilir.
Bu nedenle değerlendirmede hem kişinin içsel alarmına hem de partnerin gerçek davranışlarına bakmak gerekir.
Kaygı ile gerçek bir ilişki problemini nasıl ayırabilirim?
Şu üçlü ayrım yararlı olabilir:
Olgu: Gerçekte ne oldu?
Yorum: Ben bu olaya hangi anlamı verdim?
Örüntü: Benzer davranış zaman içinde ne kadar tekrarlandı?
Örneğin:
“Partnerim bu gece arkadaşlarıyla çıktı.” bir olgudur.
“Artık benimle vakit geçirmek istemiyor.” bir yorumdur.
Ancak partneriniz uzun süredir birlikte yaptığınız planları sürekli iptal ediyor ve ilişkinize zaman ayırmıyorsa bu artık değerlendirilmesi gereken bir örüntüdür.
Güvence aramak neden kaygıyı tamamen geçirmiyor?
“Beni seviyor musun?”, “Benden ayrılmayacaksın değil mi?” gibi sorular kısa süreli rahatlama sağlayabilir.
Ancak kişinin ihtiyacı giderek kesinlik elde etmeye dönüşürse aynı şüphe daha sonra yeniden ortaya çıkabilir.
Bu nedenle yalnızca sözel güvenceye değil, partnerin zaman içindeki davranışlarına bakmak daha yararlıdır.
Güvence bir cümledir; güven ise zaman içinde gözlenen bir örüntüdür.
Kaygılı bağlanma değişebilir mi?
Bağlanma örüntülerini değişmez kişilik etiketleri olarak görmek doğru olmayabilir.
Kişinin tetikleyicilerini fark etmesi, otomatik yorumlarını incelemesi, güvence arama ve kontrol davranışlarını değerlendirmesi, ihtiyaçlarını daha açık ifade etmeyi öğrenmesi ve farklı ilişki deneyimleri yaşaması zaman içinde ilişki kurma biçimini etkileyebilir.
Psikoterapide de kişinin geçmişten getirdiği ilişki beklentileri kadar bugün bu beklentileri sürdüren düşünce ve davranışlar üzerinde çalışılabilir.
Partnerimin tutarsızlığı benim daha kaygılı davranmama neden olabilir mi?
Evet. İlişki kaygısı yalnızca kişinin geçmişinden kaynaklanmak zorunda değildir.
Partnerin öngörülemez davranması, zaman zaman yoğun yakınlık gösterip ardından geri çekilmesi veya ilişkinin geleceğini sürekli belirsiz bırakması kaygıyı artırabilir.
Bazen şu döngü ortaya çıkabilir:
Partnerin tutarsızlığı → kaygının artması → daha fazla güvence ve kontrol arama → ilişkide gerilim → daha fazla geri çekilme → daha fazla kaygı
Burada yalnızca tek bir kişiyi “sorun” ilan etmek yerine ilişkinin nasıl bir döngü oluşturduğuna bakmak daha yararlıdır.
Kaygılı bağlanma için ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
İlişki kaygısı günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa; sürekli telefon veya sosyal medya kontrolü yapmanıza, yoğun güvence aramanıza, ilişkinin küçük değişikliklerini saatlerce düşünmenize, kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atmanıza veya terk edilmemek için istemediğiniz davranışlarda bulunmanıza yol açıyorsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.
Psikoterapide amaç kişinin bütün kaygısını ortadan kaldırmak değil; hangi alarmın geçmişten geldiğini, hangi kaygının bugünkü ilişki verileriyle ilişkili olduğunu ve kişinin bu durumlarda nasıl davrandığını daha iyi ayırt edebilmesine yardımcı olmaktır.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.