Psikoterapi: ruhsal, duygusal ve davranışsal sorunların çözümüne, psikolojik dengenin korunmasına ve geliştirilmesine yönelik, profesyonel bir destek süreci olarak tanımlanıyor. Röportajda, terapinin yalnızca belirli bir “problem” yaşayanlara değil, hayatın farklı dönemlerinde zorlanma yaşayan herkes için faydalı olabileceği vurgulanıyor. Bireyin geçmiş yaşantıları ve öğrenilmiş kalıplarının dünyayı algılayışını şekillendirdiğine dikkat çekilerek, terapinin bu algıları fark ettirme ve yeni bir bakış açısı kazandırma hedefi öne çıkarılıyor.
Terapi yalnızca “sorunu olan” bireylere yönelik değildir. İnsan yaşamı boyunca duygusal, zihinsel, ilişkisel ya da davranışsal açıdan zorlandığı dönemlerden geçebilir. Hepimiz dünyayı ebeveynlerimizden öğrendiklerimiz, geçmiş yaşantılarımız ve deneyimlerimiz aracılığıyla algılarız. Terapi süreci tam da bu noktada, bu algıları fark etmeyi, bakış açısını genişletmeyi ve dönüşüm sağlamayı amaçlar.
Terapi: kişinin kendini daha iyi tanımasını, duygularını düzenleyebilmesini ve geçmiş deneyimlerin bugünkü yaşam üzerindeki etkilerini fark etmesini sağlar. Özellikle çocukluk yaşantıları, travmalar ve tekrarlayan ilişki problemleri arasındaki bağlar görünür hâle gelir ve bu farkındalık dönüşümü mümkün kılar.
Bazı insanlar terapiye neden mesafeli yaklaşıyor? Bu mesafeli tutumun temelinde genellikle toplumsal inançlar, bilgi eksikliği ve düşünce hataları yer alıyor. “Ben deli miyim?”, “Tanımadığım birine sorunlarımı anlatmak neyi değiştirecek?” gibi düşünceler buna örnek. Her ne kadar son yıllarda psikoloji bilimine bakış olumlu yönde değişse de, psikologa ya da psikiyatriste gitmenin bir eksiklik ya da kusur olduğu algısı hâlâ yaygın. Bu noktada psikoterapinin ne olduğu ve nasıl işlediğinin anlatılması çok önemli.
Psikoterapi: terapist ile danışan arasında kurulan güven ilişkisine dayanır. Terapist, danışanın dünyasına onun bakış açısından yaklaşarak terapötik bir ilişki kurar. Seanslar sırasında farkındalık çalışmaları yapılır, gerektiğinde psiko-eğitim verilir ve danışan hazır olduğunda yüzleştirmelerle süreç derinleştirilir. Danışan, sorunlarını paylaşırken bir yandan duygusal olarak regüle olurken, bir yandan da düşünce kalıplarının davranışlarını nasıl etkilediğini fark eder. Sorunun kökeni görünür olduğunda çözüm de kolaylaşır. Bu süreç, kişinin ilişkilerini güçlendirir ve baş etme becerilerini artırır.
Fiziksel bir rahatsızlıkta doktora gitmek ne kadar normalse, psikolojik destek almak da aynı derecede doğaldır. Terapi yalnızca bir iyileşme süreci değil, aynı zamanda bir kendini keşfetme yolculuğudur.
Erkekler terapiye daha mı dirençli? Ülkemiz özelinde konuşacak olursak, son yıllarda erkek danışan sayısında artış olsa da hâlâ belirgin bir direnç olduğunu söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri toplumsal cinsiyet rolleridir. Toplumda erkekliğe yüklenen “güç” kavramı; ağlamamak, duyguları göstermemek ve kontrolü kaybetmemek üzerinden tanımlanır. “Erkek adam ağlamaz”, “Biraz erkek ol”, “Kılıbık mısın?” gibi söylemlerle büyüyen bireyler, zamanla duyguların zayıflık olduğuna dair şemalar geliştirir. Bu kişiler duygularını bastırmayı öğrenir. Ancak bastırılan duygular; öfke patlamaları, agresif davranışlar, içe kapanma, alkol kullanımı ya da işe aşırı yönelim gibi yollarla kendini gösterir. Çoğu zaman sorunlar kişilik ya da mizaçla açıklanır ve gerçek neden göz ardı edilir. Oysa gerçek güç, duyguları bastırmak değil, psikolojik sağlamlıktır. Bu sağlamlık yaşam içinde gelişmediğinde, profesyonel destekle kazanılabilir.
Kişi ne zaman terapiye başvurmalıdır? Birey günlük yaşam rollerinde zorlanmaya başladığında, duygusal, ailevi ve sosyal ilişkilerinde bozulmalar yaşadığında terapi desteği almayı düşünebilir. Öfke kontrolünde güçlük, aşırı duygusallık ya da duygusal tepkisizlik, içe kapanma, hayattan zevk alamama gibi durumlar günlük yaşamda işlev kaybına yol açıyorsa profesyonel destek almak önemlidir.
18 yaş üzerindeki bireyler, istemedikleri sürece terapiye zorlanamaz. Bu nedenle yönlendirme yaparken yargılayıcı olmadan, yapıcı bir dil kullanmak gerekir. “Sen bu konuda ne düşünüyorsun?”, “Böyle bir destek sana iyi gelebilir mi?” gibi sorularla farkındalık oluşturulabilir. Buna rağmen kişi terapiye hazır değilse ısrarcı olunmamalıdır. Bu durum, bireyin henüz içsel olarak yüzleşmeye ve dönüşüme hazır olmadığı anlamına gelebilir. Zamanından önce yapılan müdahale kişiye iyi gelmeyebilir. Tıpkı 6 aylık bir bebeğin doğmasını beklemek gibi… 9. ayı sabırla beklemek gerekir.
Bence iyi bir psikolog olmanın en önemli yolu, kişinin kendi sürecinden geçmiş olmasıdır. Terapistin kendi yaşantılarını, duygusal yaralarını ve geçmiş deneyimlerini çalışmış olması; danışanla sağlıklı bir empatik ilişki kurabilmesi açısından çok önemlidir. Kendi yas sürecini tamamlamamış bir terapistin, benzer bir kayıpla gelen danışanıyla çalışırken empatiyi sempatiye dönüştürme riski yüksektir. Bu durum hem terapi sürecini hem de terapistin mesleki yeterliliğini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle terapistlerin de terapi desteği alması, hem mesleki etik hem de danışana sağlıklı bir alan sunabilmek adına son derece kıymetlidir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.