“Her şey yolunda ama içimde kötü bir şey olacakmış gibi bir his var.” Bu cümleyi kaygı yaşayan danışanlardan sık duyuyorum. Ortada belirgin bir tehlike olmamasına rağmen kişi zihinsel ve bedensel olarak sürekli alarm hâlinde olabilir. Bu his bazen belirsiz bir huzursuzluk, bazen yoğun bir korku, bazen de gelecekte yaşanacak bir felaketi bekleme şeklinde ortaya çıkar.
Kaygı sisteminin temel görevlerinden biri olası tehditleri önceden fark etmektir. Ancak sistem gereğinden fazla hassaslaştığında kişi, gerçek bir tehlike olmadan da alarm hissedebilir. Zihin “Bir şey olacak.” düşüncesini ürettiğinde kişi bunun ne olduğunu bulmaya çalışabilir. Sonra sürekli düşünmeye, kontrol etmeye veya çevresinden güvence almaya başlayabilir.
Belirsizlik bu döngünün önemli parçalarından biridir. İnsan zihni belirsizliği sevmez ve kesinlik elde etmeye çalışır. Ancak hayatın her alanında yüzde yüz kesinlik mümkün değildir. Kişi kesinlik elde etmek için ne kadar çok kontrol ederse belirsizliğe karşı toleransı o kadar azalabilir.
Terapi sürecinde yalnızca “Kötü bir şey olacak.” düşüncesini değiştirmeye çalışmak yeterli olmayabilir. Bu düşünce geldiğinde kişinin ne yaptığına da bakmak gerekir. İnternette araştırma mı yapıyor? Yakınlarına “Sence bir şey olacak mı?” diye soruyor mu? Bedensel belirtilerini kontrol ediyor mu? Planlarını iptal ediyor mu? Bu davranışlar kısa vadede rahatlatıcı olsa da kaygıyı uzun vadede sürdürebilir.
Ayrıca kişinin geçmiş deneyimleri de değerlendirilir. Gerçekten beklenmedik bir olay yaşamış kişilerde “Her an kötü bir şey olabilir.” beklentisi daha anlaşılır hâle gelebilir. Ancak geçmişte kötü bir şey yaşanmış olması, gelecekte mutlaka tekrar edeceği anlamına gelmez.
Ben terapi sürecinde kişiye “Bir daha hiçbir kötü şey olmayacak.” garantisi vermeyi hedeflemiyorum. Böyle bir garanti zaten mümkün değil. Daha gerçekçi hedef, kişinin belirsizlikle karşılaştığında kendisini yönetebilmeyi ve hayatını sürekli tehdit arayarak yaşamamayı öğrenebilmesidir.
Eğer bu his uzun süredir devam ediyor, uykuyu ve işlevselliği bozuyor veya kişinin yaşam alanını daraltıyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir. Kaygının kaynağını ve onu sürdüren döngüyü anlamak, değişim için önemli bir başlangıçtır.
Kişinin geleceği tamamen kontrol etme çabası çoğu zaman mümkün olmayan bir hedef yaratır. Terapiyle birlikte amaç, “Hiçbir şey kötü gitmeyecek.” düşüncesine ulaşmak yerine “Bir sorun çıkarsa bununla baş edebilirim.” düşüncesini güçlendirmek olabilir. Bu yaklaşım, kesinlik arayışından daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir güven duygusu oluşturur.


