Terk edilme korkusu, önemli bir ilişkiyi kaybetme ihtimaline karşı yoğun kaygı yaşamak şeklinde ortaya çıkabilir. Bazen küçük bir davranış bile bu korkuyu tetikleyebilir. Partnerin mesaja geç cevap vermesi, planın değişmesi veya küçük bir tartışma, kişinin zihninde “Beni artık istemiyor.” düşüncesine dönüşebilir.
Bu korku yalnızca zihinsel bir endişe olarak kalmayabilir. Kişi sürekli mesaj kontrol edebilir, partnerinin davranışlarını analiz edebilir, güvence isteyebilir veya karşı tarafı test edebilir. Bazı kişiler ise terk edilmeden önce ilişkiyi kendileri bitirerek kontrolü ellerinde tutmaya çalışabilir.
Bu davranışların arkasında çoğu zaman kişinin kendisini koruma çabası vardır. Ancak koruma amacıyla yapılan davranışlar, ilişkinin kendisini zorlaştırabilir. Örneğin kişi partnerinden sürekli güvence ister, partner bir süre sonra baskı hissederek uzaklaşır. Uzaklaşma ise ilk kişinin “Ben zaten terk edileceğimi biliyordum.” düşüncesini güçlendirir.
Terapi sürecinde terk edilme korkusunun ne zaman ortaya çıktığına ve hangi düşüncelerle birlikte geldiğine bakarım. “Beni bırakacak.” düşüncesinin altında “Yalnız kalırsam baş edemem.”, “Yeterince değerli değilim.” veya “Kimse beni gerçekten sevmez.” gibi daha derin inançlar bulunabilir.
Geçmiş ilişkiler ve çocukluk deneyimleri de gerektiğinde değerlendirilir. Ancak her terk edilme korkusunu otomatik olarak çocukluk travmasına bağlamak doğru değildir. Mevcut ilişkide yaşanan gerçek sorunlar da dikkate alınmalıdır.
Terapi hedefi, kişiye “Bir daha asla terk edilmeyeceksin.” garantisi vermek değildir. Böyle bir garanti, hayatın doğası gereği mümkün değildir. Daha gerçekçi hedef, kişi terk edilme ihtimaliyle karşılaştığında kendisini kaybetmeden hareket edebilsin ve ilişkilerini yalnızca korku üzerinden yönetmesin.
Kişinin kendi hayatının ilişki dışında da devam ettiğini hissetmesi önemlidir. Sosyal ilişkiler, kişisel hedefler, iş, hobiler ve öz bakım alanları güçlendikçe partnerin davranışları, kişinin bütün psikolojik dengesini belirlememeye başlayabilir.
Terk edilme korkusu yoğun olduğunda kişi bazen sevildiğini bilse bile buna inanmakta zorlanabilir. Bu nedenle sorun yalnızca partnerin daha fazla güvence vermesiyle çözülmeyebilir. Kişinin belirsizliğe toleransı, kendilik değeri ve güvence arama davranışları da çalışılmalıdır.
Terk edilme korkusuyla çalışırken hedef, kişinin hiçbir zaman kayıp yaşamamasını sağlamak değildir. Hayatın bir parçası olan ayrılık ve kayıp ihtimaline rağmen kişinin kendi değerini ve yaşamını koruyabilmesi daha gerçekçi bir hedeftir. Böylece ilişki, kaybetmemek için sürekli kontrol edilen bir alan olmaktan çıkıp iki kişinin özgür iradesiyle sürdürülen bir bağ hâline gelebilir.


