Kalbimiz hızlanabilir, nefes alışverişimiz değişebilir, bedenimiz gerilebilir; kendimizi huzursuz, çaresiz ya da tetikte hissedebiliriz. Bazen bu duyguyla kalmak o kadar zorlaşır ki tek istediğimiz onun bir an önce geçmesidir. Ancak tüm bu rahatsız edici deneyimlerin arkasında, aslında hayatta kalmamızı sağlayan doğal bir sistem vardır.
Tehlike karşısında bedenimizi harekete geçiren bu sistem yalnızca insanlara özgü değildir. Diğer canlılarla, hatta birçok hayvanla paylaştığımız biyolojik bir mekanizmadır. Bizi hayatta tutmak üzere çalışan bu sistem, bir tehdit algıladığında bedenimizi tehlikeden uzaklaşmaya hazırlamaya başlar. Örneğin bir geyik, kendisini takip eden bir aslanla karşılaştığında yoğun bir stres tepkisi verir. Kasları gerilir, kalp atışı ve kan akışı hızlanır, nefes alıp verişi artar ve bedeni kaçmaya hazırlanır. Bütün bu değişimler, geyiğin daha hızlı hareket ederek kendisini takip eden aslandan uzaklaşmasına ve hayatta kalmasına yardımcı olur. Tehlikenin ortadan kalktığından emin olduğunda ise alarm hâli sona erer; bedeni yeniden sakinleşir ve yaşamına devam eder.
Peki kaygı bu kadar doğal ve koruyucu bir sistemse, neden insanlarda zaman zaman yaşamı zorlaştıran bir duyguya dönüşür?
Çünkü bizim beynimiz yalnızca içinde bulunduğumuz tehlikelere değil, henüz gerçekleşmemiş ihtimallere de alarm verebilir. Günlük yaşamda bizi kaygılandıran durumların çoğu gerçek ve önemli sorunlar olabilir. Ancak bunlar her zaman yaşamımızı tehdit eden doğrudan tehlikeler değildir. Bir iş görüşmesinde kötü bir izlenim bırakmak, bir sınavdan düşük not almak, bir ilişkinin sona ermesi, bir hastalığa yakalanma ihtimali ya da gelecekte ne olacağını bilememek gibi durumlar, beynimizde gerçek bir tehdit varmış gibi alarm yaratabilir. Böyle olduğunda bedenimiz de sanki bir aslan tarafından kovalanıyormuşuz gibi tepki vermeye başlayabilir.
İşte bu noktada kaygının en sık karşılaştığımız sorusu ortaya çıkar: “Ya… olursa?”
“Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya baş edemezsem?”, “Ya kontrolümü kaybedersem?” gibi düşünceler, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimali zihinsel olarak gerçek bir tehdide dönüştürebilir. Beyin bu tehdidi algıladığında beden de buna uygun şekilde tepki verir. Kalp çarpıntısı, kaslarda gerilme, nefes alışverişinde değişiklik ve huzursuzluk gibi kaygı belirtileri ortaya çıkabilir.
Bu belirtiler kişiyi, tehdit algısını azaltmaya yönelik bazı davranışlara yöneltebilir. Kaçınmak, sürekli düşünmek, kontrol etmek, internette araştırma yapmak, başkalarından güvence almak ya da en basit hâliyle telefonu eline alıp saatlerce video kaydırmak… Bunların hepsi kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Ancak bu rahatlama, aynı zamanda kaygı döngüsünü de sürdürür. Kişi farkında olmadan “Tehlike vardı ve ben bunu kontrol ederek önledim.” şeklinde bir öğrenme geliştirir. Bu nedenle benzer bir durumla karşılaştığında aynı kaygı ve aynı davranışlar yeniden ortaya çıkabilir.
Bu nedenle kaygı döngüsünü sürdüren şey yalnızca “Ya olursa?” düşüncesi değil, bu düşünce ortaya çıktığında verdiğimiz tepkiler ve sergilediğimiz davranışlardır.
Terapi sürecinde amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir. Böyle bir beklenti gerçekçi de değildir; çünkü kaygı insan deneyiminin doğal bir parçasıdır ve uygun olduğunda işlevsel bir duygu olabilir. Asıl amaç, kaygının nasıl sürdüğünü anlamak ve onu besleyen düşünce ve davranışları değiştirebilmektir.
Terapi sürecinde kaygıyı tetikleyen düşünceler, onu takip eden davranışlar ve rahatlamanın nasıl sağlandığı ele alınır. Kişi “Ya olursa?” düşüncesi ortaya çıktığında otomatik olarak kaçınmak, kontrol etmek ya da güvence aramak yerine, belirsizliğe ve kaygı hissine farklı şekilde yaklaşmayı öğrenir. Böylece kaygı yaratan durumlarla kalabilme ve bu duyguyu tolere edebilme kapasitesi zamanla artar.
Burada amaç kaygının hiç gelmediği veya hiç deneyimlenmediği bir yaşam yaratmak değil; kaygı geldiğinde de onun etkisinde kalmadan hayatımıza devam edebilmektir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.