Yazar: Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL
Kaygı çoğu zaman yalnızca “Kötü bir şey olacak” düşüncesinden değil, “Olursa bununla baş edemem” inancından güç alır.
Anksiyete, yani kaygı, zihnin ve bedenin olası bir tehdide karşı verdiği doğal hazırlık tepkisidir. Yoğun, kalıcı ve kontrol edilmesi güç hâle geldiğinde; kişinin işini, ilişkilerini, uykusunu veya günlük seçimlerini belirgin biçimde etkilediğinde bir anksiyete bozukluğu açısından değerlendirme gerekebilir. (Dünya Sağlık Örgütü)
Bir sınavdan, önemli bir görüşmeden veya belirsiz bir gelişmeden önce kaygılanmak insan olmanın doğal bir parçasıdır. Kaygı dikkati artırabilir, riskleri fark etmeyi kolaylaştırabilir ve kişiyi harekete geçirebilir.
Ancak alarm sistemi gerçek riskle uyumunu kaybettiğinde, yaşamı korumaktan çok kısıtlamaya başlayabilir. Kişi tehlike henüz gerçekleşmeden olmuş gibi hissedebilir; düşüncelerini durdurmakta zorlanabilir, bedensel belirtilerden korkabilir veya kaygılanmamak için hayatını daraltabilir.
Bu nedenle asıl soru yalnızca “Kaygım var mı?” değildir. Daha anlamlı soru şudur:
Kaygım hayatımdaki seçimleri ne ölçüde yönetiyor?
Korku çoğunlukla o anda var olan ve daha belirgin bir tehdide verilen tepkidir. Kaygı ise gelecekte gerçekleşebilecek bir tehlikeye, belirsizliğe veya “Ya olursa?” ihtimaline yönelebilir. Bu iki yaşantı birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz; ancak kaygıda zihnin geleceği öngörme ve kontrol etme çabası daha belirgin olabilir.
Anksiyete tek başına bir hastalık değildir. Her insan zaman zaman kaygı yaşayabilir. Kaygının bir bozukluk düzeyinde değerlendirilmesinde belirtinin yalnızca varlığına değil; yoğunluğuna, süresine, kontrol edilebilirliğine ve kişinin yaşamındaki etkisine bakılır.
Doğal kaygı | Anksiyete bozukluğunu düşündürebilecek durum
Genellikle belirli bir durumla ilişkilidir. | Tehditle orantısız veya birçok alana yayılmış olabilir.
Durum geçince hafifler. | Uzun sürebilir veya tekrar tekrar ortaya çıkabilir.
Çoğunlukla yönetilebilir. | Kontrol edilmesi belirgin biçimde zorlaşabilir.
Kişiyi hazırlanmaya ve harekete geçmeye yöneltebilir. | Kaçınma ve güvenlik davranışlarını artırabilir.
Günlük işlevselliği belirgin biçimde bozmaz. | İş, eğitim, uyku ve ilişkileri etkileyebilir.
Bu özellikler tek başına tanı koydurmaz. Tanı; belirtilerin bütünü, süresi ve kişinin yaşamındaki etkisi değerlendirilerek yetkin bir sağlık profesyoneli tarafından konur.
Kaygı yalnızca “fazla düşünmekten” ibaret değildir. Zihin bir durumu tehdit olarak yorumladığında sinir sistemi bedeni mücadele etme, uzaklaşma veya donakalma gibi savunma tepkilerine hazırlayabilir. Kalp atışı ve solunum hızlanabilir, kaslar gerilebilir. Kişi bu değişimleri “Kontrolümü kaybediyorum” ya da “Bedenimde tehlikeli bir şey oluyor” şeklinde yorumladığında alarm daha da güçlenebilir.
Kaygıyı sürdüren döngü çoğu zaman şöyle işler:
Tetikleyici → tehdit yorumu → bedensel alarm → belirtileri tehlikeli yorumlama → kaçınma veya güvence arama → kısa süreli rahatlama → kaygının sürmesi
Sorun, kişinin rahatlamak istemesi değildir. Sorun, her rahatlama girişiminin zihne “Bu durumla ancak kaçarak baş edebilirim” mesajını vermesidir.
Kaygı herkeste aynı biçimde görülmez. Düşünsel, bedensel veya davranışsal belirtiler öne çıkabilir.
Bedensel belirtiler
Düşünsel ve duygusal belirtiler
Davranışsal belirtiler
Bu davranışlar kısa vadede rahatlatabilir. Fakat kişi her kaçındığında zihni “Demek ki gerçekten tehlikeliydi; kaçtığım için kurtuldum” sonucunu çıkarabilir. Böylece kaçınma, anlık rahatlama sağlarken uzun vadede kaygı döngüsünü güçlendirebilir.
Anksiyetenin herkese uyan tek bir nedeni yoktur. Genellikle birden fazla etken birlikte rol oynar:
Anksiyeteyi yalnızca “beyindeki kimyasal dengesizlik” veya yalnızca “çocukluk travması” ile açıklamak yetersizdir. Değerlendirmede biyolojik özellikler, yaşam deneyimleri, güncel stres kaynakları ve kaygıyı bugün sürdüren düşünce-davranış döngüleri birlikte ele alınır.
Yeni başlayan, olağandışı veya yoğun bedensel belirtilerde fiziksel nedenlerin dışlanması için hekim değerlendirmesi gerekebilir.
Yaygın anksiyete bozukluğu
Kişinin iş, sağlık, aile veya gelecek gibi birden fazla alan hakkında aşırı ve kontrol edilmesi güç endişe yaşamasıdır. Değerlendirmede endişenin çoğu gün görülmesi, en az altı ay sürmesi ve huzursuzluk, yorgunluk, odaklanma güçlüğü, kas gerginliği veya uyku sorunlarıyla ilişkisi incelenir. (NIMH)
Panik bozukluk
Panik atak; çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, titreme, ölüm veya kontrolü kaybetme korkusu gibi belirtilerin kısa sürede yoğunlaşmasıdır. Tek bir panik atak, panik bozukluk anlamına gelmez. Panik bozuklukta tekrarlayan ve beklenmedik atakların yanında, yeni bir atak geçirme korkusu veya buna bağlı belirgin davranış değişiklikleri görülür.
Sosyal anksiyete bozukluğu
Kişinin başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten, küçük düşmekten veya yetersiz görünmekten yoğun biçimde korkmasıdır. Topluluk önünde konuşma, yeni biriyle tanışma, başkalarının yanında yemek yeme ya da fikir belirtme kaygı yaratabilir. Sorun yalnızca utangaçlık değil; korkunun kişinin yaşamını sınırlandırmasıdır.
Özgül fobi
Belirli bir nesne veya duruma karşı yoğun korku ve kaçınmadır. Hayvanlar, yükseklik, uçak, kan veya tıbbi işlemler korkunun odağı olabilir.
Agorafobi
Kaçmanın veya yardım almanın zor olacağı düşünülen toplu taşıma, kalabalık, açık ya da kapalı alanlar ve ev dışında tek başına bulunma gibi durumlarda belirgin korku veya kaçınma yaşanmasıdır.
Günlük dilde kullanılan “anksiyete atağı” ifadesi tek başına resmî bir tanı değildir. Yaşanan belirtilerin niteliği, süresi ve ortaya çıktığı bağlam değerlendirilmelidir.
Yanlış inanış | Klinik açıdan daha doğru bilgi
“Kaygımı tamamen yok edersem iyileşirim.” | Amaç her zaman bütün kaygıyı ortadan kaldırmak değil, kaygının hayat üzerindeki yönetimini azaltmaktır.
“Kaçınırsam zamanla geçer.” | Kaçınma anlık rahatlatabilir; ancak korkulan durumla ilgili yeni ve daha gerçekçi bilgiler edinilmesini engelleyebilir.
“Nefes egzersizi tek başına tedavi eder.” | Nefes çalışmaları bedeni düzenlemeye yardımcı olabilir; fakat kaygıyı sürdüren düşünce ve davranış döngülerini tek başına değiştirmeyebilir.
“Kaygılı olmam güçsüz olduğumu gösterir.” | Kaygı bir karakter kusuru değildir. Sorun, alarm sisteminin fazla hassaslaşması ve kişinin yaşamını yönetmeye başlamasıdır.
Anksiyete bozuklukları genelinde en geniş araştırma desteğine sahip psikolojik müdahaleler, bilişsel davranışçı terapi ilkelerine dayanan uygulamalardır. Terapi planı; kişinin yaşadığı soruna göre düşünsel değerlendirmeleri, kaçınma ve güvenlik davranışlarını, davranış deneylerini ve aşamalı maruz bırakma çalışmalarını içerebilir. (Dünya Sağlık Örgütü; NICE)
Psikoterapi sürecinde öncelikle kişinin kendine özgü kaygı döngüsü değerlendirilir:
Kabul ve kararlılık terapisi, kişinin kaygılı düşünceleri zorla ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onlarla kurduğu ilişkiyi değiştirmesine ve kaygı varken de değerleri doğrultusunda hareket edebilmesine odaklanır. Yaygın anksiyete bozukluğunda bu yaklaşıma ilişkin araştırma desteği gelişmektedir. (NIMH)
Bazı kişilerde travmatik yaşantılar, ilişki örüntüleri veya köklü yetersizlik ve tehdit inançları da terapi planında ele alınabilir. Uygun yaklaşım; belirtilerin türüne, şiddetine, kişinin ihtiyaçlarına, eşlik eden sorunlara ve terapi hedeflerine göre belirlenir. İlaç tedavisinin gerekli olup olmadığına ise hekim veya psikiyatri uzmanı karar verir.
Bu öneriler tedavinin yerini tutmaz. Özellikle belirtiler uzun sürüyor veya işlevselliği belirgin biçimde etkiliyorsa yalnızca kendi kendine baş etmeye çalışmak destek almayı geciktirebilir.
Kaygı;
bir ruh sağlığı uzmanından değerlendirme almak yararlı olabilir.
Göğüs ağrısı, bayılma, belirgin nefes darlığı veya daha önce yaşanmamış yoğun fiziksel belirtilerde öncelikle acil ya da tıbbi değerlendirme gerekebilir. Kişinin kendine zarar verme veya yaşamına son verme düşünceleri varsa 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurulmalı ya da en yakın acil servisten yardım alınmalıdır.
Anksiyete kendiliğinden geçer mi?
Belirli bir olaya bağlı ve geçici kaygı, koşullar değiştiğinde hafifleyebilir. Ancak uzun süren, kontrol edilmesi güç ve kaçınmayla beslenen kaygının yalnızca zaman geçmesiyle düzelmesi beklenmemelidir. Belirtilerin seyri kişiden kişiye değişir.
Anksiyete ile panik atak aynı şey midir?
Hayır. Anksiyete daha uzun süren bir endişe ve gerginlik hâli olarak görülebilir. Panik atak ise yoğun korku ve bedensel belirtilerin kısa sürede yükseldiği bir dönemdir. Her panik atak panik bozukluk anlamına gelmez.
Anksiyete tamamen geçer mi?
Anksiyete bozuklukları tedavi edilebilir durumlardır ve belirtiler belirgin biçimde azalabilir. Bununla birlikte psikoterapinin gerçekçi hedefi, insanın bir daha hiç kaygılanmaması değil; kaygıyı daha esnek biçimde yönetebilmesi ve hayatını kaçınmaların belirlememesidir.
Anksiyete için psikolog mu, psikiyatrist mi?
Psikoterapi ve psikolojik değerlendirme için klinik psikoloğa; ilaç gereksiniminin ve tıbbi durumların değerlendirilmesi için psikiyatri uzmanına başvurulabilir. Belirtilerin şiddetine ve kişinin ihtiyaçlarına göre iki uzmanlık alanı birlikte çalışabilir. Yeni veya olağandışı fiziksel belirtilerde ilgili hekim değerlendirmesi de gerekebilir.
Anksiyete insanı cezalandırmak için değil, korumak için çalışan bir sistemdir. Fakat koruma amacı taşıması, verdiği her alarmın gerçek tehlikeyi doğru gösterdiği anlamına gelmez.
İyileşme, alarmın bir daha hiç çalmamasını sağlamak değildir. Alarm çaldığında onun ne söylediğini anlayabilmek, gerçek riskle zihnin ürettiği olasılığı ayırabilmek ve hayatı kaygının kurallarına göre yaşamamayı öğrenmektir.
Kaygı, kaçınma veya sürekli güvence arama nedeniyle yaşam alanınızı daraltıyorsa, size özgü kaygı döngüsünün değerlendirilmesi için Sivas’ta yüz yüze veya online görüşme planlayabilirsiniz.
Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL, yalnızca 18 yaş ve üzerindeki yetişkinlerle çalışmaktadır. Mesleki çalışmalarını anksiyete, depresif belirtiler, travmatik yaşantılar, ilişki güçlükleri ve yetişkinlik döneminde karşılaşılan psikolojik sorunlar üzerinde; bilimsel ve entegratif psikoterapi yaklaşımıyla sürdürmektedir.
Bilgilendirme: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; tanı, psikoterapi veya tıbbi tedavinin yerini tutmaz. Belirtiler kişiden kişiye değişebilir ve klinik değerlendirme gerektirebilir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.