İlişkilerde tekrar eden sorunlar çoğu zaman “yanlış insanları seçmek” ile açıklanır. Oysa psikoloji literatürü, bu döngülerin çok daha derin bir kökeni olduğunu gösteriyor: bağlanma stilleri.
Bağlanma, bireyin erken çocukluk döneminde bakım verenleriyle kurduğu duygusal bağ üzerinden şekillenen ve yaşam boyu ilişkileri etkileyen bir sistemdir. İlk olarak John Bowlby tarafından geliştirilen bağlanma kuramı, bireyin güvenlik, yakınlık ve duygusal düzenleme ihtiyaçlarının nasıl karşılandığına odaklanır (Bowlby, 1969).
Mary Ainsworth’ün yaptığı “Yabancı Durum Deneyi” (Strange Situation) ile bağlanma stilleri üç ana kategori altında tanımlanmıştır (Ainsworth et al., 1978):
Güvenli bağlanan bireyler, ilişkilerde hem yakınlık kurabilir hem de bireyselliklerini koruyabilirler. Duygusal ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanmazlar ve partnerlerine güven duyarlar.
Bu bağlanma stiline sahip bireyler, ilişkilerde yoğun terk edilme korkusu yaşarlar. Sürekli onay arayışı, aşırı düşünme ve duygusal iniş çıkışlar sık görülür. Partnerin mesafesi yoğun kaygıya neden olabilir.
Kaçınan bağlanma stilinde bireyler, yakınlıktan rahatsızlık duyabilir ve duygusal mesafe koyma eğilimindedir. Bağımsızlık vurgusu yüksek olmakla birlikte, derin bağ kurmak zorlayıcı olabilir.
Daha sonra yapılan çalışmalar, kaygılı ve kaçınan özelliklerin birlikte görüldüğü “dağınık (dezorganize) bağlanma” stilini de tanımlamıştır (Main & Solomon, 1986).
Bağlanma stilleri sadece çocuklukla sınırlı değildir; romantik ilişkilerde de güçlü biçimde kendini gösterir. Hazan ve Shaver (1987), yetişkin romantik ilişkilerin aslında birer bağlanma ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur.
Örneğin:
• Kaygılı bağlanan bireyler, partnerlerine aşırı bağımlı hale gelebilir.
• Kaçınan bağlanan bireyler, yakınlık arttıkça geri çekilebilir.
• Bu iki stil sıklıkla birbirini çeker ve “yakınlaşma–kaçınma döngüsü” oluşur.
Bu döngü, bireylerin bilinçli tercihinden çok, tanıdık gelen duygusal deneyimlere yönelme eğilimiyle ilgilidir.
İnsan zihni, tanıdık olanı güvenli olarak kodlama eğilimindedir. Bu nedenle çocuklukta öğrenilen ilişki dinamikleri, sağlıksız bile olsa yetişkinlikte tekrar edilebilir.
Bu durum, psikolojide “tekrarlama zorlantısı” (repetition compulsion) olarak da açıklanır (Freud, 1920). Kişi, geçmişte çözülmemiş duygusal deneyimleri farkında olmadan yeniden sahneleyebilir.
Kısa cevap: Evet.
Bağlanma stilleri sabit kişilik özellikleri değildir; deneyim ve farkındalıkla dönüşebilir. Özellikle psikoterapi süreci, bireyin bağlanma örüntülerini fark etmesine ve daha güvenli ilişki kurma becerileri geliştirmesine yardımcı olur.
Araştırmalar, terapötik ilişkinin kendisinin de “düzeltici duygusal deneyim” sağlayarak güvenli bağlanmayı desteklediğini göstermektedir (Siegel, 2012).
Terapi süreci bireye şunları kazandırır:
• Duygusal tetikleyicilerini fark etme
• İlişkilerdeki tekrar eden döngüleri anlama
• Sağlıklı sınırlar koyabilme
• Yakınlık ve bireysellik arasında denge kurma
En önemlisi, birey ilk kez bir ilişkide (terapötik ilişki) kendisi olarak kalabildiği bir deneyim yaşar.
İlişkilerde yaşanan zorluklar çoğu zaman bir “yetersizlik” değil, öğrenilmiş bağlanma örüntülerinin sonucudur. Bu örüntüler fark edildiğinde ve üzerinde çalışıldığında değişim mümkündür.
Eğer siz de ilişkilerinizde benzer döngüleri tekrar ettiğinizi fark ediyorsanız, bu bir son değil; aksine önemli bir başlangıç olabilir.
• Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of Attachment.
• Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1.
• Freud, S. (1920). Beyond the Pleasure Principle.
• Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process.
• Main, M., & Solomon, J. (1986). Discovery of disorganized attachment patterns.
• Siegel, D. J. (2012). The Developing Mind.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.