Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL / Sivas
Pek çok kişi keyif alamadığı dönemlerde kendisine benzer sorular sormaktadır:
Eskiden sevdiğim şeyler neden artık hiçbir şey hissettirmiyor?
Arkadaşlarımla görüştüğümde neden orada değilmişim gibi hissediyorum?
Dinlenmeme rağmen neden hiçbir şey yapmak istemiyorum?
Hayatımda belirgin bir sorun yokken neden içimde sürekli bir boşluk var?
Bir yere gitmek, alışveriş yapmak veya tatile çıkmak neden eskisi gibi iyi gelmiyor?
Yapmam gerekenleri yapıyorum ama neden hayatı yalnızca sürdürüyor gibi hissediyorum?
Keyif alamamak depresyonda olduğum anlamına mı gelir?
İsteksizliğim tembellik mi, yoksa psikolojik bir zorlanmanın belirtisi mi?
Keyif almayı bekledikçe neden yaşamdan daha fazla uzaklaşıyorum?
Hiçbir şey yapmak istemediğimde kendimi zorlamalı mıyım?
Haz kaybı ne zaman profesyonel destek gerektirir?
Bu yazıda hiçbir şeyden eskisi gibi keyif alamama durumu; haz kaybı, depresif belirtiler, kronik stres, tükenmişlik, yas, travmatik yaşantılar, davranışsal geri çekilme ve bedensel etkenler çerçevesinde ele alınmaktadır.
Haz kaybı ya da psikolojide kullanılan adıyla anhedoni, kişinin daha önce ilgi duyduğu, yapmaktan hoşlandığı veya kendisini canlı hissettiren etkinliklerden eskisi kadar haz alamamasıdır. Bu durum yalnızca üzgün olmak anlamına gelmez. Kişi günlük sorumluluklarını sürdürebilir, gülebilir ve dışarıdan iyi görünebilir; ancak iç dünyasında yaşamla arasındaki bağın zayıfladığını hissedebilir.
Haz kaybı depresyonda görülebilen önemli belirtilerden biridir fakat tek başına depresyon tanısı anlamına gelmez. Uzun süren stres, yas, travmatik yaşantılar, uyku sorunları, bazı bedensel hastalıklar, ilaçlar ve yaşamın giderek daralması da keyif alma kapasitesini etkileyebilir.
Amaç kendinizi zorla mutlu etmek değildir. Öncelikle keyif kaybının nasıl başladığını, hangi alanlarda görüldüğünü ve onu sürdüren geri çekilme döngüsünü anlamak gerekir.
“Canınız hiçbir şey yapmak istemediği için mi yaşamdan çekildiniz, yoksa yaşamdan çekildikçe mi hiçbir şey yapmak istemez oldunuz?”
— Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL
Haz kaybı, kişinin daha önce kendisine iyi gelen etkinliklere karşı ilgisinin veya bu etkinliklerden aldığı hazzın azalmasıdır. Bu durum yalnızca eğlenceli etkinliklerle sınırlı değildir.
Haz kaybı yaşayan kişi:
Sevdiği müzikleri dinlemek istemeyebilir.
Arkadaşlarıyla görüşmekten kaçınabilir.
Yemeklerin tadından eskisi kadar zevk almayabilir.
Cinsel isteğinde veya yakınlıktan aldığı hazda azalma yaşayabilir.
Başarıları karşısında sevinç hissedemeyebilir.
Tatil, alışveriş veya kutlama gibi etkinlikleri anlamsız bulabilir.
Hobilerine başlamakta zorlanabilir.
Ailesinin yanında olsa bile duygusal olarak uzak hissedebilir.
Günlük yaşamı “yapılması gereken görevler listesi” gibi yaşayabilir.
Haz kaybı her zaman bütün alanlarda aynı şiddette görülmez. Kişi sosyal ilişkilerden uzaklaşırken yemek yemekten hâlâ keyif alabilir veya yaptığı etkinliklerden haz alsa bile onlara başlama isteğini kaybedebilir.
Bu nedenle “Hiçbir şey hissetmiyorum.” ifadesinin altında farklı deneyimler bulunabilir.
Her insan zaman zaman isteksiz, yorgun veya sıkılmış hissedebilir. Yoğun bir haftanın ardından evden çıkmak istememek ya da daha önce sevilen bir etkinlikten bir süre uzaklaşmak tek başına psikolojik bir sorun göstermez.
Geçici isteksizlik çoğunlukla belirli bir döneme veya etkinliğe bağlıdır. Dinlenme, ortam değişikliği ya da kişinin gerçekten sevdiği bir şeyle karşılaşmasıyla hafifleyebilir.
Haz kaybında ise şu özellikler daha belirgin olabilir:
Durum birkaç günle sınırlı kalmaz.
Birden fazla yaşam alanına yayılır.
Kişi sevdiği şeyleri yapsa bile duygusal karşılık alamaz.
Dinlenmek yeterli gelmez.
Sosyal ilişkiler, iş yaşamı ve kişisel bakım etkilenmeye başlar.
Kişi eski hâliyle bugünkü hâlini sürekli karşılaştırır.
Yaşamın anlamsız veya renksiz olduğu düşüncesi güçlenir.
Burada önemli olan yalnızca “Keyif alıyor muyum?” sorusu değildir. Bu değişimin ne kadar süredir devam ettiği, günlük işlevselliği ne ölçüde etkilediği ve başka hangi belirtilerle birlikte görüldüğü de değerlendirilmelidir.
Hayır. Haz kaybı depresif dönemlerde sık görülen belirtilerden biridir ancak tek başına depresyon tanısı koymak için yeterli değildir.
Depresyonda haz kaybına şu belirtiler eşlik edebilir:
Günün büyük bölümünde çökkünlük veya boşluk hissi
Enerji azalması
Uykuya dalma, uykuyu sürdürme veya fazla uyuma
İştah ve kilo değişimleri
Dikkat ve karar verme güçlüğü
Kendini değersiz veya yetersiz görme
Yoğun suçluluk
Hareketlerde yavaşlama ya da belirgin huzursuzluk
Geleceğe ilişkin umutsuzluk
Ölüm veya kendine zarar verme düşünceleri
Bununla birlikte haz kaybı; uzun süreli stres, yas, travmatik yaşantılar, sosyal izolasyon, uyku bozuklukları, bazı bedensel hastalıklar, madde kullanımı veya bazı ilaçlarla ilişkili olarak da görülebilir.
Bu nedenle “Hiçbir şeyden keyif alamıyorum, demek ki depresyondayım.” sonucuna doğrudan varmak doğru değildir. Belirtinin süresi, şiddeti, ortaya çıktığı koşullar ve kişinin genel işlevselliği birlikte değerlendirilmelidir.
Bir şeyi istemek, ona başlamak ve onu yaparken keyif almak birbiriyle ilişkili fakat aynı olmayan süreçlerdir.
Bazı kişiler bir etkinliğe başlamadan önce hiçbir istek duymaz fakat başladıktan sonra az da olsa keyif alabildiğini fark eder. Örneğin yürüyüşe çıkmak istemeyebilir ancak çıktıktan sonra havanın veya hareket etmenin kendisine bir miktar iyi geldiğini görebilir.
Bazı kişiler ise etkinliğe başlayabilir fakat etkinlik sırasında da haz hissedemez. Daha önce sevdiği insanlarla görüşür, işlerini tamamlar veya dışarı çıkar; ancak kendisini duygusal olarak ortamın dışında hisseder.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü “Başlamak istemiyorum.” düşüncesi her zaman “Yaptığımda hiçbir şey hissetmeyeceğim.” anlamına gelmez. Zihin henüz yaşanmamış bir deneyimin sonucunu önceden tahmin ediyor olabilir.
Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bir şeyi yapmak istemiyor muyum, yoksa yaptığımda da gerçekten hiçbir karşılık alamıyor muyum?”
İnsan zihni, içinde bulunduğu koşullara göre dikkatini ve enerjisini farklı alanlara yönlendirir. Uzun süren stres dönemlerinde kişi tehditleri, sorumlulukları ve çözülmesi gereken sorunları daha fazla fark etmeye başlayabilir.
Bu durumda zihin:
Nelerin ters gidebileceğine odaklanabilir.
Olumlu deneyimleri kısa ve önemsiz görebilir.
Dinlenirken bile yapılması gerekenleri düşünebilir.
Keyif veren etkinlikleri gereksiz veya suçluluk verici bulabilir.
Başarıları hızla küçümseyebilir.
“Bunun ne anlamı var?” düşüncesini daha sık üretebilir.
Olumlu bir olay yaşandığında bile kişi “Zaten uzun sürmeyecek.”, “Herkesin yapabildiği bir şey.” veya “Daha iyisini yapmalıydım.” diyerek deneyimin duygusal etkisini azaltabilir.
Böylece sorun yalnızca olumlu olayların azlığı olmayabilir. Zihnin olumlu deneyimi fark etme, kabul etme ve üzerinde kalabilme biçimi de değişmiş olabilir.
Uzun süre sorumluluk, belirsizlik, çatışma veya performans baskısı altında yaşayan kişi enerjisinin büyük bölümünü hayatı sürdürmeye ayırabilir. Yapılması gerekenler tamamlanır fakat yaşam giderek görevlerden oluşan bir programa dönüşür.
Kişi çalışır, insanlarla konuşur, eve gelir ve ertesi gün yeniden aynı döngüye başlar. Dışarıdan işlevsel görünmesine rağmen içeride şu düşünceler oluşabilir:
“Sadece günü tamamlıyorum.”
“Hiçbir şeye enerjim kalmıyor.”
“Boş zamanım olsa bile ne yapacağımı bilmiyorum.”
“Dinleniyorum ama toparlanamıyorum.”
“Eskiden beni heyecanlandıran şeylerin artık anlamı yok.”
Burada dinlenmek önemli olsa da her geri çekilme dinlenme değildir. Dinlenme kişinin enerjisini bir ölçüde yenilerken, uzun süreli kaçınma yaşam alanını daha da daraltabilir.
Kayıp ve travmatik yaşantılar her zaman yalnızca yoğun üzüntü şeklinde yaşanmaz. Bazı insanlar ağlamak yerine uyuşmuş, kopuk veya boş hissedebilir.
Zihin ağır bir yaşantının ardından acı veren duyguların yoğunluğunu azaltmaya çalışırken olumlu duygulara ulaşmak da zorlaşabilir. Kişi “Üzülmüyorum ama hiçbir şey hissedemiyorum.” diyebilir.
Yas döneminde keyif almak bazı kişilerde suçluluk da yaratabilir:
“Ben gülersem onu unutmuş olurum.”
“Böyle bir şey yaşandıktan sonra eğlenmem doğru değil.”
“Hayatıma devam edersem yaşananları önemsizleştirmiş olurum.”
Bu düşünceler kişinin olumlu deneyimlerden geri çekilmesine neden olabilir. Oysa yeniden keyif alabilmek yaşananları unutmak veya önemsizleştirmek anlamına gelmez.
“Acınızın yanında yeniden yaşamaya başlamanız, kaybettiğiniz şeyi geride bıraktığınız anlamına gelmez.”
— Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL
Haz kaybı çoğu zaman şu döngüyle devam edebilir:
Başlangıç: Stres, kayıp, hayal kırıklığı, yorgunluk veya depresif belirtiler ortaya çıkar.
Tahmin: “Zaten keyif almayacağım.” düşüncesi oluşur.
Geri çekilme: Kişi görüşmeleri iptal eder, hobilerini bırakır ve evde daha fazla zaman geçirir.
Kısa süreli rahatlama: Hazırlanmak, dışarı çıkmak veya insanlarla konuşmak zorunda kalmadığı için geçici bir rahatlama yaşar.
Yaşamın daralması: Keyif, başarı, hareket ve yakınlık sağlayabilecek deneyimler azalır.
Uzun vadeli sonuç: “Artık hiçbir şey bana iyi gelmiyor.” düşüncesi daha inandırıcı hâle gelir.
Haz kaybı geri çekilmeye yol açabilir; geri çekilme de kişinin yeniden haz alabileceği deneyimlere ulaşmasını zorlaştırabilir.
Bu döngüyü sürdürebilen davranışlar şunlardır:
Arkadaşlarla yapılan planları sürekli iptal etmek
Günün büyük bölümünü yatakta veya telefonda geçirmek
Daha önce sevilen etkinlikleri tamamen bırakmak
Keyif gelmeden hiçbir şeye başlamamak
Yalnızca zorunlu işleri yapmak
Yeni deneyimlere karşı peşinen “Bana iyi gelmez.” demek
Küçük olumlu değişimleri önemsiz görmek
Kendini sürekli geçmişteki hâliyle karşılaştırmak
İyi hissetmediği için kendisini suçlamak
Başladığı etkinliği birkaç dakika içinde bırakmak
Bu davranışların amacı anlaşılabilir: Kişi zaten düşük olan enerjisini korumaya çalışmaktadır. Ancak yaşamdan uzun süre geri çekilmek, zihin için “Demek ki yapılabilecek hiçbir şey yok.” şeklinde yeni bir kanıta dönüşebilir.
Haz kaybı yaşayan kişiye sıklıkla “Biraz dışarı çık.”, “Kafana takma.”, “Kendine bir hobi bul.” veya “Sahip olduklarının kıymetini bil.” denir. Bu sözler iyi niyetli olsa da kişinin anlaşılmadığını ve başarısız olduğunu hissetmesine yol açabilir.
Kişi daha sonra kendisini sürekli kontrol etmeye başlayabilir:
“Şimdi keyif alıyor muyum?”
“Neden diğerleri gibi eğlenemiyorum?”
“Eskiden burada çok mutlu olurdum.”
“Bende bir sorun olmalı.”
“Böyle hissedeceksem gelmemin ne anlamı vardı?”
Keyif, sürekli ölçülmesi gereken bir performansa dönüştüğünde kişinin dikkati yaşadığı deneyimden uzaklaşıp içsel denetime yönelir.
Amaç kendinizi mutlu olmaya zorlamak değil; olumlu duyguların yeniden ortaya çıkabileceği koşullarla kademeli biçimde temas kurmaktır.
Daha önce sevdiğiniz etkinliklere karşı ilginizin belirgin biçimde azalması
İnsanlarla görüşmek istememeniz
Başarılarınızın sizde sevinç oluşturmaması
Günlerin birbirine benzediğini düşünmeniz
Hayatınızı yalnızca sorumlulukları tamamlayarak sürdürmeniz
Boş zamanlarınızda ne yapacağınızı bilememeniz
Dinlenmenize rağmen enerjinizin yenilenmemesi
Yakınlık, dokunma veya cinselliğe ilginizin azalması
Yemek, müzik, doğa veya sosyal ortamların eskisi gibi bir karşılık oluşturmaması
Sürekli eski hâlinizi özlemeniz
Gelecekte keyif alabileceğiniz bir şey hayal etmekte zorlanmanız
Uyku, iştah, dikkat veya kişisel bakımınızda değişiklikler görülmesi
“Böyle yaşamaya devam etmenin ne anlamı var?” düşüncesinin sıklaşması
Bu belirtilerden birkaçının bulunması tek başına psikolojik bir tanı anlamına gelmez. Belirtilerin ne kadar süredir devam ettiği, şiddeti ve günlük işlevselliğe etkisi bireysel olarak değerlendirilmelidir.
“Ben tembelim.” genel ve değişmez bir yargıdır. Bunun yerine yaşadığınız durumu somutlaştırın:
Hangi etkinliklere ilgim azaldı?
Bu değişim ne zaman başladı?
Günün hangi saatlerinde daha belirgin?
Hâlâ küçük de olsa karşılık alabildiğim şeyler var mı?
Başlamak mı zor, yoksa başladıktan sonra da hiçbir şey hissedemiyor muyum?
Sorunu somutlaştırmak, kendinizi suçlamak yerine örüntüyü anlamanıza yardımcı olabilir.
İnsanlar çoğu zaman önce motive olacaklarını, ardından harekete geçeceklerini düşünür. Ancak özellikle depresif dönemlerde motivasyon her zaman başlangıçta ortaya çıkmaz.
Bazen sıra şu şekilde ilerler:
Küçük bir davranış → deneyim → az miktarda enerji veya yeterlik hissi → yeni bir davranış
Bu nedenle amaç kendinizi yoğun bir programa zorlamak değil; ruh hâlinizin tamamen düzelmesini beklemeden küçük ve uygulanabilir bir adım seçmektir.
Yapacağınız etkinliklerin yalnızca eğlenceli olması gerekmez. Günlük planınıza üç farklı türde küçük etkinlik ekleyebilirsiniz:
Haz: Müzik dinlemek, sevilen bir içecek hazırlamak, kısa bir yürüyüş yapmak
Yeterlik: Küçük bir işi tamamlamak, odayı düzenlemek, bekleyen bir telefon görüşmesini yapmak
Bağlantı: Bir yakınınıza mesaj göndermek, kısa bir görüşme yapmak, ortak bir ortamda bulunmak
Bir etkinlik sizi çok mutlu etmese bile yeterlik veya bağlantı hissi sağlayabilir. İyileşme yalnızca yüksek hazdan değil, yaşamın farklı alanlarıyla yeniden temas kurmaktan oluşur.
Haz kaybı yaşarken geçmişte yaptığınız etkinliklerin tamamını aynı biçimde sürdürmeye çalışmak başarısızlık hissini artırabilir.
“Bir saat yürüyüş yapmalıyım.” yerine “On dakika dışarı çıkacağım.”
“Arkadaşlarımla bütün akşam kalmalıyım.” yerine “Kısa bir kahve içeceğim.”
“Evi tamamen düzenlemeliyim.” yerine “Yalnızca masanın üzerini toplayacağım.”
Küçük hedefler önemsiz değildir. Amaç performans göstermek değil, hareketsizlik döngüsünde küçük bir açıklık oluşturmaktır.
Bir etkinliğe başlamadan önce ne kadar keyif veya yeterlik hissedeceğinizi 0–10 arasında tahmin edin. Etkinlikten sonra gerçekten ne hissettiğinizi yeniden puanlayın.
Örneğin:
Etkinlik: On dakika yürüyüş
Önceki tahmin: Keyif 1/10
Sonraki deneyim: Keyif 3/10, yeterlik 4/10
Amaç yüksek puanlar elde etmek değildir. Zihninizin “Hiçbir fark olmayacak.” tahmininin her zaman bütünüyle doğru olup olmadığını gözlemlemektir.
Dinlenme sonrasında kişi bir miktar toparlanabilir. Geri çekilme ise çoğu zaman daha fazla isteksizlik, suçluluk ve kopukluk yaratır.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Şu anda gerçekten dinleniyor muyum, yoksa yaşamdan mı kaçıyorum?
Bu davranıştan sonra kendimi biraz daha toparlanmış mı, daha fazla çökmüş mü hissediyorum?
Yalnız kalmak şu anda ihtiyacım mı, yoksa insanlarla karşılaşmaktan kaçınmanın yolu mu?
Bir saat daha telefonda kalmak bana gerçekten iyi gelecek mi?
Her boş kalma davranışı dinlenme olmadığı gibi, her hareket de iyileştirici değildir. Önemli olan davranışın kısa ve uzun vadeli etkisidir.
Uyku düzensizliği, yoğun yorgunluk, bazı hormonal veya metabolik sorunlar, kronik ağrı, madde kullanımı ve bazı ilaçlar enerji ile haz alma kapasitesini etkileyebilir.
Yeni başlayan, uzun süren veya belirgin biçimde şiddetlenen haz kaybında yalnızca psikolojik açıklamalara odaklanmamak gerekir. Gerektiğinde bir hekim tarafından bedensel etkenlerin ve kullanılan ilaçların değerlendirilmesi önemlidir.
Kullanılan ilaçlar bir sağlık profesyoneline danışılmadan bırakılmamalı veya değiştirilmemelidir.
Bazı günler yaptığınız şeyden hemen keyif almayabilirsiniz. Yine de bu davranış sizin için önemli bir yaşam yönüyle bağlantılı olabilir.
Şu soruyu sorabilirsiniz:
“Şu anda keyif alacağımın garantisi olmasa bile, nasıl bir insan olmak istediğim için hangi küçük adımı atabilirim?”
Bir yakınınızı aramak size anında mutluluk vermeyebilir fakat ilişkilerinize verdiğiniz değerle uyumlu olabilir. Kısa bir yürüyüş heyecan yaratmayabilir fakat bedeninize özen gösterme yönünde bir adım olabilir.
Yaşamı yalnızca o anda hissedilen duyguya göre yönetmek, haz kaybı dönemlerinde hayatın daha da daralmasına neden olabilir.
Haz kaybına aşağıdaki durumlardan biri eşlik ediyorsa gecikmeden profesyonel destek alınmalıdır:
Ölüm veya kendine zarar verme düşünceleri
Kendine zarar vermeye yönelik plan veya hazırlık
Temel kişisel bakımın sürdürülememesi
Yemek ve sıvı alımının ciddi biçimde azalması
Gerçeklikle bağın bozulduğu deneyimler
Kontrol edilmesi güç, tehlikeli veya alışılmadık davranışlar
Günlük işlevsellikte hızlı ve ciddi bir bozulma
Kişinin kendisini güvende tutamayacağını düşündüğü durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurulması veya en yakın acil servise gidilmesi gerekir.
Psikoterapide amaç kişiye “Hayata olumlu bak.” veya “Kendini mutlu edecek şeyler yap.” demek değildir. Haz kaybının nasıl başladığı ve hangi düşünce, duygu ve davranış örüntüleriyle sürdüğü kişinin yaşam öyküsüyle birlikte değerlendirilir.
Süreçte şu alanlar ele alınabilir:
Haz kaybının başlangıcı ve tetikleyen koşullar
Günlük etkinlikler ile ruh hâli arasındaki ilişki
Davranışsal geri çekilme ve kaçınma örüntüleri
“Hiçbir şey değişmeyecek.” biçimindeki otomatik düşünceler
Geçmişte keyif ve anlam sağlayan yaşam alanları
Uyku, rutin, hareket ve sosyal temasın etkisi
Yoğun öz eleştiri, suçluluk ve yetersizlik düşünceleri
Kayıp ve travmatik yaşantıların duygusal etkileri
Kişinin ihtiyaçları ve değerleriyle yeniden temas kurması
Küçük ve planlı davranış deneyleri
Haz, yeterlik ve bağlantı sağlayan etkinliklerin kademeli olarak artırılması
Gerektiğinde psikiyatri ve diğer sağlık alanlarıyla iş birliği
Bilişsel davranışçı terapi kapsamında davranışsal etkinleştirme, haz kaybı ve depresif geri çekilme döngüsünün ele alınmasında kullanılabilir. Kabul ve kararlılık terapisi, şema terapi ve kişinin öyküsünde travmatik yaşantıların belirleyici olduğu uygun durumlarda travma odaklı yöntemlerden de yararlanılabilir.
Kullanılacak yaklaşım yalnızca belirti adına göre değil; kişinin ihtiyaçları, yaşam öyküsü ve yapılan klinik değerlendirmeye göre belirlenmelidir.
Eskiden bana iyi gelen şeyler nelerdi ve ben onları ne zamandır yapmayı unuttum?
Keyif kaybım ne zaman başladı?
O dönemde hayatımda ne değişmişti?
Bir etkinliğe başlamak mı zor, yoksa etkinlik sırasında da hiçbir şey hissedemiyor muyum?
Keyif almak için kendime hangi koşulları koyuyorum?
Yaptığım şeyin işe yaraması için beni çok mutlu etmesi gerektiğine mi inanıyorum?
Dinleniyor muyum, yoksa yaşamdan giderek daha fazla mı çekiliyorum?
“Zaten iyi gelmeyecek.” düşüncesi bana neleri yaptırmıyor?
Geçmişteki hâlimle kendimi karşılaştırmak bugünkü küçük değişimleri görmemi engelliyor mu?
Günlük yaşamımda haz, yeterlik ve bağlantı sağlayan ne kadar alan kaldı?
Keyif gelmesini beklemek bana neleri erteletti?
Bugün yalnızca yüzde bir daha fazla yaşamla temas kurmamı sağlayacak davranış ne olabilir?
Bu duyguyu daha önce başka hangi dönemlerde yaşadım?
Keyif alamadığım için kendime nasıl davranıyorum?
Yakın bir arkadaşım aynı durumda olsaydı ona “Tembelsin.” mi derdim?
Bugün duyguma göre değil, değerlerime göre atabileceğim en küçük adım nedir?
Evet. Sivas’ta haz kaybı, isteksizlik, sosyal geri çekilme, yetersizlik düşünceleri, stres ve depresif belirtiler gibi alanlarda yetişkinlerle çalışan psikologlar bulunmaktadır. Görüşmelerde belirtilerin süresi, günlük yaşama etkisi ve kişiye özgü sürdürücü örüntüler değerlendirilebilir.
Hayır. Haz kaybı depresyonda görülebilen önemli belirtilerden biridir ancak tek başına tanı anlamına gelmez. Kronik stres, yas, travmatik yaşantılar, uyku sorunları, bazı bedensel durumlar ve ilaçlar da etkili olabilir. Belirtiler bütüncül biçimde değerlendirilmelidir.
Haz kaybı ile tembellik aynı şey değildir. Kişi yapmak istediği hâlde harekete geçemeyebilir veya etkinliği gerçekleştirdiği hâlde duygusal karşılık alamayabilir. Kişiyi “tembel” olarak etiketlemek, altta yatan psikolojik ya da bedensel etkenlerin gözden kaçmasına yol açabilir.
Kesin bir süre bütün insanlar için geçerli değildir. Bununla birlikte haz kaybı iki hafta veya daha uzun süredir günlerin çoğunda devam ediyor, birden fazla yaşam alanına yayılıyor ya da uyku, iştah, iş, ilişki ve kişisel bakımınızı etkiliyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.
Geçici stres veya yorgunlukla ilişkili isteksizlik koşullar düzeldiğinde azalabilir. Ancak belirtiler uzun sürüyor, şiddetleniyor veya yaşamın giderek daralmasına neden oluyorsa yalnızca geçmesini beklemek uygun olmayabilir. Psikolojik ve gerektiğinde tıbbi etkenler değerlendirilmelidir.
Amaç kendinizi yoğun ve yorucu etkinliklere zorlamak değildir. Küçük, planlı ve uygulanabilir adımlar tercih edilebilir. Etkinlikten hemen büyük bir keyif beklemek yerine davranışın enerji, yeterlik ve bağlantı üzerindeki küçük etkilerini gözlemlemek daha gerçekçi olabilir.
Bazı ilaçlar kişiden kişiye değişen biçimde enerji, duygulanım veya cinsel istek üzerinde etkiler oluşturabilir. Ancak kullanılan ilaçlar kişinin kendi kararıyla bırakılmamalı ya da değiştirilmemelidir. Fark edilen değişiklikler ilacı düzenleyen hekimle görüşülmelidir.
Uygun koşullar sağlandığında online psikoterapide haz kaybı, depresif geri çekilme, kaçınma, öz eleştiri ve günlük yaşamın yeniden yapılandırılması ele alınabilir. Online görüşmenin uygunluğu kişinin ihtiyaçlarına, risk durumuna ve yapılan klinik değerlendirmeye göre belirlenir.
Hiçbir şeyden eskisi gibi keyif alamamanız, hayatınızda artık keyif alınabilecek hiçbir şey kalmadığını kanıtlamaz. Haz kaybı bazen uzun süren stresin, depresif bir dönemin, yaşanan kayıpların, bedensel etkenlerin veya yaşamdan giderek geri çekilmenin sonucu olabilir.
İyileşme, bir sabah ansızın eski hâlinize dönmek zorunda değildir. Bazen süreç; henüz büyük bir keyif hissetmeden küçük bir davranışta bulunmak, yaşamla yeniden temas kurmak ve zihnin “Hiçbir şey değişmeyecek.” tahminini deneyim yoluyla sınamakla başlar.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Keyfin geri gelmesini beklerken, keyfin yeniden gelebileceği hangi deneyimlerden uzak kalıyorum?”
Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Klinik değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez. Her bireyin belirtileri, yaşam öyküsü ve ihtiyaçları farklıdır. Kendi durumunuza ilişkin değerlendirme için bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önerilir.
Yazan: Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL
Uzman Klinik Psikolog Mert ADİL, Sivas’ta yüz yüze ve online olarak 18 yaş ve üzerindeki yetişkinlerle; kaygı, travmatik yaşantılar, ilişki örüntüleri, duygu durumu güçlükleri, stres, uyku ve yaşam kalitesi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Psikoterapi sürecinde bilişsel davranışçı terapi, kabul ve kararlılık terapisi, şema terapi ve uygun durumlarda EMDR yaklaşımından yararlanmaktadır.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.