“Bu kez farklı olacak diye düşünmüştüm.”
Bazen yeni bir ilişkiye başlarken geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarının geride kaldığını düşünürüz. Fakat zaman geçtikçe kendimizi yine benzer bir ilişkinin, benzer duyguların ya da benzer çatışmaların içinde bulabiliriz.
Farklı bir insanla, farklı bir zamanda ve farklı koşullarda…
Ama tanıdık bir duyguyla.
Peki neden?
İnsan zihni ve ruhsal dünyası, yalnızca iyi olanı değil, tanıdık olanı da arayabilir.
Çocukluk ve erken ilişkilerimizde sevgi, ilgi, mesafe, eleştiri, onaylanma veya reddedilme biçimleriyle ilgili deneyimlerimiz, ilerleyen yıllarda ilişkilerimizi nasıl algıladığımızı etkileyebilir.
Örneğin sürekli onaylanmaya ihtiyaç duyan biri, duygusal olarak mesafeli bir kişiye daha fazla çekilebilir. Çünkü yakınlık ve uzaklık arasındaki bu gerilim ona tanıdık gelebilir.
Bu, kişinin bilinçli olarak kendisine zarar veren ilişkileri seçtiği anlamına gelmez.
Çoğu zaman kişi yalnızca tanıdığı duygusal dünyaya doğru çekildiğinin farkında değildir.
İlişkilerimizde yalnızca karşımızdaki kişiye tepki vermeyiz. Bazen geçmiş deneyimlerimizin izleri de bugünkü ilişkiye taşınır.
Bir partnerin geç cevap vermesi yalnızca “geç cevap verdi” anlamına gelmeyebilir.
Kişinin içinde:
“Beni önemsemiyor.”
“Yine yalnız kalacağım.”
“Demek ki yeterince değerli değilim.”
gibi çok daha derin anlamlar harekete geçebilir.
Böylece bugünkü olay, geçmişte yaşanmış başka duyguların da taşıyıcısı hâline gelebilir.
Aynı döngülerin içinde kalmamızın bir başka nedeni de ilişkilerde belirli roller geliştirmemizdir.
Hep anlayan taraf olmak…
Hep veren taraf olmak…
Kırıldığımız hâlde susmak…
Terk edilmemek için kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek…
Ya da yakınlık istediğimiz hâlde yakınlaşmaya başladığımızda geri çekilmek…
Bu davranışlar zamanla kişinin ilişki kurma biçiminin bir parçası hâline gelebilir.
Ve ilişki sona erse bile, kişi yeni bir ilişkide benzer bir konuma yeniden yerleşebilir.
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Ancak bazen daha önemli soru şudur:
“Ben bu ilişkide nasıl bir konuma geliyorum?”
Çünkü mesele yalnızca karşımızdaki kişinin kim olduğu değildir.
Onun yanında biz nasıl hissediyoruz?
Neye ihtiyaç duyuyoruz?
Nelerden vazgeçiyoruz?
Neyi söylemekten çekiniyoruz?
Sevilmek için nasıl biri olmamız gerektiğine inanıyoruz?
Ve belki de en önemlisi:
“Bu ilişki bana neden bu kadar tanıdık geliyor?”
Psikoterapide amaç yalnızca “doğru insanı seçmek” ya da ilişkiler konusunda tavsiye vermek değildir.
Kişinin ilişkilerinde tekrar eden örüntüleri fark etmesi; bunların hangi duygularla, ihtiyaçlarla ve geçmiş deneyimlerle bağlantılı olduğunu anlaması önemlidir.
Çünkü fark etmediğimiz bir döngüyü değiştirmek oldukça zordur.
Bazen değişim, “Bir daha böyle bir ilişki yaşamayacağım” demekle değil;
“Ben bu ilişkide neden yine aynı yerde buluyorum kendimi?”
sorusunu gerçekten merak etmekle başlar.
Kendimizi ve ilişkilerimizi daha derinden anlamaya başladığımızda, geçmişin bugün üzerindeki etkisini fark etmek ve farklı seçimler yapabilmek mümkün hâle gelebilir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.