“Yeterince iyi değilim.”
Bazen bu cümleyi açıkça söylemesek de içimizde taşıdığımız bir duygu olabilir. Başarılı olduğumuz, takdir edildiğimiz, hatta dışarıdan bakıldığında her şeyin yolunda olduğu dönemlerde bile kendimizi eksik, yetersiz ya da geride hissedebiliriz.
Peki neden?
Yetersizlik duygusu her zaman gerçekten yetersiz olduğumuzu göstermez. Çoğu zaman, kendimizle ilgili çok daha eski bir hikâyenin bugünkü yaşamımızda yeniden ortaya çıkmasıdır.
Çocukluk döneminde kendimizi büyük ölçüde bize bakım veren kişilerin gözünden tanımaya başlarız. Sevilmek, görülmek, takdir edilmek, hata yaptığımızda kabul edilmek ve duygularımızın anlaşılması; zamanla kendimizle ilgili içsel bir değerlendirme geliştirmemize yardımcı olur.
Eğer çocuk, sevgiyi veya kabulü çoğunlukla başarılı olduğunda, uslu olduğunda, beklentileri karşıladığında ya da başkalarını memnun ettiğinde hissediyorsa, zamanla şu tür bir inanç geliştirebilir:
“Olduğum hâlimle yeterli değilim; yeterli olabilmek için bir şey başarmalıyım.”
Bu inanç yetişkinlikte de farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.
Daha başarılı olmak için sürekli çalışmak, hata yapmaktan kaçınmak, başkalarının onayına fazlasıyla ihtiyaç duymak, kendimizi başkalarıyla kıyaslamak veya elde ettiklerimizin hiçbir zaman yeterli olduğunu hissedememek bunlardan bazılarıdır.
Yetersizlik duygusunun önemli özelliklerinden biri, dışarıdan gelen başarı ve takdirin içerideki boşluğu her zaman dolduramamasıdır.
Bir hedefe ulaşırız ve kısa süreliğine iyi hissederiz. Ardından zihnimiz yeni bir ölçüt belirler:
“Evet, ama daha iyisini yapabilirdim.”
“Diğerleri benden daha başarılı.”
“Bunu herkes yapabilirdi.”
“Bir sonraki sefer başarısız olursam ne olacak?”
Böylece kişi sürekli kendisini değerlendiren ve eksiklerini arayan bir iç sesle yaşamaya başlayabilir.
Günümüzde özellikle sosyal medya, başkalarının hayatlarının seçilmiş ve parlatılmış anlarını kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırmamıza neden olabiliyor.
Ancak burada önemli olan yalnızca kıyaslama değildir. Bazen başkalarının başarısı bizde yalnızca “Ben de bunu istiyorum.” duygusu yaratmaz; daha derinde “Ben neden böyle değilim?” ve “Demek ki bende bir eksiklik var.” düşüncelerini de harekete geçirebilir.
Bu nedenle kıyaslama çoğu zaman kişinin gerçek değerinden çok, kendisiyle kurduğu ilişki hakkında bilgi verir.
Yetersizlik duygusuyla mücadele etmek her zaman kendimize “Ben yeterliyim.” demekle başlamayabilir.
Bazen önce şu sorulara bakmak gerekir:
“Yeterli olmak benim için ne demek?”
“Kendimi ne zaman değerli hissediyorum?”
“Hata yaptığımda kendime nasıl davranıyorum?”
“Benden kim, nasıl biri olmamı bekliyordu?”
“Bugün kendime yönelttiğim eleştiriler bana kimi ya da hangi eski deneyimleri hatırlatıyor?”
Psikoterapide bu sorular üzerinde çalışmak, yalnızca yetersizlik hissini azaltmayı değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin daha derinden anlaşılmasını sağlayabilir.
Çünkü bazen asıl mesele “Yeterli miyim?” sorusunun cevabını bulmak değil; neden kendimizi sürekli yeterliliğimizi kanıtlamak zorunda hissederek yaşadığımızı anlamaktır.
Kendilik değerimiz yalnızca başarılarımızdan, başkalarının onayından ya da ne kadar “iyi” olduğumuzdan oluşmaz. Kendimizle kurduğumuz ilişkinin içinde, güçlü ve zorlanan yanlarımızla birlikte kendimize yer açabilmek de ruhsal iyilik hâlinin önemli bir parçasıdır.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.