Bazı insanlar ilişkiye girdiklerinde sürekli terk edileceklerinden korkarlar. Sürekli onay ararlar, partnerlerini bunaltırlar, sonra “yine aynı şeyi yaptım” diye kendilerini yiyip bitirirler. Bazıları ise tam tersini yaşar — yakınlaşmak güzel hissettirirken bir noktada içleri sıkışır, alan isterler, duygusal olarak uzaklaşırlar. İlişki bittiğinde de “neden hep böyle oluyor?” sorusuyla kalırlar.
Bu döngülerin bir açıklaması var: bağlanma biçimi.
Çocuklukta ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki, beynimize bir şablon bırakır. “Yardım istediğimde yanımda olurlar mı?”, “Beni terk ederler mi?”, “Duygularım kabul görür mü?” gibi sorulara aldığımız cevaplar, ilerleyen yıllarda romantik ilişkilerde nasıl davranacağımızı büyük ölçüde belirler.
Psikolojide dört temel bağlanma biçimi tanımlanmaktadır:
Güvenli bağlanma: Yakınlık hem rahatlatıcı hem de boğucu hissettirmez. Çatışmalar yıkıcı görünmez, ayrılıklar yönetilebilirdir. Ne yazık ki bu bağlanma biçimi, klinik pratikte en az karşılaşılan gruptur.
Kaygılı bağlanma: “Beni seviyor mu?”, “Neden mesaj atmadı?”, “Gidecek mi?” soruları zihinle bitmez. Terk edilme korkusu o kadar yoğundur ki, ilişki içinde sürekli onay arama ve kontrol etme davranışları ortaya çıkar. Paradoks olarak bu davranışlar, tam da korkudan kaçınmaya çalıştığı durumu — yani uzaklaşmayı — tetikleyebilir.
Kaçınan bağlanma: Duygusal yakınlık içgüdüsel olarak tehdit gibi hissedilir. Çatışmadan kaçınma, “zaten kimseye ihtiyacım yok” söylemi ve duygusal mesafe koruma bu grubun ayırt edici özellikleridir. İçten içe bağlanmak isteseler de kendilerini nasıl açacaklarını bulmakta zorlanırlar.
Korkulu-kaçınan (dezorganize) bağlanma: “Yakınlaşmak istiyorum ama yakınlaşmak tehlikeli” çelişkisinin yaşandığı bu biçim, genellikle çocuklukta tutarsız ya da travmatik bakım deneyimleriyle ilişkilidir. Hem bağlanma hem kaçınma isteğinin eş zamanlı yaşandığı bu tablo, ilişkilerde en fazla kargaşaya yol açan gruptur.
En sık duyduğum sorulardan biri bu. Ve cevabım her zaman evet.
Bağlanma biçimleri yazgı değildir. Beyin, doğru koşullar altında değişebilir — buna nöroplastisite diyoruz. Bu koşullardan biri güvenli bir terapötik ilişkidir. Terapide, bağlanma örüntülerinizin nereden geldiğini anlamak, onları tetikleyen durumları fark etmek ve yeni tepki örüntüleri geliştirmek mümkündür.
Bir danışanım şöyle demişti: “Terapi başlamadan önce her ilişkide aynı filmi izliyordum. Sadece oyuncular değişiyordu.” Senaryo aynı kaldıkça oyuncuyu değiştirmenin bir faydası olmadığını zamanla anladı.
Aşağıdaki sorular üzerine düşünmek, kendi bağlanma örüntünüze dair ipuçları verebilir:
Sevdiğiniz biri size mesafeli davrandığında ilk tepkiniz ne olur — içiniz sıkışır mı, yoksa bunaltıcı bir kaygı mı hissedersiniz?
Tartışma sırasında içinizi dökmek mi daha zor, yoksa durumu kontrol altında tutmak mı?
“Zaten biliyordum, herkes gider” ya da “onsuz yapamam” düşüncelerinden hangisi size daha tanıdık geliyor?
Kendinizi açtığınızda ne hissedersiniz — rahatlama mı, yoksa savunmasız kalmış gibi bir endişe mi?
Bu soruların cevapları sizi bir yere koymaz. Ama kendinizi anlamak için iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Bağlanma sorunları üzerine çalışmak istiyorsanız, terapi bu konuda gerçek anlamda yardımcı olabilir. Seanslarda hem geçmişinizi anlamlandırabilir hem de bugünkü ilişkilerinizde farklı seçimler yapabilmek için somut araçlar kazanabilirsiniz.
Psk. Berfin Yılmaz — Bireysel ve Online Terapi
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.