Teknolojinin günden güne ilerlemesiyle hepimizin karşılaştığı çok belirgin bir sonuç var: Artık telefonlarımızı elimizden düşürmek, her geçen gün daha zor hâle geliyor. Pek çok konuda hayatımızı kolaylaştıran, bilgiye erişimi inanılmaz derecede hızlandıran bu dönemde, ne yazık ki beraberinde gelen yan etkiler de giderek artıyor.
Teknolojiye erişimin bu kadar kolay olmasının yarattığı en büyük sonuçlardan biri, sosyal medyanın hayatımızda giderek daha fazla yer kaplamasıdır. Eğer hepimiz ekran sürelerimize dönüp bakarsak, gün içinde en fazla zaman ayırdığımız uygulamaların sosyal medya platformları olduğuna dair güçlü bir tahminde bulunabilirim. Elbette istisnalar olacaktır; ancak çoğunlukla karşılaştığımız tablo budur.
Peki, sosyal medya kullanımı bizi nasıl etkiliyor? Bu etkilerin hem olumlu hem de olumsuz yönleri olduğunu söylemek mümkün. Sosyal medya sayesinde ilgi duyduğumuz alanlarla ilgili yeni bilgiler edinebiliyor, hayatımızı kolaylaştıracak önerilerle karşılaşabiliyor ve motivasyonumuzu ya da verimliliğimizi artırmaya yönelik içeriklere ulaşabiliyoruz. Doğru kullanıldığında sosyal medya; öğrenme, ilham alma ve gelişim açısından oldukça değerli bir araç hâline gelebiliyor.
Ancak tüm bu olumlu yönlerinin yanında işin bir de karanlık tarafı bulunuyor. Sosyal medyada karşımıza çıkan içerikler büyük ölçüde kontrolümüz dışında şekilleniyor. Yani yalnızca bize iyi gelen, motive eden ya da fayda sağlayan paylaşımları filtreleyerek kullanmamız çoğu zaman mümkün olmuyor.
Gün içerisinde bilgi edinmek amacıyla açtığımız bir uygulamada, birkaç dakika içinde kendimizi başkalarının başarılarını, ilişkilerini, tatillerini, fiziksel görünümlerini ya da kariyer yolculuklarını incelerken bulabiliyoruz. Bu içeriklerin büyük bir kısmı gerçek hayatın yalnızca seçilmiş ve düzenlenmiş bir bölümünü yansıtsa da zihnimiz çoğu zaman bu ayrımı yapmakta zorlanabiliyor. İşte tam da bu noktada sosyal medyanın en yaygın psikolojik etkilerinden biri olan sosyal karşılaştırma devreye giriyor.
Algımızın bir an için kendi hayatımızdan uzaklaşıp başkalarının sosyal medyada yansıtmayı seçtiği, çoğu zaman özenle seçilmiş ve düzenlenmiş hayatlara odaklanması, kendi yaşam koşullarımızı olduğundan daha yetersiz değerlendirmemize neden olabiliyor. Oysa sosyal medyada gördüğümüz şey, bir insanın hayatının tamamı değil; paylaşmayı tercih ettiği belirli anlardan oluşan bir vitrin.
Bu durum yalnızca yaşam standartlarımızı değerlendirme biçimimizi etkilemiyor. Beden algımızdan maddi koşullarımıza, kariyerimizden insan ilişkilerimize kadar pek çok alanda etkisini gösterebiliyor. Daha önce nötr ya da yeterli olarak değerlendirdiğimiz özelliklerimizi, başkalarının paylaşımlarıyla kıyaslamaya başladığımızda farklı bir gözle görmeye başlayabiliyoruz. Böylece sahip olduklarımıza daha dengeli bakabilme becerimizi kaybedip, kendimizi daha olumsuz ve eleştirel bir pencereden değerlendirme eğilimine girebiliyoruz.
Anlık olarak ortaya çıkıp geçen bu duygular, ilk bakışta zararsız gibi görünebilir. Ancak zaman içerisinde birikerek yaşamımızdaki tatminsizlik duygusunu artırabilir. Kendimizi normalde olduğumuzdan daha huzursuz, daha gergin ve daha yetersiz hissedebiliriz. Çünkü sürekli olarak daha fazlasını, daha iyisini ve daha mükemmelini gördüğümüzde, elimizde olanları takdir etmek giderek zorlaşabilir.
Bu durum yalnızca duygusal dünyamızı değil, davranışlarımızı da etkileyebilir. Kendi sınırlarımızı ve ihtiyaçlarımızı göz ardı ederek standartlarımızı sürekli yükseltmeye çalışabilir, bedenimizin verdiği sinyalleri dinlemeden kendimizi aşırı yorabiliriz. İdeal olarak gördüğümüz beden ölçülerine ulaşmak uğruna sürdürülebilir olmayan egzersiz programlarına yönelebilir ya da fiziksel ve psikolojik sağlığımızı zorlayan beslenme düzenleri uygulayabiliriz.
Bu nedenle sosyal karşılaştırmanın etkilerini küçümsememek ve bu döngünün farkına varmak büyük önem taşır. Çünkü çoğu zaman sorun, hayatımızın yetersiz olması değil; hayatımızı başkalarının özenle seçilmiş kesitleriyle kıyaslıyor olmamızdır. Farkındalık geliştirmek, sosyal medyanın üzerimizdeki etkisini azaltmanın ve kendi yaşamımıza daha gerçekçi bir perspektiften bakabilmenin ilk adımıdır.
Sosyal medyanın temelinde dikkat ve tüketim ekonomisi yer alır. Bu nedenle yalnızca telefonumuzu ters çevirip bir kenara bırakmayı düşünmek çoğu zaman yeterli olmayabilir. Çünkü kullandığımız platformların büyük bir kısmı, bizim mümkün olduğunca uzun süre ekranda kalmamız ve içerikleri tüketmeye devam etmemiz üzerine tasarlanmıştır. Sonsuz kaydırma özelliğinden bildirimlere kadar birçok unsur, dikkatimizi sürekli olarak platformda tutmayı amaçlar.
Bu nedenle yaşadığımız zorlanmaları yalnızca irade eksikliği olarak değerlendirmek doğru değildir. Karşımızda, bizi daha fazla etkileşim kurmaya ve daha fazla içerik tüketmeye yönlendiren güçlü bir sistem bulunmaktadır. Yani tablo, dışarıdan göründüğü kadar masum değildir.
Bu yüzden sosyal medya kullanımımıza dair farkındalık geliştirmeye çalışırken, bunun hem önemli hem de zaman zaman zorlayıcı bir süreç olabileceğini göz önünde bulunduralım. Ancak unutmayalım ki zihnimiz, otomatik olarak yaptığı karşılaştırmaları fark etmeye başladıkça güçlenir. Ne zaman bir içeriğin bizde ne hissettirdiğini fark eder, ne zaman kendimizi başkalarıyla kıyasladığımızı yakalarsak, o zaman seçim yapabilme gücümüz de artar. Farkındalık, sosyal medyanın etkilerini tamamen ortadan kaldırmasa da onların üzerimizde kurduğu etkiyi azaltan en güçlü araçlardan biridir.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.