Çağımızın gerçekliğinde yaşayan, kendini ve diğer insanları biraz olsun gözlemleyebilen her dikkatli insan, kaygının özellikle son yüzyıla ait derin bir olgu olduğunu fark edebilir. Kaygı özellikle 1945 atom bombasından sonraki dönemlerde örtük bir süreç olmaktan çıkıp apaçık bir problem olarak kendini açıkça göstermiştir (May, 27). Bu süreçten dolayı, düğüm noktası olan bir problem olarak kabul görmekle kalmamış; kendini edebiyat, ekonomi, siyaset ve sosyoloji gibi pek çok alanda da göstermiştir (May, 33).
Çalışmamızdaki mantıkdışı inançlar (reel-akılcı olmayan inançlar) ile ilgili, psikoloji biliminde pek çok ekolde istikrarlı tanımlar yapılmıştır. Mantıkdışı inançlar, duygusal sorunlar oluşturan, kişinin hem psikolojik hem de bedensel zayıflığa sürüklendiği, bilişsel çarpıtmalar ve olumsuz otomatik düşüncelerle beliren bir süreçtir (Boyacıoğlu, 29). Mantıkdışı inançlarda düşünceler aşırı abartılır. Genelleştirilir. Ampirik gerçeklere aykırıdırlar.
Kişilerde bu durumların oluşması süreçlerine baktığımızda genellikle çocukluk dönemi nesne ilişkileri problemleri görmekteyiz. Aile ve kültür şemaları fazlaca etkilemektedir. Doğuştan gelen bireysel farklılıklar da süreci etkilese de insanlarda mantıkdışı inançlar temel olarak dört sebepten dolayı şekillenirler. Birinci sebep, çocuğun şimdiki durum haz ve doyum noktasında ısrar etmesi ve gelecekteki doyuma tercih etmesidir. İkincisi, nesne ilişkilerinde mantıkdışı inançlar ve şemalar vardır ve bunlar çocuğa geçmektedir. Üçüncüsü, çocukta bağımlılık şeması vardır. Dördüncüsü ise, medyanın etkisinin tüm süreç içinde görülmesidir. Bu oluşumlar, kişinin mantıksız düşüncelerini artırırken bu süreçlerin daha da büyümesine neden olmaktadır (Oğurlu, 2006).
Bu çalışmadaki amacımız, kaygının çocukluk ve özellikle ergenlik dönemindeki mantıkdışı inançlarla olan ilişkisini incelemektir. Kuramsal çerçeveden hareketle, ergenler için mantıkdışı inançlar ölçeği ve sürekli kaygı envanteri kullanılmıştır.
Çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde yaşanılan korkuların sonraki beliren yetişkinlik ya da yetişkinlik dönemlerini etkilemektedir. İleriki dönemlerde bazı tehditlere verilen tepkilerin de tüm bu alanlarla ilgili olduğu düşünülür. Ancak yapılan araştırmalar bizi şaşırtmaktadır. Çocukluk dönemlerine dair aktarılan bilgilere göre, aslında mevcut kaygıların hiç yaşanmamış deneyimlerle de ilgili olduğu görülmüştür. Örneğin, çocukluk döneminde hiç aslan, maymun ya da palyaço görmemiş ancak kişi yetişkinlik dönemlerinde oldukça fazla bu alanda korkular yaşamıştır (May, 131). Dolayısıyla bu dinamik, korku, kaygı ve yetişkinlik döneminde beliren mantıkdışı inançlarla arasındaki ilişkiyi sorgulamamıza sebep olmuştur.
Genelde karşılaştıkları olaylara karşı felaketleştirme ve abartma yöneliminde olan çocuk ve ergenler, korku ve kaygı eşliğinde olaylara bakış açısı geliştirirler. Tüm bu kaygı ve korku dinamikleriyle bu bağlamda fazlaca ilişkili olan mantıkdışı inançlar görülmüştür (Çivitçi, 29).
Çocuk ve ergenlerde görülen mantıkdışı inanç dinamiklerinin başında, kişilerarası ilişki kaygısı, konuşma kaygısı ve sınav kaygısı gelmektedir (Çivitçi, 33).
Araştırmada nicel çalışma yapılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Katsayısı ve Standart Çoklu Regresyon Analizi teknikleri kullanılmıştır. Detaylı bir şekilde ifade edersek, bu araştırmada ergenlerin cinsiyetlerine göre mantıkdışı inançları ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma grubu 236 öğrenci grubundan oluşmaktadır. Mantıkdışı İnançlar Ölçeği ve Sürekli Kaygı Envanteri kullanılmıştır.
Üç alt ölçek vardır. Başarı talebi, saygı talebi ve rahatlık talebi formlarıdır. Tüm grupta sürekli kaygı puanları ile, mantıkdışı inançlar ölçeği ve tüm bu alt ölçekler arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Regresyon analizinde ise, kız ve erkeklerle toplam grupta sadece rahatlık talebi değişkeninin sürekli kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğunu göstermektedir.
Araştırma grubu olan 236 öğrenciden cinsiyetlerine göre sürekli kaygı ile kullandığımız üç alt ölçek olan rahatlık, başarı ve saygı talebi arasındaki ilişki; sürekli kaygı ve mantıkdışı inanç puanları arasında pozitif yönde ve orta seviyede görülen anlamlı ilişkiler görülmüştür. Burada, toplam grup (.32), erkek (.41) ve kız (.30)’dır (Çivitci, 32).
Sürekli kaygı ve başarı talebi puanlarında ise; toplam grupta (.17) ve erkeklerde (.24) anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ancak kızlarda anlamlı bir ilişki gözlemlenmemiştir. Sürekli kaygı ve rahatlık talebi puanlarında ise; toplam grupta (.36), erkek (.42) ve kızlarda (.34) anlamlı ilişki gözlemlenmiştir (Çivitci, 32).
Sürekli kaygı ve saygı talebi puanlarına göre ise; erkek ve kızlarda anlamlı bir ilişki bulunmamasına rağmen, toplam grupta anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Erkeklerdeki sürekli kaygı ile başarı talebi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ancak bu anlamlı ilişki kızlarda gözlemlenmemiştir (Çivitci, 33).
Beklenen görevleri yerine getirmeye tahammülsüzlük boyutları ile kurallara uymaya tahammülsüzlük ile sürekli kaygı arasında bulunan olumlu ilişkiler, bu araştırmanın bulguları ile uyumludur. Aynı zamanda bu araştırmada sürekli kaygı ile adalet talebi arasında oldukça düşük bir ilişki olduğunu gösteren bir bulgu vardır. Bu bulgu, bu araştırmadaki saygı talebi ile sürekli kaygı arasındaki düşük ilişkiye paralel benzerlik gösterir. Ayrıca, sağlıklı olmayan olumsuz duygular ve mantıkdışı inançlar arasındaki etkileşimi vurgulayan literatürdeki görüşleri doğrular niteliktedir.
Erkek öğrencilerdeki mantıkdışı inançlar ve sürekli kaygı ilişkisi kız öğrencilere göre daha yüksek çıkmıştır. Dolayısıyla mantıkdışı inançların kaygı üzerindeki etkisinin erkeklerde daha fazla olduğu izlenimini verir. Kızlarda sürekli kaygı ile başarı talebi arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmemişken, aynı korelasyon erkeklerde pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki düzeyinde gözlemlenmiştir.
Regresyon katsayılarının anlamlılığı açısından t testi sonuçlarına göre yorumlayacak olursak, sadece rahatlık talebi değişkeni sürekli kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olmuştur. Saygı talebinin ve başarı talebinin etkilerinin önemli bir niteliğe sahip olmadığını da görmekteyiz.
Gerek kız ve erkek öğrenci alanında gerekse tüm öğrencilerde sürekli kaygıyı yordayan değişkenin rahatlık talebi olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla öğrenciler ilk ergenlik döneminde yaşamın mutlaka sorunsuz rahat olacağına inanırlar. Rahatsızlık olma ihtimali kaygısını da yaşarlar. İşte bu kaygı, başarı ve onay elde etmeye dayalı benlik kaygısından daha fazladır. Ancak ergenlerdeki gelişimsel faktörlerin mantık dışı inançlar üzerindeki etkisini daha geniş kapsamlı araştırmak için rahatlık talebinin ve diğer mantık dışı inanç boyutlarının dönemsel özelliklere göre araştırılması gerekmektedir.
Bu araştırmada elde edilen sonuçlar, mantıkdışı inançların sürekli kaygı ile orta seviyede pozitif ilişkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Tüm grupta ve özellikle erkeklerde başarı talebi ile sürekli kaygı arasında düşük ancak anlamlı bir ilişki bulunurken kızlarda anlamlı bir ilişki gözlemlenmemiştir. Mantıkdışı inanç boyutlarının sürekli kaygı üzerindeki yordama etkisine baktığımızda, sadece rahatlık talebi değişkeninin sürekli kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğunu görmekteyiz. Başarı ve saygı talebi değişkenlerinin önemli etkiye sahip olmadığını görmekteyiz.
• Ergenlerdeki sürekli kaygı ile mantıkdışı ilişkiler arasındaki ilişkinin zamana bağlı değişimini incelemek için boylamsal araştırmalar yapabiliriz
• Evren ve örneklem detayları bulguların genellenmesinde sınırlılık oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu konuda yeni araştırmalar yapılırken daha geniş kapsamı olan alanları tanımlamak iki değişken arasındaki ilişkinin daha kapsamlı değerlendirilmesine fırsat verecektir.
Çivitçi, A. (2006). Ergenlerde mantıkdışı ve sürekli kaygı ilişkisi. Eğitim Fakültesi Dergisi,
7(12), 27-39.
May, R. (2021). Kaygının Anlamı. Okuyan Us Yayınevi.
Boyacıoğlu, N. E. (2010). Ergenlerde mantık dışı inançlar ve sınav kaygısı. İstanbul
Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Oğurlu, U. (2006). Düşünsel Duygulanımcı Davranış Terapisi (DDDT) odaklı grupla
psikolojik danışmanın ergenlerdeki benlik saygısı düzeyine etkisi. Mersin Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Mersin.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.